4 Aralık 2013 Çarşamba

ENGELLİ OLMAK ZOR İŞ


Kamera; Güven Düden Şelalesi - Antalya


Kamera; Güven  Düden Şelalesi

Geçmişin izleri;tabiatın muhteşem çığlıkları, yaşamın
muhteşem yeşermesi;hepsi döngünün,dönüşümün 
bitmeyen hedefleri adına...
ENGELLİ OLMAK ZOR ŞEY!

 Engelli olmak zor şey; hele hele Türkiye’de yaşıyorsanız daha da zor… Bilinen rakamlara göre Türkiye nüfusunun yüzde 12,5, yani 8,5 milyon insan engelli. Bazıları doğuştan, bazıları sonradan; engelli durumuna düşüyorlar; bedenlerinden bir parça kaybediyorlar.

  Antalya Tekirova’nın çam kokulu caddelerinde gezerken üçayağı olan köpeğin verdiği mücadeleyi izledim; ön ayaklarından birisi kaza sonucu kesilmişti. Hayvan sevgisini kaybetmemiş birkaç sevgi dolu insan köpeği büyük telaşla veterinere getirip yaşama kazandırmışlar.

 Köpekler, atlar dört ayakları olunca doğanın doğallığı içinde koşarlar; alımlı, coşkulu, alabildiğince özgür… Altın sarısı tüyleri olan köpeğin bakımlı bedeni, yaşam içinde var oluşu üçayağı ile zor da olsa, etrafı dolaşmak, yine o eski günlerin hatırına yeşilliklerin, ağaçların etrafında tur atma alışkanlığı adına, üçayağı ile zorlanarak yürüyordu. Bu yürüyüş, buruktu eksikti; ama yaşamın içinde, insan olma telaşı duyduğumuz zamanlardaydı.

 Türkiye Sakatlar Birliği Başkanı ve bedeninden bir veya birkaç parçası eksik olan insanlar haykırıyor; bizde canlıyız, bizim de yaşam hakkımız var; bir uzvumuzun eksik olması, bizim yaşamdan kopuk olacağımızı göstermez; unutmayın; bir gün sizde engelli olabilirsiniz!

 2005 yılında AKP hükumeti tarafından engelliler için çıkarılan yasada; yedi yıl içinde kamusal alanların, binaların, toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hale getirilmesini zorunlu kıldı. Engellilere, pozitif ayrımcılık yapılacak; böyle karar alınmış, uygulanma sözü verilmişti.

 Kamusal alanları, binalar, toplu taşıma ve daha duyarlı belediye başkanlarının şehirlerinde değişmeler hızla ortaya çıkmaya başladı. Görünüşte benim şehrimde de engellilerin yürüyeceği kaldırımlar var güya! Yarısı eğri büğrü, yarısı; kırık dökük kaldırımlar… Kesintiye uğramadan geçebilecekleri bir yer yok gibi… Engelli olmak zor sanat elbet; ama engelli olmayanların bile zorlandığı bir şehirde yaşıyoruz; trafiğin canavarlaştığı, kaldırımların, parkların yetmediği bir şehir…

 Antalya şehri turizmin en fazla etkilediği illerimizden birisidir. Paha biçilemez doğası, ormanların, dağların yuttuğu sayısız antik şehri ve hızla değişen şehir yapısı; Akdeniz’in renkten renge, kokudan kokuya geçiş törenlerinin yapıldığı yerde bile engelliler zorlanıyorsa, büyük sıkıntı yaşıyorsa; varın gerisini siz düşünün!

 Likya, Termessos gezi programı içinde geçirdiğim dört günlük Antalya zamanlarında insani açıdan mutlu olduğum güzellikler fazlaydı; yeşili, tarihi, güneşi, dağı, ormanı ve Liman Aynalı Lokantasının şen garsonu Abdullah, Asya Lokantasının enerji, marifet deposu olan garson Mehmet’i, falezleri, yasemin çiçekleri, limon, portakal bahçeleri, taşa düşen insan ruhu ile bir sürü şey…

 Hava limanına beni götürecek otobüsü beklerken; Antalya şehrini sevmem için ne kadar çok şeyin olduğunu da düşündüm. Sadece bir tek şey değil; onlarca şey… Bütün bu güzel düşünceler içinde yakınıma bir engelli yaklaştı. Yürüme engelliydi. Engelli arcı içinde ve Antalya'nın geniş kaldırımlarında huzurlu bir günün içinde o da otobüs beklemeye başladı. Birkaç dakika sonra yaklaşan bir otobüs onu gördüğü halde, görmemezlikten gelerek bir sürü insanı üst üste alarak yoluna devam etti. Sonra, bir otobüs daha geldi; onun şoförü de yerim dar, yerim yok; görmüyor musun diyerek engelliye pozitif ayrımcılıktan öte negatif iticiliğin en negatif haliyle; bakmadı bile.

 Antalya'nın turizmle değişen insan yüzü; insanları da değiştirmeye başlamıştı; özellikle kadınlar; durakta bekleyen engelli adamı almayan otobüs şoförlerine ve engelliyi yok sayan bir an önce otobüse binenlere tepki göstermekte gecikmediler. Üç kadın, yürüme engelli adamı olmayan araçların plakalarını aldılar ve engelli adama teslim ettiler.

 Engellilerin günlerini kutlamak güzel bir şey; ama engellileri bu toplumda yaşayan bir canlı gibi kabul edip, onların yerine kendimizi de koymak; bunca telaşı, kargaşayı azcık kenara bırakıp; görmek, dinlemek ve anlamak,daha da güzel…

  Güven Serin



2 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Her yazınızı ilgi ile okuyorum ama bu kez daha bir etkileyici geldi anlattıklarınız. Çünkü fonda benim yaşadığım,aşık olduğum kenti anlatıyorsunuz. Elbette yazının ana fikri fonunda betimlediğiniz kent görüntüsünden daha önemli. Benim hayat arkadaşım da bir engelli. Yaşamının en verimli en ele avuca sığmaz yıllarında kısıtlandı dünyası. Onunla birlikte ben de yaşadım, yaşıyorum tüm sıkıntılarını. Bakmayın siz yasalarda verilen sözde haklara. Önemli olan işlevsellik. O süslü yasalar hep kağıt üzerinde kalıyor bu ülkede. Aslında hepimiz her an bir engelliye dönüşebiliriz. Bu ihtimalle yüz yüze olduğumuzu kavramamız belki sorunları bir ölçüde çözebilir.

O üç bacaklı köpeğin durumunu anlayabiliyorum. Onların da farkındalıklarının ve duygularının fazlası ile olduğunu bilenlerdenim. Zaten ülkemizde sokaklarda yaşam savaşı veren hayvanların çilesi çok fazla. Bir de engelli olması zorun zoru. Umarım o ve diğerleri korunur, gözetilir. Bu konularda söylenecek ne çok söz var. Sustum..

GÜVEN SERİN dedi ki...


İç içe geçmiş yaşamların olduğu diyarda yaşamanız ve yaşam içindeki diğer canlılara itina ile, sevgi ile yaklaştığınızı biliyorum; ve bütün bunları bilmek, bizi üzen, yeterince duyarlı olmayan,hatta yok edici mantık ve eylemlerde bulunanları görüyorken bir teselli, bir ümit oluyor bana.

Teşekkür ederim;taşa adanmış yüzlerce yıl önce yaşamış kahramanlara sunulan onur belgeleri gibi onur ve sevgi paylaşımı içinde...