8 Mart 2012 Perşembe

KUĞUNUN ÖLÜMÜ

Kamera; Güven   Paşaköy-İpsala

Canlı olmak ve canlı olmanın hakkını
hissederek vermek ayrı bir şey...
İnsan en güzel eserlerden birisidir.
Ama en şaşırtanı da odur... Bazen
eser yaratır, bazen ise eserleri
yerle bir eder. Ne uğruna?
Büyük saltanatlar, yani büyük güçler
uğruna. Büyük hazineler, büyük
ordular adına...
Ne Mısır, Ne Roma, Bizans,
Osmanlı, Sümerler, Moğollar
dayandı büyüklük oyununun
ayakta duruşuna.
Ama, şairler, yazarlar, filozoflar
sihirli bir kalıcılkla süzüldüler
zamanların arasından bu zamanlara...

Sinan, eser yaratırdı. Yaratılmış
eserdi Ayasofya. Yıkılma tehlikesi
yaşıyordu. Sinan, ölçtü,biçti ve
bilgi emekle, marifetle birleşti;
Ayasofya'nın yıkılmaması için
payandalar(destekler) yapıldı.

Büyük eserleri korumak için
büyük çözümler ve büyük
marifetler gereklidir...


KUĞUNUN ÖLÜMÜ


 Erkek kuğu çırpınmaktan yorulmuştu. Sol kanadı kırık, beyazken kırmızıydı… Aynı zamanda kalbi sancı yapıyordu zarif damarlarına. Zamansızdı, sırası hiç değildi…


 Kıyıya çok az kalmıştı. Biraz daha çırpınırsa kurtulacak, tekrar dönecekti yaşama. Ümitleri, heyecanları tamdı yaşam adına… Öyle ya dişi kuğu yanında, hemen arkasındaydı. Onu hatırlayınca gülümsedi hiç sancı yokmuşçasına.


 Biraz daha çaba göstermeli son bir deneme daha yapmak istedi erkek kuğu. Olanca canı ile salladı kanatlarını, vurdu suya beyaz ve kırmızıyı. Bir kanat sütbeyaz, bir kanadı kan kırmızısı…


 Çırpındıkça suyu dalgalandırıyor, dalgalar onu kıyıya biraz daha yaklaştırıyordu. Erkek kuğu dişi kuğuya bakacak oldu hayata çırptığı kanat yorgunluğunda. Gördüğü manzara dehşet içinde bıraktı onu. Dişi kuğu da bitkindi yorgundu. Nazlı başı suya düştü düşecek, erkek kuğunun dalgaları ile iyice boğulacak durumdaydı.


 Erkek kuğu kıyıya çıkma kararını bir kenara bırakıp sağlam kanadı ile son bir gayret içinde dişisinin arka tarafına geçti. Güçlü zamanlarındaki gibi, deli bir istekle dişisini kıyıya doğru itti. Kanat kanada, beden bedene dokunmuştu hayat ile ölüm arasındaki yerde.


 Dişi kuğu zarifti, güngörmüştü. Nazlıydı suyun üzerinde süzülürken. En hoyrat bakışları bile sakinleştirecek güveni veriyordu. Dişi kuğu kurtulmuştu. Erkek kuğunun bulunduğu yere baktığında bu sefer dehşete kapılma sırası ona gelmişti. Yere hiç düşmeyen başı, suya gömülüyordu. Su; beyaz, kırmızı ve grilik içinde yutuyordu erkeğini.


Son halka, suyun üzerindeki son halka da büyüdü ve sonra büyük suyun içinde kaybolup gitti.


 Soğuk suyun ölüme davet edişi bir başkaymış! Erkek kuğu suyun üzerinde süzülür gibi süzülüyordu dibe doğru. Her şey güzel ve farklıydı ışığın çeşitli oyunlar oynadığı katmanlarda. Yeşil daha yeşil, turuncu daha turuncu, sarı daha sarı…


 Ölüm böyle bir şeymiş, dedi erkek kuğu. Yaşam suyun üstündeydi, şimdi ölüm suyun altında başlayacaktı. Son bir dokunuş ve bakış, dişisinin kurtulduğunu biliyordu. Mutluydu… Gerçekten ölüyor muydu? Yoksa yaşam içinde perde açılıp, perde kapanıyor ve tekrar açılmak üzere sahneden mi çekiliyordu.


 Ölüme birkaç saniye kala canlı beden ne büyük koşular, antrenmanlar yapıyordu. Nereden aklına geldiyse Kalender’i düşünüyordu. Kalender kişnedi mi kişnemedi mi? Olacak iş miydi bu? Ölüm saati bile Kalender’i Haldun Taner ustanın zekâ-bilgelik kokan hikâyesini hatırladı. Şişhane’ye yağmur yağıyordu.


 Ve Kalender kişnedi… Olan oldu bir kere; Kalender kişnedi. (Kalender temizlik işlerinde çalışan beygirin adıydı.)


 Yaşarken bir hayvanın kişnemesinin nelere sebep vereceğine tekrar güldü erkek kuğu. Oysa gülünecek bir şey yoktu. Abidin Dino gibi ayaklarını sallayamamıştı Rumelihisarı’nda. Kız Kulesine yüzerek geçmemişti karşı ki kıyıdan. Gece fener sallayacak Rahibe Hero ve ona her akşam yüzerek kavuşacak Leandro geldi geçti aklından.


 Ama en çok kadim zamanlarda yaşanmış hikâyeyi merak etti. Sevdiğini görebilmek için otuz iki dişini tek tek, çektiren adamı! Yaptığı enayilik miydi yoksa yeni bir buluş mu? Bu da Kalender’in kişnemesi gibi kaybolacaktı milyar yaşındaki gezegenin milyarlık yazılımları arasında.


 Dün Şişhane’ye yağmıştı yağmur. Bugün ise Tekirdağ’a yağıyor. Yoldan gelip geçen zavallı beygirler ancak ölümleri sayesinde kurtulacaklarını çoktan öğrenmişler. Kişnemeyi bile unutmuşlar…


Tıpkı gülmenin, eğlenmenin ayıp sayıldığı güzel ülkemin soylu insanları gibi!


 Merak bu ya aynı ülkemin merak uzmanı insancıkları gibi bende merak ettim; Kuğu öldü mü? Yoksa ölmedi mi?
Evrenin yasalarında ölüm; yaşam, yaşam da ölüm mü demek? Merak işte…

 Güven Serin













4 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

evrende bilinen sadece YAŞAM...ölümü kimse bilmiyor sevgili Güven..
O nedenle yaşayabildiğin süre, ölümsüz bir süredir bence!!

Guven dedi ki...

Merhaba öğretmenim.

Yaşayabildiğimiz süre, yaşamın güzel ve büyülü seçeneği...Bir insan ömrüne o kadar çok şey sığarken, seksen yıllık ömre sekiz güzel hatıra bırakamayanlara hep üzüldüm. Sonsuz evrenin yasalarını değiştireceğim diye şikayet ederken hiçbir sanata sarılmamak ne büyük bir kayıp...

Adsız dedi ki...

Umarım kugu ölmemiştir,kalender kişnemeye sürdürmüştür,kişnemeye unutanlara yazıklar olsun.Daha ne diyeyim ;müthiş müthiş...

Guven dedi ki...

Bende umarım; soğuk suyun dibinde bir çere bulup yukarıya, gün ışığına yüzer belki...

Ama ben esas Kalender'i merak ettim; Şişhane'de yağmur yağarken kişnedi mi kişnemedi mi? Merak bu ya :))

Bizim buradaki beygircikler kişnemeyi unuttu artık.