24 Nisan 2014 Perşembe

EMEKLİ OLUNCA TEKİRDAĞ'DA YAŞAYACAĞIM


Kamera; Güven Tekirdağ
Issızlığın hikayeleri burada yazıldı; yanık sesli kızların
üzüm çiğnediği, şarabın kutsandığı bin bir çiçeğin,böceğin
yerleri...


Kamera; Bülent Tekirdağ
Düşünce burada üretildi. Hasat burada verildi.
Heyecanlar,acılar burada döllendi...

Kamera; Güven   Tekirdağ

Bir yerlerde güneşler doğar ve bir yerlerde batar.
Döngü bütün şirretliği, bütün marifeti ve muhteşem
matematiğiyle sizi kandırır; yaşama, davet eder...


EMEKLİ OLUNCA TEKİRDAĞ’DA YAŞAYACAĞIM



 Günün sürprizi Ankara’da yaşayan öğretinin ve sanatın içinde olan arkadaşımın aramasıyla yaşandı.

 Alo, Güven; Ben Tekirdağ'a geliyorum… Sürpriz dedik ya, birden toparlayamadım kendimi, kadim zamanların arkadaşı, gülmenin gerçek yüzü, sanata ve öğretilere adanmış bir insan…

  Bazen insan sezgileri işe yarar; güzelleştirir, heyecan verir insana; tıpkı, bir buluşun, bir keşfin verdiği heyecanı gibi; sarılırsınız özlediğiniz sarılan bedene… Buluşma yerimizi hiçbir şekilde söylemeden ve onların ev sahipliğini yapan başka Tekirdağlı arkadaşların da seçeneği olan limana geldiler; şeftali ağacının, o meşhur iğde ağaçlarının bulunduğu limana…

 Arkadaşım, arkadaşlarıyla birlikte epey kalabalıktı. Kahveler, çaylar söylendi. Herkes kendi hislerine uygun alan sohbeti en yakınında olanla paylaşmaya başladı. Biliyorduk zamanın kısacık, güzel olan her şeyin kıt olduğunu ve bize ayrılan zaman sadece yarım saatti.

 Özlem dolu bir el, gülümseyen bedenler ile kırk yıllık dostluğun şerefine yudumlandı çaylar. Martı bizim şerefimize bir kez daha daldı limanın bulanık sularına. Ve yine ıskalamadan uçtu ganimetiyle birlikte.

 Arkadaşımın Ankara’da yaşayan arkadaşı Tekirdağ'a daha önceleri de gelmiş. Arka mahalleleri de görmüş. Sevmiş durağan şehrimizi. O sevginin, limanın sakin dinlendirici havasının da etkisiyle

 “ Emekli olunca Tekirdağ da yaşamak isterim.”

 Tekirdağ, coğrafi açıdan, denizi ve dağlarıyla, ovalarıyla, mitolojik hikayeleriyle farklı olan güzel şehir. Elbet yaşanacak bir yer ama ben yine onu kendi irademin seslenişiyle sınamak istedim;

 “ Tekirdağ güzel bir şehir, sakin ve güvenli! Ama henüz bir kent olamadı…” Arkadaşımın çocuk yüzlü arkadaşı o içten cevabı verdi;

 “ Keşke hiç olmasın! Hep böyle kalsın!”

 Henüz kent olmamış şehrim bu hâliyle beğeniliyor; hatta bir insanın en değerli zamanlarını geçireceği dinlenme zamanı için düşünülüyor. Bize garip gelse de, bir de bu şekilde düşünen insanın yaşadığı büyük şehri, kargaşayı, gürültüleri düşündüm. Her yan büyük beton, çelik binalarla, donatılmış. Bir de medeniyetin gürültü kokan araçları; binlerce, milyonlarca aracı yan yana düşününce, şehirler, en güzel kentler; başkentimiz bile, emekli olunca yaşanılacak bir düşten sayılmıyor…

 Günün sürprizi yaşandı bitti. Arkadaşımla hasret giderdik, nadide, kıt olan güzel bir çiçeğin bulunuşu ve gözden yitişi gibi “hoşça kal” dedik, dostlukların yüce hatırına…

 Hazır limana, iğde kokan martıların sörf yaptığı yere gelmişken, birkaç arkadaşımı daha görmek istedim. Fatih Ağabey günün güneşli hatırına, doğduğu, büyüdüğü yerin anılarıyla limanın küçük teknelerine bakıyordu. Yine her zamanki seslenişiyle;

 “ Nasılsın güzelim. Gel çay içelim.” 

Fatih Ağabey Mustafa Amcanın mirasıdır bana. Onun sayesinde tanıştık. 86 yaşında yaşam yolculuğunu sonlandıran Mustafa Amcayı da anarak, hatırlayarak, limanın efendisini bir kez daha andık.

 Sıra şehrimizin diğer renklerine geldi. Mustafa Amcayı rahmet, minnet ile andıktan sonra; Bizim Dağlı da buranın rengidir, dedim. Bizim Dağlı dediğimiz, insan kılığındaki viran görünüşlü Mehmet. Ağzında bir tek dişi kalmasa da, aklı, bildik insan kurnazlığıyla, aleviyle yoğrulmamış olsa da, o bizim şehrimizin kıt olan insanlarından…

 Fatih Ağabey ile bu konuşmaları yaptık. İlgi ile dinlediği konuşmaya o da bir ekleme yaptı;

 Dağlı Mehmet, burasının rengi olan bu insan, aynı zamanda burasının bir kültürü oluyor değil mi?

 Elbet! Ben onunla ilgili birkaç yazı da yayınladım Habertrak Gazetesinde. Fatih Ağabey biraz daha gülümsedi ve göğsü onurlu bir insanın göğsü gibi kabartı ve konuşmasına devam etti;

 Şimdi daha iyi anlıyorum; kafamdaki resim iyice netleşti. Geçen gün, ellerinde fotoğraf makinesiyle bir sürü insan gelmişti limana. Dağlı Mehmet’in fotoğrafını çektiler. Hem de saatlerce uğraşarak…

 O bir kültür değil mi?

Evet, o bir kültür; onu farklı buldular. Doğal buldular… Bilinen, insan yüzlerinden, sürüleşmiş, kurnaz ve değerlerini yitirmiş, yaşam kavgası diye, umursamazlığın içine, pişkinliğin miskin uykusuna yatmış insanlardan farklı; her haliyle, doğal, organik ve orijinal; yani özgün bir canlı; olduğu gibi görünen…

 Ankaralı arkadaş, arkadaşımın arkadaşı, emekli olunca Tekirdağ da yaşamak istiyor; tıpkı Bizim Dağlının krallığı olan limanda büyük mutluluk, huzur duyduğu gibi, bir parça ekmek ve suyun da ne büyük lütuf içinde insanı huzurlu ve farklı kıldığının inancı ile…

  Güven Serin






2 yorum:

Hamiyet Akan dedi ki...

Tekirdağ sessiz huzurlu bir yer kalınmaz mı hiç :) Günaydın Güven mutlu günler ve sıcacık güneşler seninle olsun :)

Guven dedi ki...

Merhaba Hamiyet;günaydın. Teşekkür ederim;sağlık ve huzur,senle olsun..