22 Ağustos 2011 Pazartesi

KORKU

Kamera; Güven-İzzet Keribar
Fransiz Kültür Merkezi
Korkuları en fazla kim anlamaya çalışır
acaba? Onları ıslah edip, insan ruhu
ve bedenini duru bir su gibi arıtmaya
kim/kimler çalışır?
Elbette akla gelen ilk; ressamlar,
fotoğrafçılar.


Kamera; Güven-İ.Keribar
Fransız Kültür Merkezi
Korkun denen girdaba, cehennem
kazanına başka kim el uzatabilir?
Elbette, yazarlar, şairler...


Kamera; Güven Fransız Kültür Merkezi-İstanbul
Korku,bazen gözlere yansır; bakışlara yerleşir;
hayvancadır; çünkü hayvan sürüleri gibi sıkışmıştır
insanlık sürüleri; içiçe...


Kamera; Güven Fransız Kültür Merkezi
Bakışlar; insanı insan yapan; saklayamadığmıız
özün bakışları...

KORKU



 Gece yarısına 10 dakika vardı. Gecenin içinde ilerliyordum. Tekirdağ şehri gecenin büyük sessizliğinde yutulmuş gibiydi. Çöplerde nafaka arayan bir kedi, beni görünce korktu ve kaçtı. Hem da hayvanca bir korku! Önce güvenli mesafeye gitti. Sonra da benim hareketlerimi izledi: hem de hayvanca izledi. Tekir görünüşlü bir kediydi. Besili ve tüyleri parlak; belli ki şanslı bir hayvan…

 Kedinin benden korkusuna, kaçışına sevinemedim. Korkulan, kaçılan olmanın ürpertisi hayvancıdır; ürkütücüdür. Size bakan gözler bir hayvana ait olsa bile, korku taşıyorsa, insanlaşmakla meşgul ruhunuzu incitir. Beni de incitti. Ve beni anlamasını dileyerek seslendim kediye;


Benden korkma, ne olur benden kaçma dostum!”

 Zaten kedi de, insanları ve davranışlarını çok iyi tanıyor almalı ki, korkusu biraz sonra, çöp poşetlerinde değişik tatlar aramaya dönüştü.

 Kediyi korkutmak için özel bir şey yapmamıştım. Hızlı gelişim, 1.78’lik boyum ile kediye göre dev oluşumdu onu önlem almaya iten; kaçışın korkusu. Kedinin gözlerinde ki korku kaybolmuştu ama ben o korkunun içinde hapsolmuştum. Tıpkı Yunus’un Kör Kamil ismini taktığı bahçesinde duran korkuluk gibi; yürürken bile yürümez olmuştum. Beynim, korkuları tarıyordu. Tüm korkular damıtılarak hazneye dökülüyordu.

 Savaş ve göçleri yaşamış insanların korkuları sardı vücudumun her yanını. Korkulardan büyümüş çocuk, kadın gözleri gözlerimin içine, derinlere baktılar. Bakan gözlerde hiçbir Milet eksik değildi; Türk, Yahudi, Ermeni, Boşnak; Hırvat, Rum, Arap, Arnavut, Afgan, Hintli, Pakistanlı, Iraklı; sanki tüm milletlerin korku dolu gözleri olan çocukları, kadınları mahşer yerine; benim gecemin içine girmeyi tercih etmişlerdi.

 Savaşlar ve göçler; öyle korkular kazıdılar ki insanlığın beynine; izleri silinemeyecek kadar derinlere indi. Şimdi, savaşlar devam ederken, barış çığlıkları, barışa uzanan elleri daha fazla görüyoruz. Bir birini daha fazla anlamak için; folklorlarını, sanatlarını, müziklerini, hikâyelerini, masallarını paylaşmak isteyen insanlar…

 Eski savaşların en önemli nedenleri; güç ve ihtişam için daha fazla köle, altın, mal-mülk edinmekti. Şimdiki savaşların da en önemli nedenleri bunlar; daha fazla güç ve ihtişam için…

 Bir geçiş töreni yaşandı gece yarısına 10 dakika kala. Korkunun çan sesleri duyulmaya başladı. Geliyorlardı; atlı, yayan, tanklı, tüfekli, uçaklı, füzeli, kravatlı, takım elbiseli bol parfüm kokulu…


Nazımın hazır bekleyen borazancısı borazanı eline aldı;

“ Borazan gece yarısı çaldı. Ortaçağdan gelen çığlığı yükseldi. Şehre yaklaşan düşmanı verdi haber ve sustu gırtlağına saplanan okla ansızın. Borazan iç rahatlığı ile öldü. Ve ben yaklaşan düşmanı görüp de haber vermeden öldürülmenin acısını düşündüm.”

 Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde böyle sesleniyordu iç rahatlığı ile çalıp da ölen borazan için. Ya düşmanı haber veremeden ansızın ölenler… Ya da insanlık düşmanlarını başköşeye oturtup onların; hilelerini, düzenbazlıklarını adalet diye alkışlayanlar; YAŞARKEN ÖLMEZLER Mİ?

 Korkuların korkusuzluktan önemli olduğunu korkmuş insanlar gibi hissederek yaşadım. Korku, korkaklık değildir. Korkaklık başka bir şey! Her lafı alkışlamaktır korkaklık. İnsan olmanın önemini kavramayıp düşünmeyi günah saymaktır. Dünyanın da bir cennet olabileceğini asla kabul etmeyip, kendi cehennemimizi yaratmaktır; korkaklık. Korkarız çünkü güzel olan, iyi olan emek ister. Çaba ister, barışı yaşatmak; diğer insanlar ile birlikte tabiatı sevmek; disiplin, kararlılık, sevgi ister…

 Korku başka bir şeydir! Nafakasını arayan bir kedinin, küçük bir serçenin, karıncanın insan denen devi görünce yaşama tutunmak adına bir tarafa kaçmasıdır. Korku, insan denen vahşinin, kendi vahşetini uygularken; ona karşılık veremeyecek çocuğun, kadının; insanca korkması; o caniyi daha iyi görebilmek için gözlerini olabildiğince büyütmesidir…

 Korku çok başka bir şeydir. Korkusuz ve kendini kahraman zanneden canilerin korkusu şöyledir: Onlar, iktidar, zenginlik, güç kaybetme korkusunu paranoyak hale getirirler. Diğer insanların korkusu ise; ruhları ve bedenleri ile ters düşmeyecek onurlu bir yaşam sürebilme telaşlarındandır. Tabiatın hızla katledilmesi, diğer uygarlıkların yok oluşu gibi, yok olacağındandır esas korkunun erdemli sahiplerin endişesi.

 Korku, karşı konulamayacak, savunma yapılamayacak vahşetlerde dünyaya bir armağan gibi masalımsı hikâyeler bırakır. İnsanlık, insanlaşmaya uğraştıkça; masum gözlerin bakışları ve o bedenlerin çığlıkları hep yanımızda; yanı başımızda bize bir şeyler anlatmaya çalışır.

 Tıpkı önceleri evimizin başköşesinde oturup, kerpiç evlerimize zarar vermeye çalışan fareleri korumakla meşgul kedinin, şimdi çöplerimizi temizlerken yaşadığı bir anlık korkusu gibi; korkularımız; bizi dengelemeye, vicdanımızı insanlaşmaya davet etmeye çalışacaklardır…

 Güven Serin













8 yorum:

ruhgezgini dedi ki...

Bazılarının delikanlılığı karanlıkta biri "pöh" diyene kadardır.Bazıları bağırır durur kasıp kavurur ama önlerine biri dikilip ne oluyor diyene kadar. Bazen karanlıkta ne olduğu tam anlaşılamayan şeyler, bazen bulanık suyun içindeki hareket korkutur bizi. Yeterince aydınlandığında ortalık aslında ödümüzü koparan şeylerin eften püften şeyler olduğunu görür şaşırırız. Her türlü karanlığın aydınlanması dileğiyle.

Ruzmarinka dedi ki...

Weak and insecure people, they feed whit fear of innocent people. With violence and wars show their power, behind which to hide their own fear. Believe me, I saw the scary eyes of war. There is no romance

Guven dedi ki...

Günaydın Ruhgezgini. Evet, sahte delikanlılar, mülteci aydınlar... Kendi fikrini savunamayanlar, kendi bayrağını, folklorünü, tarihini sahiblenebilir mi? Her esen rüzgar onlar için uçuş, her fırtına ise muhteşem bir efendi demek olmalı!

Bütün bu kargaşada, korku ve korkaklığın karıştığı diyarda; güvendiğim tek şey tabiattır asılnda. Muhteşem insanlık uygarlıklarını belki de kendine yem ve yiyecek yapmak adına bir güzel kandırır ve savaştırır. Toprak, kendi besinini insan denen vahşinin korkunç tuzaklara düşürülmesi sayesinde geri alır...Diye düşümürüm::))

Guven dedi ki...

Ruzmarinka Good morning. I think, bringing the wars and battles, the main reasons people are innocent victims would not even well understood. The power of their respective owners great games, but I really decent people who want to live a decent fight constantly, forced migration move.

However, to kill people, cowardice the greatest bloodshed. Provide you with the original, larger, is not it love?

ruhgezgini dedi ki...

Çok haklısın ama bu insan denen ama hepsine insan diyemeyeceğimiz canlı türü keşke hala ilkel silahlarla savaşıyor olsaydı.Hiç değilse doğaya zarar veremezdi.Şimdi her türlü nükleer silah tehdidi altındayız.Bir savaş dünyanın sonunu getirebilir.Ve kalanları tabi kalan olursa ilk çağlara döndürebilir.
Bu arada sergi fotoğraflarına bayıldım harika bir ironi yakalamışsın.

Guven dedi ki...

Ruhgezgini katılımcı ve üretken katkılarına teşekkür ediyorum Fotoğraflardaki başarı tamamı ile fotoğraf sanatçısına ait Ruhgezgini. Huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum sanatçıya.
Evet; ilkel hayat savaşları düşüncen tabiat adına İNSANCA. Nükleer savaşlar hiç insanca değil gibi görünse de belki de tabiatın harika bir oyunudur Ruhgezgini. Taribat, büyük ölümler ve BÜYÜK SESİZLİK. Yüzyıllarca sürecek büyük sessizliğin ilkel hayatları. Çünkü, görünen o ki; istedekleri kadar yok etmeye çalışsınlar; tabiatın muhteşem gizli silahları var. İlkönce yok oluş taklidi yapıp, ona bağlı canlıları da yok ediyor. Sonra,sakince, sabırla değişime uğramış, yeni canlı formları yaratmış olarak yepyeni bir yaşam başlatıyor. Ne dersin? Bizim adımıza korkalım ama tabiatın geleceği, bizden sonraki zamanları için tabiatın gizli silahlarına, kalkanlarına güvenelim derim:))

Ege dedi ki...

Korkuyla yatıp, korkuyla kalkıyoruz, nasıl olmasın, nasıl hükümdarlığını kurmasın ki bu korku be bedende..Çocukluğumdan başlamak üzere hala mutluğum kadar da korkularım var..Sokağa çıkarmazlardı büyüklerim kaçırırlar yabancılarla konuşma onu yapma bunu yapma birde manevi korku var ki hiç sorma her şey günah..Şimdilerde kendim için değil beni kimse kaçırmaz ama ben torunlarım için korkmaktayım, ya başlarına bişeyler gelirse..Ya deprem olursa..Ya vatanımda yangın yerine dönerse daha neler, neler..

Guven dedi ki...

Merhaba Ege.Ne kadar çok haklısın; BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDAN başlayan soylu korkularımız var; ne kadar mutlu olmaya denesek; harika bir denge;korku girer devreye; ve yutkunuruz. Hatta, filozofun dediği gibi bazen"mutluluktan utanırız"