20 Aralık 2014 Cumartesi

21 ARALIK, BİRAZ DAHA IŞIK


ÖKSEL DEMİR-TEKİRDAĞ

Bir şairin inceliğini, bir yazarın dikkatini,
bir dostun gülümsemesini görebilirsiniz onda.


TEKİRDAĞ LİMANI
İğde Ağaçlarının,kuytu düşlerimizin
limandan Marmara'ya,oradan Ege'ye, Akdeniz'e
açıldığı yer...

21 ARALIK, BİRAZ DAHA IŞIK

  Çalışmamı kaleme almaya başladığım zaman dilimi 19 Aralık akşamıydı. İki gün sonra günlerin uzamaya başlayacağını, biraz daha ışık alacağımı düşününce ışığın önünde bir kez daha saygı duruşu yaptım.

 İnsanın insan olma yolculuğunda ne kadar çok şeyi düşünerek, görerek mutlu olma ihtimali var. Sevdiğimiz bir insanla liman çay bahçesinde bir çay içmenin bile önemi tartışılmaz derece büyük…

  Bende öyle yaptım; bu öneme bir ömrün adanmışlığı içinde değer vermenin istikrarıyla Öksel Demir’i aradım. Şans benden yanaydı. Çarşıya gelmiş. Bir çay teklifime şair, yazar heyecanı içinde evet dedi. O bir şair, yazar… Aynı zamanda Tekirdağ Sanayinin öncülüğünü yapmanın yanında öğretici-öğretmen yanını da vurgulamak isterim.

  Tekirdağ Limanı, iğde ağaçları bir Aralık gününü daha yaşıyordu. Kedilerin bakımlı oluşu iyi beslendiklerini gösteriyordu. Küçük kayıkların ruhumuza can katan insan sıcaklığı her zaman var olacağı bir ihtiyaç… Balıkçı Ayhan kendi rızkına çoktan razı olmuş tebessümle kıyıya yanaşmakla meşgul. Gün-güneş doğudan batıya çekilmek üzere; büyük yaşam enerjisi, görkemli bir dönüşüm yapıyor.

  Limanın tanıdık garsonları Birol ve Mehmet vardiya değişimine hazırlanıyorlar. Gün geceye, gece de güne hazırdı. Güneş; döngünün milyarlık hatırına bir daha geçiyordu diğer yarım küreye.

 Öksel Bey çayımı yudumlarken geldi. Sıhhatli bir tebessüm içinde “ kasket yakışmış” dedi. Başımdaki kasket; başa, bedene önem vermenin koruyucu nesnesi; gülümseyerek teşekkür ettim.

 Güne yakışmış olan ise güneşin liman üzerinde oluşturduğu raksıydı. Pırıltı, görünen zamanı bilinen bütün kirlerden arındırıyordu. Çaylar söylendi. Tekirdağ’ın geçmişine, Öksel Bey’in çocukluk zamanlarına değer katmış Frişka rüzgârından, Hora Fenerinden, şiirlerden, şairlerden söz ettik.

 İyi haber, Öksel Bey’in yakın zaman içerisinde çıkarmaya düşündüğü şiir kitabıydı. Tekirdağ’a öncü olmuşluğun şairi, yazarı biraz kırgın da olsa; içindeki güneşi; evrenin güneşi gibi gün yüzüne çıkarma mecburiyeti içinde; doğal bir salanımın yüksek iteneği heyecanını gürdüm yaşam taşıyan şairin, yazarın gözlerinde.  

 “Biraz daha fazla ışık! Açın pencereyi; ışık, biraz daha fazla.” Seslenen şairin sesi, ruhu duyuyor, görüyor gibi bir parça ışığın hiçbir zararı olmayacağını, yaşama milyarlık hücreleriyle tutunan insanlar için çok kıymetli olduğunu biliyorum. Doğanın yaptığı hazırlığı da; kabaran toprağın, doğuma hazırlanan tohumları; yaşam için pusuya yatmışlar; öteden beri…

  Her gün, bir dakikalık ışık damlasıyla ödüllendirilecek. Her gün, biraz daha fazla ışık alacak aç, susuz bedenim. Açlığım, susuzluğum öğretilerden yanadır. Hiçbir insan ömrünün yetmeyeceği, yetemeyeceği öğretiler… İçinde sevgi olan; yaşam ve barış kokan; sınırları yerle bir eden; insanlığı ayrıştırmayan öğretilerden…

  Geceye ilerleyen gün içinde; doğudan batıya ilerleyen ışığın senfonisiyle Öksel Bey gibi değerli bir yazar, şair dostun yarım saatlik sohbetiyle güne fazladan damlayacak ışığa teşekkür ederken, yaşamıma akan birkaç değerli öğretiye minnet duydum.

  Fikret Muallâyı andık. Sait Faik’i, Cemal Süreya’yı… Bir şairle, yazarla oturursan, ilk önce insanı kurtarırsın; bir parça felsefe, biraz sanat, biraz da şiirle…

 
 Güven Serin  

Hiç yorum yok: