31 Mayıs 2010 Pazartesi

ES BRE DELİ RÜZGÂR

Kamera; Güven   Agora -İzmir
Topraktan,tozdan, taştan, eskilikten ibaret
antik kentler; ruhumu neden etkiler, ruhumu
neden zorlar;bilemiyorum...

Kamera; Güven
Antik şehrin çeşmesi bir damlasına bile
minnet duyacağımız suyu; şırıldatarak
akıtıyordu. Keşke,insana akacak her bilgi,
her görgü;böyle aksa da tüm bedenlerimize
harika bir rehber olsa.

ES BRE DELİ RÜZGÂR ES


Güney rüzgârı olanca şiddetiyle esmeye devam ediyor. Daha çok genç olan iğde ağaçları tam da çiçek zamanı sınanıyorlar. Hepsi bir zamanda ekilmiş hep aynı boyda ve aynı itaatkârlık içinde boyun eğiyorlar güneyin hırçın rüzgârına.

Sadece iğde ağaçları mı itaat ediyor sanki! Biz insanlar tarafından yere atılmış ne kadar çer-çöp, poşet varsa, ağaç yaprakları ile birlikte oradan oraya savrulup duruyorlar. Kim sorarsa lodos, kendi temizliğini yapıyor. Küçük alaboralar bir yeri temizlerken bir başka yeri inanılmaz bir çöp yığını içinde bırakıyor.

Birbirine sokulmuş kayıklara ne demeli? Limanı iyice şişirmiş taşma noktasına zorlayan güney rüzgârına karşın sallanıyorlar. Tüm kayıklar ciddi bir ahenk içinde, bir sağa, bir sola gidiyorlar. Onları limana bağlayan çımaların özgürlüğü birkaç metreyi geçmese de kayıklar bu özgürlüğü olanca şımarıklıklarıyla kullanıyorlar. Kayıkların gövdelerine bağlanmış otomobil lastikleri de birbirlerine verecekleri zararı engelliyordu.

Lodos baharı uğurlama, yaz dönemini selamlama hoş geldiniz seslenişi içindeydi. Akşam güneşi belirli yerleri ısıtsa da gölgede kalan yanlar soğuğu, üşümeyi hatırlatıyor. Böyle zamanlarda tenha olur liman. Tam da iğdelerin çiçek açtığı, yeşilin akşam güneşi ile dans ettiği en güzel anlar. Her tarafı karıştıran lodos, limanın pek kıymetli misafirlerini de karıştırıp erken uğurlamıştı bugün!

Birkaç inatçı kadın ve erkek lodosun tüm hırçınlığına rağmen umarsız oturuyordu. Kadınların saçları dalga, dalga uçuşuyordu. Sanki bedenlerini de uçmaya zorluyor gibi! Siyah gömlekli kadın, siyah gözlükleriyle gizemin, çekiciliğin çağrısını yapıyor, onun karşısında oturan kadın ise denge adına beyazın kendi sunumunu yapıyordu. Beyaz hırkası oldukça uzun ve inceydi. Onu lodosun soğuğundan korumak amacından çok üzerine oldukça sıkı bir şekilde yapışmış kot pantolonu örtme gayretini gösteriyordu.

Akşam güneşi muhteşemdi! Lodosa boyun eğmiş itaatkâr iğde ağaçları de öyle… Kayıkların her birinde dalgalanan Türk Bayrakları coşmuş, onları tutan bir engelleri olmasa hepsi, bir anda lodosun çılgın davetine ayak uyduracak durumdaydılar. Kırmızı üzerine beyaz ay ve yıldız; dünya ile uzay arasındaki ilişkiyi ne güzel vurguluyordu.

Kıpkırmızı renk, bu topraklar için dökülmüş kanın sonlu insan nesli içinde ne kadar anlamlı bir sonsuz mücadelenin kanıtıydı! Ya, kırmızının üstüne işlenmiş beyaz ay ve yıldız! Dünyadaki savaşların, insanlar arası oluşturulan kırmızılıkların öfkelerine gülüp geçmiyor muydu? Dünya insanı sürekli yeni sınırlar, sınırlamalar ile meşgulken; ay ve yıldızın yaşadığı uzay, sürekli sınırların ötesine doğru genişlemiyor muydu? Sınırı ve sonu olmayan uzay; kendi savaşını kim bilir hangi insanüstü beceriler ile veriyordu…

Olacak iş değildi! Lodosun tüm şımarıklığına karşın, bir başka siyah gömlekli bir kadın etek giymişti. Diğer kadınların sığındığı pantolona sığınmamış, kadın coşkusu içinde lodosun korkusuz gösterisini yapar gibi korkmadan eteğini giymiş ve cesur adımlarla inmişti iğde ağaçlarının bile itaat ettiği güney rüzgârının hüküm serdiği yere. Kadın açık alanda hemen iğde ağaçlarının altında üşümüş olacak yer değiştirip daha kuytu bir yere geçmek için ayağa kalktı. Başına gelecek şirin kazayı engellemek adına elleri de eteğinin çok yakınında daha rüzgârsız bir yere ilerledi.

İki genç adam da kadının yer değiştirme telaşına kafa yoruyorlardı. Birisi; “ Bir kazaya kurban gitmesin kadın?” deyince diğeri; “ Her an bir şeyler olabilir” deyip erkekçe gülümsedi. Plajda binlerce kadının arasında bizi zorla bağlasalar, Yunan Adasındaki çıplaklar kampına getirseler; bir kadının şakacı bir rüzgâr tarafından uçmaya çalışan eteği kadar heyecan verici olamaz! Böyledir hemcinslerim olan erkeklerin içindeki esen şımarık güney rüzgârı. Devirler, ilgiler, alakalar, ihtiyaçlar değişir de, erkeğin bu zaafı değişmez. Bir kader gibi bedeni taşıyan beyne yapışmış gibidir.

Biz bize benzeriz. Daha çocukluk, daha gençlik zamanlarında giderilmeyen açlık; bir ömür sürer de, onu dizginleyemeyiz. Erotizmi yakalayamayan bizler; pornografik kültürün kulu-kölesi oluruz. Tıpkı hırçın lodosa boyun eğmiş iğde ağaçları gibi boyun eğiriz, doymamış bedenimizin aç olan tarafına…

Liman çaycısı yanında duran garsona; “ Bizim kediyi gördün mü yok artık. Kedi kafayı sıyırdı ve gitti.” dedi. Kedinin gidişini fazla merak etmeyen garson, öylesine; “ niye?” dedi. Çaycı çocuk; “ Kedinin yavruları kaybolunca o birkaç gün deli danalar gibi bağırdı buralarda. Ondan sonra da sıyırdı ve gitti.”

Kedinin gidişine aldırmayan garson, çaycının insan ile hayvan arasındaki ilişkiye merhamet ile bakan sesine de aldırmadı. Öylesine dinledi ve birkaç çay satma umuduyla yeni oturan müşterisinin yanına doğru ilerlerdi.

Lodos, hırçındı, ortalıyı doza-dumana katıyor, insanı sersemletiyordu. Ama lodos, insan eliyle sağa-sola atılmış tüm pislikleri de bizim gözümüze sokar gibi etrafta uçuşturuyordu. Lodos, tüm pislikleri, çeri-çöpü uçuştururken bir başka fikirlerde benim bedenimde uçuşuyordu!

Neden, biz lodosun da, poyrazın da, keşişlemenin de, karayelin de keyfini yaşayamıyoruz? Biraz yağmur yağınca sel olup can alıp can sıkıyor! Biraz rüzgâr esince, kuyruğumuzu kıstırıp sığınacak köşeler arıyoruz! Ne yağmurun tadını çıkarıp şiire, aşka, umuda, sanata aktarabiliyor, ne de binlerce insanı bir araya toplayan şehirleri; iç açan, baş döndüren mimariye teslim edebiliyoruz…

Lodos, kesintisiz esiyor. Akşam güneşi biraz daha batıya ilerliyor. Siyah gömlek giymiş kadın gözlüğünü başına kaldırdı. Beyaz hırkalı kadın, iki çay daha istedi. Kırmızı bayraklar, beyaz ay ve yıldız ile dünya ile uzay arası birlikteliği dalgalandırdılar. Besledikleri kedi kafayı sıyırıp gitmiş olmasına üzülen çaycı çocuk, bir sigara daha yaktı.

34 ve 59 plakalı iki araç daha geldi balık lokantasının olduğu yere. Dünya inanılmaz hızını kesintisiz devam ettirirken, her an kesintiye uğrayan insan ilişkileri, kim bilir hangi kavgalara, ayrılıklara gebe olan planların esintilerini yapıyordu?

Lodos hırçın ve şımarık! Lodos ele-avuca sığmaz bir sevgili! Lodos aşk kokuları tütsüleyen bir rahip! Lodos, uçurtma uçuran telaşlı ve heyecanlı bir sonbahar çocuğu… Lodos, ben ve yalnızlık…
Güven

6 yorum:

ruhgezgini dedi ki...

Çok güzel bir yazıydı sevgili Güven teşekkürler.Yaz tatillerinde deniz kanosu yaparken insan yaşamayan kıyılara çıkıyoruz. Ama orada bile çöp poşeti,bira şişeleri ve türlü pislikle karşılaşıyoruz alabildiğimizi topluyoruz ama bu insanların bilinçlenmesi lazım.Ayrıca erkeklerle ilgili durumları çok samimi bir dille anlatmışsın.Keşke bizde denize nazır yaşasak dedim okurken lodos uçursa saçlarımızı.

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Yine çok keyif alarak okuduğum yazılarınızdan biri.Her zaman yorum yazmasam da :)

"Lodosun gözü yaşlıdır " dermiş balıkçılar.Lodos kesilir,yağmur başlarmış.Yağmur gözyaşlarını dökmese bile, bizim gözyaşı dökmeniz kuvvetle muhtemeldir.

Guven dedi ki...

Ruhgezgini
------------
Tüm çocuklar okul öncesi eğitime tabi tutulmalı. Ve ilk önce doğa sevgisi ve deeee; bütçe öğretilmeli :)) Bir çeyrek yüzyıl sonra ki nesli merak ederim o zaman ben:))

Dalgaları Aşmak
------------------

Keyfinizin keyfine hoş bir lodosun üflemesi ne hoş :))

Arınmanın gözyaşı hep akmalı; gülmeleri unutmadan...

Sabahattin Gencal dedi ki...

Yaşamın her alanından seçtiğim yazıları, yazarlarının izniyle "Bloglardan Seçmeler" adlı sitemde yayınlıyorum. İzniniz olursa sizin çalışmalarınızdan seçtiklerimi de, kaynak göstererek yayınlamak istiyorum. İyi günler dileğiyle. Sabahattin Gencal

makbule abalı dedi ki...

"Lodosun keyfi doyasıya yaşanabilseydi" belki böyle güzel yazılar da yazılamazdı.
Yazınızla "estirdiğiniz" lodosla; baharı uğurladık,yaz'a "hoşgeldin" demeye hazırlandık...

Guven dedi ki...

Sevgili Sebahattin Hocam; Elbette yayınlaya bilirsiniz. Beni onara etmiş olursun. Biz, bizden öte ne kadar çok ulaşırsak o kadar çok mutlu oluruz.

Saygılar size

----------

Makbule Abalı; Acaba diyorum; bizler neyi tam manası ile yaşaya biliyoruz? Neyi? Yaşam, şikayetler zinciriyle kurtarıcılar arayışı içinde gidip geliyor... Ne hazin... Ne büyük bir insani kayıp! İyi ve Kötü üzerine kurulmuş bir doğu döngüsü. Halbuki akıl-ilim,sanat ve insan ile doğu da kim bilir ne güzel olurdu...

Saygılar efendim.