21 Ağustos 2010 Cumartesi

KARLI KAYIN ORMANI

Kamera; Güven
İğneada-Kırklareli-Ağustos
Gün,tüm canlılara "merhaba" diyor.Karadeniz,
daha sabahın köründe sımsıcak.Olağanüstü sıcak!
Kamera; Yunus   İğneada-Kırklareli
Günün ışığı her dakika, uslanmış görüken
Karadeniz'e farlı zarafetler yüklüyor. Deniz,
mavi ile yeşilin harika gösterisini her an,
farklı bir şekilde yapıyor.
Kamera; Yunus İğneada
Kamp alanımız oldukça güzel. Üç tarafı böğürtlen
koruluğu ile kaplı.Daha arkalarındaki sazlıklar,
göller orman ile birleşiyor.
Deniz,orman,göl; bitkilere, hayvanlara ve biz
akıllı insanlara nazikçe "gel" diyor, Gel,
yaşamın yüklerini, kirlerini bırak bana!
Kamera; Güven   İğneada
Yakı çiçekleri aynı İda (Kaz) Dağlarında olduğu
gibi; çiçek tarlasına dönüşmüşler. Böğürtlenler,
Dişbudak Ağaçları,Çam Ağaçları içiçe,
koyun koyuna yaşamı paylaşmışlar.
İğneada Beğendik Köyü
İğneada'nın Bulgaristan ile sınır köyünde
Ahmet Bey Amcanın misafir perverliğinde
sohbetin demini, çayın demi ile birleştirdik.
Güzel ülkemin,nazik,bonkör insanları...
Kamera; Güven
Rezova Köyü-Bulgaristan
İğneada'nın Beğendik Köyü ile karşı karşıya; iki
farklı tepeden, iki dinin ayrı seslenişlerinden
uzanıyorlardı yaratıcının sonsuzluğuna...

Kamera; Güven  İğneada Mert Gölü

Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesi
Ürkek, şaşkın kararsız duyuyorum.
Ve sen, bir gökkuşağı kadar güzelsin...
Rengarenk biraz sonra gidecek görüyorum.

diyor sanatçı.Hagi duygu yüklü insan
demez ki,insanı harekete geçiren güzellikler
karşısında...

Kamera; Güven
İğneada Longos Ormanları
Kamera; Yunus  İğneada Longos Ormanları
Her ne kadar ormanlardaki ağaçlar
gençleştirme yapılsa da bazı bölgedeki
ağaçlar koruma altında. Ve o ağaçlar, yılların
türküsünü söylüyorlar bizden öte,bizden
ziyade...

Kamera; Yunus  İğneada Istranca Ormanları
Şair, bir kış günü ve gece yürümüş,efkar duyduğu
kayın ormanlarında. Biz, bir yaz günü yürüdük
güneş ile kaplı kayın ormanlarında...

Kamera; Güven
Istranca (Yıldız) Dağları, Ormanları
Alabildiğince güzel. Hissedebildiğince anlamlı...
Ve ben, bu ormanları kokuları; karafilin,
yaseminin kokularını içime çektiğim gibi çektim;
içe...
Bir çocuğun sarıldığı gibi sarıldım, diyarların
kokularına,göğüslerine...

Kamera; Güven 
Bu küçük haylazı da selamlamadan edemedim.
Olukça özgür, alabildiğince şımarık ama
aynı zamanda alabildiğince nazik bir küçük
haylaz:))

KARLI KAYIN ORMANI



Şair karlı kayın ormanında geceleyin yürümüş. Biz, Yunus ile birlikte gündüz yürüdük. Şair, ıssız bir gecede karlı kayın ormanında yürürken efkâra sarılmış. Hem de sımsıcak özlemlerle birlikte… Biz, güneşli günün ormanına, tümüne sarıldık. Tüm ormanın kokusunu, ciğerlerimize çektik. Hanigi ağaçlar yoktu ki? Kayınlar… Meşeler… Çam Ağaçları… Dişbudak Ağaçları… Daha adını bile öğrenemediğimiz milyonlarca ağaç; Yıldız (Istranca) Dağlarının tepelerinden tutun da, en dip uçurumlara, upuzun vadilere kadar yayılmışlar.

Ormanlar, dağlar, platolar, dereler, göller, kuşlar, böcekler, diğer memeli hayvanları ile birlikte güzel ve anlamlı. Hiçbir orman, bu yaşamlardan yoksun böyle güzel değildir. Yıldız Dağlarını, platolarını, derelerini, göllerini, ormanlarını görmeyişimin hüznünü görme anımın büyük sevinci ile yaşadım.

Karlı Kayın Ormanlarına yapacağımız gezi bir ay önce yapılacaktı ama olmadı. Her işte bir hayır vardır. İnanın vardır. Yeter ki amacınızdan, inancınızdan sapmayın. İnsan, denen üşengeç yaratık, her zaman soylu mazeretler üretir. Her zaman bir nedeni vardır, ülkesini, tarihini, kültürünü, insanını tanımamak adına. Hangi köşede ne vardır, o dünyaların renkleri, kokuları, sesleri nasıldır diye merak etmez, dedikoduların en görkemli olanlarına sığınırız. Doğuya, farklı, güneye farklı, kuzeye farklı bakarız. Sanki bizden çok öteler gibi yüzyıllardır yabancı kalırız… Ne hazin…

Büyük şair, karlı kayın ormanını bir kış günü dolaşmış. Biz, bir yaz günü dolaştık. Nazım, ülkesinden çok uzaklarda, ülke özlemi içinde sığınırken mısralara, bizler ülkemizin kavuşulmamış topraklarına kavuşma anında sığındık makalelere…

Tekirdağ şehrimizden yaklaşık 100 km yol aldıktan sonra ulaştık Karlı Kayın Ormanların diyarına. Yolculuğumuzun 60 km olan kısmı tamamıyla ormanların içinde geçti. Sanki sonsuza, sonsuzun insanlığına, özgürlüğüne doğru yol alıyorduk. Meşe Ağaçların o nazik, o disiplinli bakışlarını, süzüşlerini anlatamam. Kızıl Çamlar, utanmaz kızlar gibi soyunmuşlardı bedenlerindeki giysileri. Dişbudaklar, görkemli bir yükselti içinde göğe uzanıyorlardı. Kayınlar, özlemle, inançla selamlıyorlardı bizleri. Devasa Ormanın belki de en fazla ağacı meşelerdi. Ama hiçbir ağacın fazlalığı toprak savaşına yol açmıyordu. Onların davası, kuzeyli, güneyli, doğulu ve batılı değildi. Bütün ağaçlar kendi marifetlerini, güzelliklerini nazikçe, doğallıkla sergiliyorlardı.

Yıldız Dağları bağrından açılan yol için geçit vermiş. Kimi 400 metrede, kimi 800 metrede ağırladı bizi. Dağların eteklerinde güneş, asfaltı eritir, bedenlerimizi ter içinde bırakırken, dağlara, ormanın koyu gölgelerine ilerledikçe serinliği de hissettik. Kötü olan hiçbir görüntü yoktu. Bizler, iyinin de iyisini aradık. Sıkça durup, ağaçların yaz sessizliğine adadıkları danslarını izledik, fotoğraf çektik. Kayınlar, Nazımın kayınları gibiydi. Ama karlı değillerdi. Kim bilir kışın, bu güzel orman, üzerindeki tüm giysileri atınca, tüm makyajlarını temizleyince nasıl görünüyordur?

Şair, yedi tepeli şehirde bıraktığı gonca gülü karlı kayın ormanları içinde anarken, ölümü de döşünmüş, ölümü de sorgulamış; “ Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü!” Şimdi, bunca kıyametler koparken, her gün gündem, yapay filmlerin etkisi altında kalırken; bizler her gün ölüyoruz… Bir ülke düşünün ki, her bölgesi kendi çapında dünyaya değer güzellikler taşıyor! Tarihi alanları bu kadar zengin kaç ülke vardır?

Ben kendimi bildim bileli bu bölge; Yıldız Dağlarının kayın, meşe ormanları bölgemizin odun ihtiyacını karşılar. Belki de başka bölgelerin de ihtiyaçlarının bir bölümünü karşılıyordur. Yıllardır her odun yakışımda bedenim ısınırken, içim de yanardı biraz! Acaba derdim, bu ağaç, son ağaç mı? Bir ormanı daha mı yakıyor, bitiriyoruz diye kendi saflığımı, kendi vicdanımı sorgulardım. Yıllar geçti bizler kış aylarında karlı kayın ormanlarında geceleri yürümek yerine, kayın odunlarını yaktık ısınmak, biraz daha fazla yaşamak adına.

Kırklareli Bölgesinin ormanlarının neden bitmediğini, bitmeyecek oluşunu Karlı Kayın Orman Gezisinde anladım. Mutlu oldum. Bu ülkede en azından yarım da olsa iyi şeylerin yapılabileceğine inandım. Ormanların büyüyen ağaçları kesilirken, gençleri korunuyor ve sürekli ormanlar var ediliyordu. Bu uygulama böyle olmasaydı, Yağmur Ormanları bile biterken, Kırklareli Ormanları da çoktan biterdi. Ve biz, İğneada’ya giderken, nazik Meşelerin, gururlu Çamların, zarif Kayınların içinden gidemezdik… Gidemezdik…

Karlı Kayın Ormanlarını Trakya’da yaşayan ve bu ülkeye kendini adamış birisi olarak bu kadar geç tanımış olmanın burukluğu hâla sımsıcak içimi yakar! Ve bu bölgenin üç boyutlu görüntüsünü dört iklim gezmek gerektiğini anlatmak isterim. Biraz doğa, ülke sevginiz varsa, üşenmeden çıkın yollara. Düşün, hiçbir beklenti, koşul üretmeden koyuverin kendinizi… Yıldız Dağlarına sabırla tırmanın. Meşe Ağaçlarına, Kayınlara, Çamlara, Dişbudaklara el sallayın. Yüzlerce hayvana yaşam veren göllerini seyreyleyin. Göllerin uçsuz bucaksız sazlıklarının güz rüzgârında türkülerini dinleyin!

İğneada yolculuğumuz doğa açlığı çeken bedenlerimize inanılmaz bir enerji verdi. Ne yoktu ki bu gezide! Ormanlar vardı. Göller, dereler vardı. Yakı çiçeklerinin moru, yaban çiçeklerinin her rengi vardı. Geniş, alabildiğince uzun kumsalıyla birlikte Karadeniz vardı. Longos Ormanları upuzun yükselirlerken göğe doğru, sonsuzun maviliği vardı, dünya gözüyle baktığımız yerde.

Dost Yunus, Gezgin Yunus ile birlikte elimizdeki imkânları olabildiğince değerlendirdik. Yine her zaman olduğu gibi doğanın doğallığına ona hiç zarar vermeden sığındık. Kamp kurduğumuz yere tek bir çöp bırakmadan ayrıldık. Beğendik Köyünü ziyaret edip, oradaki insanlarla sohbetler ettik. Karadeniz’in Türkiye sınırlarının bittiği yerde kurulmuştu Beğendik Köyü. Sıcaktı, misafirperverdi insanları. Beğendik Köyü ile karşı tepedeki Bulgar Köyü birbirlerine deyecek yakınlıkta, tepelerin rüzgârı, serinliği ile birlikte bakıyorlardı yıllardır.

Biz de Karadeniz’in Meşe Ağaçları içine gizlenmiş Beğendik Köyünün tepesinden, kumsalından el salladık Bulgaristan’ın bakımlı Rezova Köyüne. El salladık, insanlığa, insanlarımıza…

Dönüşümüz bedenlerimizin taşımakta zorluk çektiği ağırlıklarla yüklüydü. Karlı Kayın Ormanlarının kokuları, sesleri, hikâyeleri yüklenmişti bedenlerimize. Ve ben, Yunus ile birlikte bir türkü tutturmuştum;

“ Ben oradan geçerken biri ‘amca’ dese gir içeri. Girip yerden selamlasam hane içindekileri!”

Bu ülke, binlerce güzelliği barındırdığı gibi, yüzlerce korkulu gizemi de barındırıyor. Bu güzel diyarlar; Karlı Kayın Ağaçlarının, Meşelerinin, Çamlarının olduğu diyarlar; Sabahattin Ali gibi aydınımızın da katledildiği ve derin iş olduğu için bir türlü açığa çıkarılamadığı yerlerden bir yerdir… Hani, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” diyen şair, yazar, aydın Sabahattin Ali.
Güven











4 yorum:

Selma Er dedi ki...

ne kadar güzel..kıskanmamak elde değil..doğa ile içiçe,arkadaşla birlikte çok güzel bir gezi olmuş..tabii sizin anlatımınızla ve o güzelim görüntülerle..

Guven dedi ki...

Merhaba Selma Hanım. Kıskanmayın lütfen! Ben sizin güzel İstanbul içinde,o kültür cümbüşü yaşanılan müzelerde gezmelerinizi kıskanıyor muyum acaba? :)) Elbette kıskanıyorum:))

Sanırım güzel ve anlamlı olan, iyi yaptığını vicdanın söylediği kadar başka değerli vicdanların söylemesi,yazmasıdır diye düşünüyorum.

ege dedi ki...

Orman, deniz,ve kamp muhteşem geçtiği yazıların akışından belli olan harika bir kamp günlüğü..
Ve duygularını bize bir solukta okuyacak kadar güzel aktaran güzel yürekli dost harikasın.Teşekkürler.

Guven dedi ki...

Çok teşekkürler efendim. Sanırım koşulsuz,amatörce(acemice) çıkılan yolculuklar,geziler insana güzel bir çay datı veriyor. Ama soğuk günde içilen çay tadından:)) Latife bir yana, doğa ile olmayı onu yazı veya fotoğrafla belgelemeyi seviyorum ben.

Saygılarımla.