28 Ağustos 2012 Salı

KUANTUM FİZİĞİ ve DANS


Kamera; Güven  Assos

Bir kadın, hafif çakırkeyif kendi dansını yapıyor;
varlığını, varoluşunu hissettiği coşkunun
tarih, mitoloji ile buluşmanın dansı...


KUANTUM FİZİĞİ ve DANS

  Kuantum Fiziği bir dalganın olası değerleri üzerine; yani evrende büyük patlamadan sonraki titreşimler üzerine ve o titreşimlerin varsayıldığı bir teorinin adıdır. Dans da insanın büyük evrenin sonsuzluğu içinde yaşam dolu dünyanın insan eliyle ve yine insanın içindeki titreşimler sonucu yapılan bir sanattır.

  11 Ağustos tarihli Mimesis Dergisinin internet sayfasında “Büyük Patlama, Kuantum Fiziği ve Dansı” başlığı altında bir çalışma dikkatimi çekti. Evren ve insan fiziğin yasalarıyla çok daha iyi anlaşılır hale gelir. Fizik ve matematik bilimini yok sayan memleketlerin toplum yaşamları ve gelişmeleri de ortadadır. Daha iyi memleketlere göç etme yarışında büyük rüyalar görmektedirler.

  Aslında etkilendiğim konu bize oldukça yabancı olan danstır. Kargaşa ve savaş kültürünü bu kadar yüceltip, insan denen canlının ruhsal zenginliğini ve zarafetini ortaya çıkaran danstan da bu kadar uzak kalışımız çok acı bir gerçektir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu büyük boşluk görülmüş ve bozkırın ortasında küllerinden doğan halka sevdirilmeye çalışılmıştır. Daha sonraları Küçük Amerika Düşleri, bedava yaşam ve muhteşem köşeyi dönme törenleri arttıkça dans, sıradan ve önemsiz bir şey gibi görülmüştür. Çöl yasalarında dansın önemi yoktur. Dansözlük geçerlidir, köçeklik geçerlidir; seyir etmeye susamış kara yağız delikanlılara.

  Mimesis Dergisinin konusu 22 Mayıs tarihinde koreograf Lar Labovitch Moskova’da koreografi dalında Benois De La Danse ödüllünü aldı. Törendeki konuşması derginin ana konusu olmuş.

  Lar Labovitch evrenden ona geldiğini söylediği titreşimleri hissederek şu seslenişi yapıyor;

Çılgın bir sebepten dolayı dans yapıyorum. Daha da çılgın olan dünya bunu benim yapmama izin veriyor. Albert Einstein – büyük patlama ile başlayan- evrene çok geniş bir bakış açısı geliştirdi. Ve şimdi, kuantum fiziği, tam karşı taraftan, bildiğimiz evrendeki her şeyin küçük titreşim enerji şeritlerinden oluştuğunu ortaya çıkardı. Bu teori Sicim Teorisi olarak adlandırılır. Bu podyum, yer, oda, bizler ve içimize çektiğimiz hava, bu trilyonlarca mini minnacık titreşen enerji şeritlerinin eşi olmayan uyumlarından ibarettir. Sicim teorisinin bu mucize güzelliğine, her bir titreşen şeridin bir tür ses çıkardığı ve sürekli olarak diğer şeritlerler ile uyum içinde etkileştiğini de eklemek gerekir. Bu bir viyolonsel yayının birkaç tel üzerinden çekilmesiyle birden fazla telin beraberce titreşmesi ile çıkan sesin, tek bir telden çıkan sese göre daha güzel ve karmaşık olması gibidir.”

  Dansı etmeyi bir iş ve yaşam biçimi haline getirmiş Lar Labovitch içindeki coşkuyu, dans etme duygusunu bu şekilde açıklıyor. Yani büyük patlamadan sonra evrende var olan titreşimleri algılayarak…

  Evren bu kadar güzelken ve sonsuzken, bizim ülkemizde bize-bizlere bu kadar uzak kalması, evrene açılan, evreni anlamaya çalışan ulusların bu kadar az oluşu da düşündürücüdür. Neredeyse sekiz aylık bir yolculuktan sonra Marsa insansız hava taşıtı yollamayı başaran ABD, diğer ülkelere ülke içişlerine baktığı gibi bilime, fizik ve matematik yasalarına baksaydı bu başarılara ulaşması mümkün olmazdı.

  Dans, müziğin nağmelerini duyan kulakların iç coşkusuyla ve evrenden gelen titreşimlerin insan algısıyla buluşmasının büyük gösterisidir. Dans aynı zamanda insanın özgüveni, ritim ve zekânın güzel görüntüsüdür. Erkeğe de, kadına da oldukça yakışır. İyi bir dans ruhuna sahip olan insan, silahtan, barbarlıktan, hilebazlıkta da o kadar uzak iyi bir vatandaş-yurttaştır. 

  Konumuz dans ve kuantum fiziğiyse ve bu işi en iyi anlayıp yapanlardan birisi Lar Labovitch ise, ona kulak vermeye devam ediyorum;

“Geçenlerde verdiğim bir derste öğrencilerimden bana dansı tanımlamalarını istedim. Birçok güzel fikir ortaya atıldı. Fakat bir tanesi öne çıktı, özellikle de bu konu ile ilgiliydi: Dans ruhun titreşimidir ve müzik çaldığında bedeni dans için harekete geçirir. Bu tanım ile beraber eğer kuantum evreni müzikten ibaret ise o zaman hepimizin dans ettiği sonucuna varmak mantıksız değil.

 Bana ne iş yaptığımı soracak olursanız, dans yaptığımı söylerim. Nedenini bilmiyorum. Nedeni çok da önemli değil.

  Ben dans yapmayı seviyorum. Yaptığım bütün danslar dans etmek ile ilgili seviyorum ve bu benim için önemsiz, küçük bir konu değil. Einstein’in patlaması kadar büyük ve kuantum şeritleri kadar büyülü. Yapıyorum çünkü yapmak zorundayım. Neden diye sormayın. Açıklayabilecek durumda olsaydım bile açıklamazdım.”

  Hayatı zorlaştıran, geleceğimizi karartan adaletsiz uygulamalar ile bu güzel ülkenin bereketli topraklarında danstan, müzikten; kısacası sanatlardan uzak olmak ne acı…

Güven Serin




1 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkesin, biraz da kendilerini bir şey biliyorlar sanılmasını istemelerinden dolayı, bu KUANTUM kelimesine gıcığım nedense..
Ne olduğunu bildiğimden değil.. bilmediğimden de değil!! :))
Ancak burada okuduğum yazıyı, başlığı "kuantum" olduğu halde çok beğendim. :))