20 Ağustos 2011 Cumartesi

AĞIR ADAM

Kamera; Güven Ganoslar-Tekirdağ
Bir gece daha günü kavuşuyor. Karanlık kendi
kavgasını güne devrediyor;hiç bitmeyecek
kavgalar; kimi için kahramanlık oluşturacak, kimi
için se iğrenç bir vahşet...

Kamera; Yunus Ganoslarda bir gece(ilkbahar)
Gece, sonsuza uzanan gizemli bahçesini
milyarlık gezegenin, milyarlık döngüsünde birkez
daha yaşatıyor. Doğurmaya bıkmamış bir
tanrıça gibi kimbilir daha neler doğurmak için
uğraş veriyordur!


Kamera; Yunus Ganoslar-Tekirdağ
Sevdamız bir
Uzun bir bakış
Ey Memleket
Ey soylu düş
Ömrümüze girdi oturdu kış.


Kamera; Yunus  Ganoslar-Tekirdağ
Tamer Kaptan bu oyunda, epey hırpaladı beni.:))
Çiçekçi kadın; " çiçekler ne kadar hırpalanırsa
o kadar iyi büyür demişti." Hırpalanmak iyidir,iyi...


Kamera; Güven  Ganoslar ve Dostlarım
Yunus ve Tamer Kaptan


Kamera; Yunus -Ganoslar
Zorlu bir bahar yolculuğuydu. İki esaslı düşüş
yaptım uçurumun hemen kıyısında. İki taze ölüm
yaşamanın yaşama arzusu ile kurtuldum. :))


Kamera; Güven
Zorlu tepelerden sonra zeytinliklerle süslü bir vadi.
Biraz soluklanma ve sonra; ağır ağır süzüldük
çoktan kaybolmuş patikaların belli belirsiz
izlerini bulma umutlarıyla.


Kamera; Yunus

Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yâr Yâr...
B.Rahmi Eyüpoğlu


AĞIR ADAM



 Eski insanların biz çocuklar üzerinde oluşmuş bir ağırlıkları vardı. Bu ağırlık çok kilolu ve çok sert, kavgacı olduklarından değil; yerine göre söz söyleyip, bizleri çocuk ruhlarımız içinde saygıya layık görmelerinin de etkileri büyüktü.

 Ağır adam olarak hatırladığım bir sürü insan var geçmişte kalan. İlk sırada olanlar; dedem ile ninem elbet. Ağır insan olmayı, hoşgörü ve üretkenlik içinde olmalarından dolayı hak ediyorlardı. Sadece hoşgörü mü? Değil elbet! Diğer komşularına, diğer insanlara da saygı duyup, onların haklarının da önemli olduğunu bilerek yaşamalarından…

 Bende “ağır adam” olmak için neredeyse 30 yıllık alışkanlığım olan hızlı yürümeyi, çok kısa bir zaman için bıraktım. Ter içinde kalan ve her an bir araç altında ezilme riski olan bedenim; çok kısa bir süreliğine ağır adam gibi yürüdü şehrimin ağır işleyen mimari gerçekleri içinde.

 Ağır adam olmak ne kadar zor ve ne kadar da zevkli bir şeymiş. Bir kere, kan-ter içinde kalmıyor, her gün geçtiğiniz cadde ve sokakların birçok fark edilmemiş ayrıntısını fark ediyorsunuz. Bu duygularla ağır ağır yaklaştım manava doğru. Seyyarları ağır adımlarla geçtim. Vergi vermeyen seyyar esnafa para kazandırmak yerine, vergi ve kira veren manava kadar ağır, ağır ilerledim. Aynı ağırlıkta Kolordu Caddesine geçtim. Ağır adam gibi yürüdüm. Caddemin içinde, her tarafın araç parkına çevrilmiş olduğu yolda, ağır, ağır yürüdüm. Dershane binasının hemen yanında yaşayan, iki çınar ağacının ağır gölgesini de serinledim. Hâlbuki her gün geçiyordum bu caddeden. Bu koyu gölgeyi öyle hızlı geçiyordum ki, gölge olduğunun bile farkına varamamışım.

 Ağır adam, tıpkı bir kaplumbağa gibi zorlanarak ilerlerdim caddenin içinden. Ağır yürümek, sürekli hızlı yürüyene oldukça zor gelen bir iş! Yoruyor insanı, ağır adam gibi ağır, ağır yürümek. Ama atılan her adımın duyulan her hücrenizin meraklı yönetmeni tarafından gözlendiğini fark edince iş değişiyor. Hasan Efendi Caddesine çıkınca, 1 No’ lu sağlık ocağının yanındaki büyük çınarları selamladım. Onlar fark edilmeyecek gibi değillerdi. Oranın, o bölgenin efendisi, kralı gibidir o çınarlar. Yanında bulunan birçok esnafın kurtarıcısı; aynı zamanda kış ayları, karga kolonisinin kışladığı yerlerdir.

 Ağır adam olunca, ağır ağır yürüyorsunuz caddelerde. Sokakları, ağır ağır geçiyorsunuz. Ve çık hızlı yürüyüşünüzün dalgın koşturması içinde selam vermeden yanından geçtiğiniz birçok dostunuzu, arkadaşınızı üzmüyorsunuz. Çünkü ağır adam olunca, tüm çevrenizi görüp, selam veriyor, hiç gülümsemeyen insanlara ağır ağır gülümsüyorsunuz!

 Ilgıt ılgıt esen rüzgârla birlikte midemi ağır bir şekilde beslemiş adam erdemi ile geldim taş bedestenin arka bahçesine. Ahmet ağabeyin aceleci çırağı daha oturmadan ne istediğimi sordu. Çay dedim; bana bir çay getir. Çayın yanında bir de sigara tüttürdüm; her zamanki sigaradan ve her zamanki acemi içişten…

 Ağır adam yürüyüşü ve felsefesi ile taş binanın çiçek bahçesine oturmak da ayrı bir gurur veriyor insana. Bedenim de ağırlaşmış, yücelmiş gibi; ülke insanımın ağır adamlara, ağır ülkelerine ve dillerine olan aşkları gibi ağır ağır içtim çayımı. Sigaramın dumanı bile uyum sağlamıştı bedenime; dumanı, ağır ağır çıktı, uzay boşluğunun altındaki göğe doğru.

 Ilgıt ılgıt esen rüzgârın bedenimi yaladığı ağır adamlığın rolü içinde düşündüm filozofu. Yüzyıllar öncesinin filozofu; kendisine demirden bir fener almış. Kapısının önüne asmış. Sabah uyandığında fenerinin yerinde olmadığını, çalınmış olduğun anlamış. Filozoflar ama gerçek bilgeler; ağır adamlardır. Bir şeyi irdelemeden, karşı çıkıp tavır almazlar. O da öyle yapmış; fenerini çalan insanın, çalmasında bir kusur olmadığını görmüş. Bir şeye sahip olursan, o bir şeyin çalına bileceğini anlamış. O çalınan nesne, sizin için ne kadar önemliyse o kadar acı çektiğinizi de anlamış olmuş. Bizim filozof, ağır adam anlayışı içinde bu sefer kendisine topraktan yapılma bir fener almış. Çalınma korkusu içinde olmadan, onun için önemi olmayan toprak bir fener…

 Çelişkilerle dolu ve ağır adamlara, ağır ülkelere ve dillerine özenti içinde yaşam içinde yaşamlar oluşturmaya çalıştığımız ülkemde hızlı yaşamlarımızı, hızlı tüketimlerimizi de ağır adam mantığı içinde dinledim. Çıkan ses; kargaşa, lanetleme, isyan ve güvensizlikten başka bir şey değildi.

Ağır adam felsefem çok az bir süre içinde olsa bana, ruhuma yapışmış sanki tüm hayatımın ilk anlarından beri birlikte yaşamış gibi ağır, ağır geçtim viran evlerin yakınından.

 Ağır adımlarla, ılgıt ılgıt esen rüzgârında esintisinin keyfi içinde çok acelesi olan ve durmadan gürültü yapan araçların yanından ilerledim. Doğanın ağırlığını, uzayın muhteşem ağır yaşamını da bilerek; hızlı oyunlarımız, hızlı aşklarımız, dostluklarımız geldi geçti; esen rüzgârın geçip gitmesi gibi…

GÜVEN SERİN







8 yorum:

becky dedi ki...

Splendid skies over the mountain. Thanks for stopping by.
Greetings from the USA :)

ruhgezgini dedi ki...

"Seyyah oldum şu alemi gezerim bir dost bulamadım gün akşam oldu." Dörtlüğü geldi aklıma satırlarını okurken.Ne güzel bir iş yapıyorsun.Duranlara öteleri anlatıyorsun.Dağlara sığınma hissi uyanıyor içimde ama yapamayacağımı da biliyorum.Niyeyse.Neyse kendimle sonra hesaplaşayım.Ağır ağır yaşamak demişsin,ağır ağır çikmalı değil mi hayat merdivenlerini sindire sindire.Yoksa bu koşturmaca arasında bir bakıyorsun ki yüz yaşına gelmişsin ve hiç bir şey anlamamışsın.Yaşamalı hayatı ama işte böyle ağır ağır ve anlayarak.Selamlar.

Guven dedi ki...

Becky, thank you. Our world is very beautiful. And, spectacular scenery so much that almost non-existent! ...

Guven dedi ki...

Merhaba Ruhgezgini. Güzel bir dörtlükmüş. Barış Manço'nun Bal Böceği isimli şarkısı vardı. Onun da içinde ; Seyah oldum dolaştım şu alemi/ah güzelim senin gibi bir vefasızı görmedim." sözlerinden oluşan bir yakınma vardı:))

İnsanların yakınmaları, istekleri, hayalleri, umutları; sanırım ne tükenecek, ne bitecek...

Sanırım dağlara çıkma zamanı var daha. Zamanı gelince Zerdüşt gibi mağarasına çekilmeli insan:))

Evet, ağır ağır. Kime sorsam; "ne yapıyorsun, nasılsın?" aldığım cevap; "ne yapayım, zaman öldürüyorum." zaman dirilten, zamanı yaşatan ve yeşerten yok mu bun dünyada acaba?

Begonvilli Ev dedi ki...

Belgesel tadında bir yazı ve enfes görüntüler. Sayfanıza her girişimde materyalist dünyadan kısa bir an da olsa uzaklaşıp yaşamın gerçek değerlerini hissediyorum. Emeğinize ve yüreğinize sağlık..

Guven dedi ki...

Günaydın,Begonvilli Ev; merhaba. Yaşamın görçek değerleri; evet insan denen canlının köklerinde"töz" de bulunan güzel değerler...Bizi kendine ait harika bir dünya gibi sunulan son derece gelişmiş teknolojilerin ve modern hayatın aslından insansız hiçbir şey ifade etmediğini de unutmamayacağız.

Amerikalı bir yazar şöyle demişti; "ay"a gitmeyi başardık ama karşıdaki komşuya gidemez olduk. Baş ağırları, mide bulantıları ve sonsuz güzelliklerin içinde yalnızlık korkuları biter mi hiç?

Bağlı olduğumuz değerlerin,tabiata ve insan felsefesine olan inancımızın inamış tarafında bulunan size teşekkür ediyorum.

ege dedi ki...

Ahhh geçicide olsa ben sevdim bu ağır adamın felsefesini.. Ağır ağır yürümek dahamı güşündürüyor dersiniz santranç oynar gibi..Bu yaşıma geldim hala acelem var dünyayı ben kurtaracakmış gibi yürürüm..Demek oluyor ki bu arada çok şeyi es geçiyorum..Sindirmeden gördüklerimi..Teşekkürler Güven bende ağır kadın olmayı deniyeceğim belki şimdiye kadar farkında olmadıklarımı farkederde çivi gevşemiş olduğumuz düyaya başka gözle bakarım..Teşekkürler beğenerek ve gülümseyerek okudum yazını gönlüne sağlık..

Guven dedi ki...

:)) Evet, geçici de olsa "ağır adam felsefesi" akılda tutulmalı. Hatta ara sıra uygulamaya konmalı. :))

Bir an önce dene; gerçekten dene; o gün, farklı bir gün olacak; o gün, duvarımızda asılı çok güzel bir resmin sanatını anlatacak bize...