8 Ocak 2011 Cumartesi

GELİN BURADA DAHA GÜZELLER VAR

Kamera; Tamer Kaptan İstanbul Areoloji Müzesi
Kimilerine göre güzel; bir heykeldeki ruhu
aramaktır...
Kamera; Güven Pera Müzesi   İstanbul-Diego Rivera
Kimilerine göre güzel; sımsıcak ve alımlı bedenin
aşk kokan dudaklarında gizlenmiş olandır...

Kamera; Güven Pera Müzesi
Frida Kahlo
Kimilerine göre güzel; acıların tuvale akmasında
gizlidir. Yirmiden fazla ameliyat geçirmiş
acılar ve karmaşalar ile yoğrulmuş bir insan!

GELİN BURADA DAHA GÜZELLER VAR



 Böyle diyordu bayan öğretmen; öğrencilerini anaç bir tavuk gibi etrafında toplayıp karışıklığı önlemek istiyordu. Aynı zamanda geçici kaybolma riski olan büyük müzede, topluca gezip, bilgilenmekti amacı.

 Bayan öğretmen ve öğrencileri sanatın öğretileri adına gelmişlerdi İstanbul Arkeoloji Müzesine. Ülkemizin çok önemli müzelerinden birisi olan Arkeoloji Müzesi; başka bir ülkenin veya özel müzeciliğin elinde olsa; dünya çapında ses getirir. 3–4 bin yıllık eserler ile ağzına kadar dolu olduğu Arkeoloji Müzesinin dış ve iç havluları bile bir başka müze oluşturacak zenginlikte…

 Bu müzeyi bilenler bilir! Ama bilmeyenler bu ülkede yaşayan birisi olarak çok şeyler kaybediyor demektir. Belki de bugün düştüğümüz durumlar, yaşamlarımızın çelişkiler ve yenilgilerle dolu oluşu; bizden önceki uygarlıkları ve onların bıraktığı eserleri anlayamamış olmaktan kaynaklanıyordur. Sanat eserinin, emeğin, inceliğin, düşüncenin binlerce yıl önce bile var olduğunu bilmemize önemli katkı sağlayacak müzelerden birisidir; İstanbul Arkeoloji Müzesi.

 Gelin burada daha güzeli var, diyen bayan öğretmen öğrencilerini İskender’in Lahdinin bulunduğu salonda topladı. Muhtemelen bir şaheser kabul edilen İskender Lahdinin yanında onlarca fotoğraf çektirip, o muhteşemliğin fotoğraflara karışacak sanat damlalarından faydalanmaya çalışacaklardır. Aslında İskender’ Lahdinin olduğu salonda onlarca sanat eseri, sanat harikası var. Büyük çoğunluğu lahitlerden oluşmaktadır. Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi, muhteşem eserlerden bazılarıdır.

 Bayan öğretmenin öğrencileri toplamak, karışıklığı önlemek adına kullandığı söz; “güzel” kelimesi, belki de bu işin gerçeğini anlatmak, daha bir vurgu yapmak adına önemliydi. Ama daha güzel, daha iyi, daha muhteşemlik arayışımız bu kadar kolay ve çok az emeklerden sonra mı olmalı? Ve İstanbul Arkeoloji Müzesindeki binlerce eser içinden daha güzel olan, neye göre seçildi?

 Güzel, kime göre daha güzel? Ölçüsü nedir? Kıstası neye göre; büyüklüğe, uzunluğa, ağırlığa göre mi? Bayan öğretmenin daha güzeller adına topladığı öğrencilerin girdikleri salonda ki eserler gerçekten de güzel. Geçmişin emeklerini taşıdıkları için güzel. Geçmişin savaşlarını anlattıkları için güzel. En önemlisi de üzerlerinde bulunan muhteşem kabartma heykelciklerle güzel ve değerli bulunuyorlar…

 Güzellik, kişiden kişiye değişen tam bir ölçüsü, kıstası olmayan soyut bir anlam ifade ediyor. Bazıları güzelliği muhteşem şatolarda düşler, hayal edip yakalarken, bazıları ise sıradan bir kulübede güzelliği bulur ve yüceltir.

 Söz güzelden açılmışken şairinin de bir güzel hatırına yıllarını nasıl harcadığını hatırladım. Şair, sevgilisi Sofia’yı memleketine uğurlamış ve Sofia’nın yakın zamanda geleceğine göre tren garına gitmiştir. Fakat Sofia dediği günde gelmediği gibi, üzerinden haftalar, aylar ve yılar geçtiği halde gelmemiştir. Şairimiz perişan, üstü başı dökük, saçları beyazladığı halde yine bekliyor.

 Şairimizin bu uzun bekleyiş canına tak ediyor ki, onun için dünyanın en güzeli olan Sofia’ya sesleniyor; “ Bir aşk için bunlar çekilir mi Sofia” diyor, yıllarını tren garında geçiren, kendi güzeline bir türlü kavuşamayan güzel sevdalı adam…

 Güzel ve daha güzel; kişiden kişiye değişecek ve bizim beklediğimiz güzel belki de Sofia gibi iş işten geçince gelecek. Gelecek ama perişan hale gelmiş bizi tanımayacak… Tıpkı Sofia’nın sevdiğini tanımadığı onu dilenci sanıp eline birkaç kuruş bıraktığı gibi!

 Bu ülkenin güzel halkı da yıllardır kendi güzelini, kurtarıcısın beklemiyor mu? Sunulan her güzellik; bir başka minnettarlığa bir başka oya dönüştürülmek istenmedi mi? Yaşam içindeki varlığımızı öyle bir baskı altına aldılar ki, güzelin, iyinin, huzurun bu dünyada olamayacağına inanma aşamasına geldik. Nasıl olsa, ödül olarak bir başka dünyada çok şey verilecek bizlere. Beklediğimiz güzel, gelmese ne olur? Sunulanı almalı, kendi dualarımızı bizi aç bırakmayan yarı Tanrı kurtarıcılar için hiç aksatmadan her gün yapmalıyız…

Spinoza; “Acılar insanı zeki yapmaz.” der. “Bu yüzden iktidarlar, acılara, hüzünlere ihtiyaç duyarlar.

 Sanırım aradığımız güzelin cennette oluşu harika bir seçeneğinde kısıtlanması anlamına geliyor. Hangi seçenek, diyecek olursanız; bize verilen yaşam seçeneğinin, yaşama hakkının vade içinde kullanılamamasının acı gerçeğidir derim… Daha güzel ararken, diğer güzelleri bile hiç ama hiç anlamadığımız; güzeli güzel yapan çirkini, az güzeli veya çok çirkini hiçbir şekilde irdelemeden kayıp gider; gidenlerin türküsü içinde bile notalara, anılara dönüşemeden isimsizler mezarlığının toplu gömülenleri arasında hiç yaşamamış gibi yerimizi alırız…

 Güzeli aramak, güzele ulaşmak bu kadar kolay ve bu kadar ucuz mu olmalı? Sanat bilgilerinden yoksun müzelerimiz, rehberliği hâla lüks sanan sanat yöneticilerimiz; güzel ve güçlü iktidarımızdan da büyük destek almalılar ki; devlet müzelerimizdeki muhteşem zenginliklerimiz; güzel ve çirkin eserlerimiz gerçek manada anlatılamadan, anlaşılmadan tarihin unutkan nesillerine teslim oluyorlar.

 Güzel renkli güzel ötüşlü diye kuşları kafese kapattık irdelemedik. Güzel renkli balıklarımızı da küçük akvaryumlara doldurup, güzelliği hak edip, sahiplendik zannettik. Peki, bizler güzeli kendi doğasında kavraya bilme zekâsına sahip olabildik mi? Kendi güzel sanatımızı, resmimizi, tiyatromuzu, sinemamızı özentilerin yapaylığından kurtarma çabasını göstere bildik mi?

 Şehrimin güzel kordon boyu; şehrimin insanlarına sadece yazın hizmet veriyor. Şehrimin büyük insanları böyle düşünüyor. Yağmurlar düşünce, bulutlar maviden karaya dönüşünce ve rüzgârın asil kolları bedenimizi üşütünce; şehrimin insanları bol dizili, bolu küskünlüğü olan evlerine hapis oluyorlar. Niçin? Daha güzel yaşamak için mi? Hayır; sonuna kadar hayır…

 Şimdi güzeli ve çirkini irdelemeyi bir kenara bırakıp; yine alışıldık seslenişleri tekrarlayalım; Kendine iyi bak olur mu? Yeni, yepyeni yıllar dilerim! Seni iyi çok iyi gördüm! Birisi nasılsın dediğinde de; “Çok şükür iyiyim” kibarlığını gösterip güzel güzel yaşayalım dostlarım…

Güven




















10 yorum:

Sabahattin Gencal dedi ki...

Sanata yer ayırmanız övgüye değer.

.....
Merhaba,
14 Şubat Dünya Öykü Gününde DAMLA/ ÖYKÜ ÖZEL SAYISINI çıkarmayı düşünüyoruz. Bu konudaki çağrımız “Bloglardan Seçmeler”de yayınlandı. Özel sayı için öykülerinizi göndermenizi önemle rica ediyoruz.
Not: Sitemizi ziyaret edenlerin sayısı sınırlıdır. Biz de birçok siteye ulaşamıyoruz. Onun için de yardımlarınızı bekliyoruz. Bu etkinliğe katılmaları için bloglarda yazanları teşvik ederseniz memnun olurum.
İyi günler dileğiyle.

Guven dedi ki...

Selamlar. Ne güzel bir düşünce; kolaylar gelsin diyorum sizlere. Elbette elimden geleni yaparım...

bilge dedi ki...

sanat bilgilerinden yoksun müzelerimiz ve rehberliği lüks sayan sanat yöneticilerimiz ibaresi bana 3 yıl önce irlanda ya giden bir arkadaşımın anlattıklarını çağrıştırdı sevgili güven arkadaşım irlandanın başkentinde gezerken müzeyi görüyor pazar günü herhalde kapalıdır diye düşünürken orda ki güvenlik görevlisi gezebileceğini söylüyor ..arkadaşım güvenlik görevlisine dönerek gezeyim ama orada ki eserleri anlatacak görevliniz yok diyor adam gayet kibar bir şekilde ben anlatırım diyor..ve geziyorlar arkadaşım güvenlik görevlisinin bilgisi karşısında o kadar şaşırıyorki ..tarihe meraklısın sanırım diyor..görevlinin verdiği cevap bir insan ülkesinin tarihini bilmiyorsa geçmişini bilmiyorsa geleceğini nasıl düşünebilir diyor..bu olaydan çok etkilenmiştim..bu yazınızı okuyunca sizinle paylaşmak istedim..yine zevkle okudum yazını ..kalemine kuvvet..selamlar

Guven dedi ki...

Selamlar Bilge. Çok güzel bir yaşanmışlık...

Seni dinlerken yıllar önce Urfa'da yaşadığım güzel anılar geldi aklıma. Daha şehre gelir gelmez, boyacı çocuklar şehrin tarihini ezbere anlattı. Şaşırdım. Ona maddi yardım etmek istedik;daha şaşırdım. Paraya tapan paragöz canlılardan değildi iki çocuk. Gözleri parıldıyordu bize şehirle ilgili bilgiler verdiler diye. Aynı pırıltıyı balıklı gölün balıkları da atılan yiyeceği birkaç saniyede bitirmekle gösteriyordu:))

Makbule Abalı dedi ki...

Sanattan yola çıkarak insan anlayışını irdelemek... Bir zamanlar liselerimizde zorunlu sanat tarihi dersi vardı. Gerçekten çok şey kazandırırdı öğrencilere; çevresinde ve dünyada sanat adına neler yapıldığını bilmek, sanat eserini koruma duygusu kazanmak, estetik kavramı geliştirmek, eleştiri yapabilmek, güzelliği-çirkinliği sorgulayabilmek...
Yazınızda değindiğiniz gibi; "güzeli kendi doğasında kavrayabilme zekasına sahip olabilmek" her konuda önemli gerçekten.
Bir düşünür; "Doğru görmek isteyen iki kez, güzel görmek isteyen bir kez bakar" diyor. Keşke insanımız, özellikle gençler, kendi iradesiyle "doğru ve güzel" olanı bilebilse, bulabilse...

Guven dedi ki...

Merhaba Makbule Hanım. Keşke... Sanatın en amatörcesine, en hafif dokunuşuna bile anlamlı ve samimi bakabilsek; bunca korkuç ölümler-öldürmeler olur muydu? Bunca cana sanata inanmış canlar kıyar mıydı? Kıymazdı elbet kıymazdı...

Selma Er dedi ki...

İstanbul Arkeoloji Müzesi,benim için birinci sırada..Sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi..Keşke müzelerimizin değeri bilinse.Eserlerin hepsi müzede serilenebilse.Yıllardır Arkeoloji Müzesi'nin depolarında ve bahçesinde sergilenmeden bekletilen yüzlerce eser var aslında.Bir de Müzedeki tüm eserlerin yer aldığı,bol fotoğraf ve açıklamalı TÜRKÇE yazılmış bir kitap olsa.Eskiden Arkeoloji Müzesi'ne her gidişimde hediyelik dükkanında ne kadar küçük heykelcik,kartpostal,büst varsa alırdım.Tüm servetimi harcardım hiç düşünmeden!!!Şimdi istesek de ne büst,ne heykelcik doğru dürüst bir şey yok müzeyle ilgili..Rehber bile yok orada.yazık..

Guven dedi ki...

Merhaba Selma; merhaba devlet müzelerimizin yan gelip yatan değerli ve soylu yöneticileri. Ne büyük hazineler toprak altında ne büyük hazineler de çıkarıldığı halde müzede; bir taş yığını gibi durur. Haklısın...

Bir heykel,bir başka nesne; hikayesiyle,ismiyle anlatılmaya başlayınca aslında canlanmaya da başlıyor...

Ülker dedi ki...

Bakmak ve görmek arasında fark var.
Bir eşya, anısı kadar değerlidir insan için. Güzel şeyler hatırlatıyorsa güzel, kötü şeyler hatırlatıyorsa kötüdür bir şey.

Biz müzedeki veya çevremizdeki birşeyin değer ölçüsüne, bakarak karar veremeyiz, yaşanmışlığıdır önemli olan. Hakkında birileri bilgi vermezse, öylece bakar geçeceriz...

Guven dedi ki...

Selamlar Ülker. Piyer Loti tepesi güzelliğinden çok Piyer ile Aziyade'nin ruhularına borçludur bugünkü huzurlu halini.

Halbuki bir müzede, ele ele İstanbul Arkeoloji Müzesinde Piyer Loti hikayelerinden öte binlerce hikaye gizli de öylece bekler. Bizim bekleyişimiz esnasında dünya kaç tur atıyor muhteşem evrende?...