26 Nisan 2010 Pazartesi

DOĞA ve İNSAN

Kamera; Güven Ganoslar-Tekirdağ
Bu dağların çiçekleri,böcekleri, hayvanları,
ağaçları; hepsi de sevdalı :))


Kamera; Güven
Ganoslar Ayvasıl Mevkii
Yaşlı Meşe Ağacı ve EDGE Kampı
Bu insanlara her şey için teşekkür ederim ama
asıl teşekkürü; doğaya tek bir çöp bile
bırakmadıkları için yapıyorum. Ayakta
alkışlıyorum onları .

Kamera; Güven 
Yunus,dağların-tepelerin sevdalısı Yunus.
Yüksekte gördüğü çiçeğin kokusunu,sevdasını
merak eden Yunus...

Kamera; Aziz Bey
Fenerim,kalemim-kağıdım ve çadırım; galiba
ben, mutluluktan utanıyorum...


Kamera; Aziz Bey
Biraz yürüyüş, hem bedene hem de ruha iyi
gelir. :))


Kamera; Güven
Sıradışı bir geceden sonra arkadaşım
Erdem'in ilk irtifa uçuşunu da görmek varmış.
Erdem, yükseklerin kuşbakışını, ruhun göğe
yükselişini yaptı ve süzüldü.
Uçmak nasıl bir duygu Erdem?
Erdem, heyecan yüklü bedenden bir sözcük
çıkaramadı. Hocası söyledi;
Uçmak AŞKA yakın bir duygu.


Kamera; Güven Ganoslar'da Akşam

Ey tabiat, ey insanoğlu, ey sanat ve ey aşk;
Ganoslar'da akşam oluyor...


Kamera; Güven Uçmakdere Köyü

Kamp dönüşü Uçmakdere Köyüne uğrayıp
özlediğimiz çayları içtik. Temiz yüzlü insanlar,
bir mehrabaya hemen çay söyleyip
gönül evlerine de buyur ettiler bizi.
Abdullah Ağabeyin mizah dolu sohbeti
iyi geldi bize. Bir de sözü varmış, kahvenin
duvarına asmış. Bakalım ne demiş!

Uçmakdere Köy Kahvesi
Kim demiş ki köy insanı bir şey bilmez,
bir şey hissetmez ve irdelemez diye?
Ben susuyor, Abdullah Bey konuşuyor.
Lütfen  dinleyiniz!

DOGA ve İNSAN


Doğa ve insanın olduğu yerlerde neler vardır? Elbette ilk akla gelen; doğanın katledilmesi vardır. İnsan sürüleri ganimet bildikleri doğayı her fırsatta talan etmişlerdir. Bundan sonra da edeceklerdir. Fakat insan sürülerinin içinden sıyrılan ve aynı o insanlar gibi bedenlere sahip olan başka insanlardır bu yazımın konusu. Doğayı seven, bunu yaşam kültürü haline getiren insanlar…

Elbette insan, sadece kötülük, pislik, nefret, cehalet doğurmaz. İnsan, öğretiler, gözlemler, değişimler sayesinde muhteşem bir canlıya dönüşür. Doğa ile anlaşan, kendini doğanın bir parçası gören insanlar da var bu güzel ülkede. Bu yazımızın konusu da başından bellidir. Doğayı sevmiş, bunu yaşam kültürü haline getirmiş; mutlu, huzurlu ve işlerinde başarılı insanlar…

Tekirdağ şehrinin Mermer Köyü sınırlarından başlayıp Şarköy’e doğru uzanan Ganos (Işıklar) dağları sadece bizim tarafımızdan değil, İstanbul’un gürültüsünden, geriliminden bunalmış insanlar tarafından da keşfedildiğini görüyor tanık oluyoruz. Son yıllarda Valiliğimizin de desteği ile Yamaç Paraşütü de ayrı bir heyecan, renk katmış Ganosların soylu tepelerine.

Ganosların bulunduğu alanda Yeniköy ve Uçmak Dere köyleri, orada yeşermeye başlayan iç turizmin nimetlerinden faydalanmaya başladılar. Artık o bölgenin gelini-gideni asla bitmez. Şimdi köylümüzün eğriyi-doğruyu hesaplama zamanı. Gelen bu insanlardan en iyi ve doğru nasıl faydalanırım düşüncesinin kritiğini yapmalı. Orada turizm adına büyük bir gelecek var. Bakir vadiler, tepeler, koylar; kamp, yamaç, yürüyüş, ralli, motorkros sporları için bulunmaz yerlerdir…

Medeniyete oldukça yakın olan Ganoslar Dağlarında, vadilerinde yürüyüş yapmak, kamp kurmak oldukça ekonomik. Bir uyku tulumu ve bir de çadırınız oldu mu; bugüne kadar edindiğiniz en lüksü mülkiyet onlarmışçasına heyecan duyuyorsunuz. Çadırınız, villadan, köşkten daha değerli bir yapı hüviyetine bürünüyor. Uyku tulumunuz, sizi saran en değerli giysinizdir artık. Feneriniz, olduğunuz yeri iyi aydınlatmasa da ruhunuzu aydınlatacaktır kamp kültürü içine girdiğiniz andan itibaren.

Üç doğa sevdalısı olan gurubumuz Ganosların dayanılmaz bahar yolculuğuna bir kez daha çıktık. Yunus, Aziz Bey ve ben! Üç heyecan dolu insan! Daha karar verdiğimiz andan itibaren; Ganoslar Dağlarının, vadilerinin ruhu bizi çağırmaya başlıyor.

Elbette Ganoslar sadece bizi değil birçok insanı da çağırmıştı baharın yaza yaklaştığı zamanda. Bu sefer dağların tepelerinde kamp kurmak yerine, dağların deniz ile buluştuğu Ayvasıl Mevkiine indik. Yamaç Paraşütü iniş sahasının 200 metre daha ötesine. Bir ömür biter, Ganoslar’ın gezilecek, keşfedilecek yerleri bitmez. Bu sefer de Ganosların denize indiği, denize kavuştuğu yerin hemen gölgesinde kamp kurduk.

Pratik çadırlarımız tam tamına on dakikada hazırlandı. Gece için kuru odun topladık. Bugün her yönüyle farklı bir gün, farklı bir gece olacağa benziyordu. Zaten her kamp, kendi sürprizini muhakkak hazırlar. Sadece size düşen görev, kamp heyecanı içinde doğanın bahçesine iyi niyetle girmektir. Doğa, koşulsuz herkesi kabul eder. Niyetiniz ne olursa olsun doğa size bir-kaç şans verir.

Kamp yerimizin yakınları bizden önce gelmiş kampçılar ile renklenmiş, ateşleri çoktan tütmüştü. Birinci kamp yeri Tekirdağ’dan gelen Yamaç Paraşütü yapan doğaseverlerden oluşuyordu. Sanırım 7–8 çadır vardı. İkinci kamp yerindeki kampçılar ise İstanbul’dan gelen EDGE isminde Doğa Severler Derneğinin üyeleriydi. Onlarca çadır ve otuz insandan ibaret kampçılar hemen bizim de kamp kuracağımızın yerin yakınına kamp kurmuşlardı. Tam arkalarında yaşlı çınar ağacı ve tepelerin yemyeşil küçük ağaçlardan oluşan ormanı uzanıyor.

Aziz Bey, İstanbullu doğaseverleri görünce çok sevindi. Benim daha uzağa, daha yukarılara çıkma isteğime karşı; “ Burada kalsak iyi olur. Bak buradaki insanlar renkli, değerli insanlara benziyor. Sanırım onları izlemekten, onlardan bir şey öğrenmekten dolayı mutlu olacağız.” deyince onun haklı olduğunu düşünüp bizden bir-kaç gün önce gelmiş İstanbullu doğaseverlerin hemen yanı başına çadırlarımızı kurduk.

Zaten çadır kurulumu, odun toplamak derken, gün geceye teslim oldu. Komşularımızın ateşi kuru odunların, yaprakların harika gösterimini yaparken, bizim ateşimiz de değişmez güç-enerji olan diğer ateşe selam etti.

Yunus’un doğaseverliği, el marifeti bir kez daha kendini gösterdi. Kaşık-çatal almayı unutmuş olsak ta, Yunus’un ağaç dallarından yaptığı kaşık-çatallar; kamp anlayışımıza ayrı bir öğreti kattı. Ateşin yanması, etlerimizin pişirilmesi tamamıyla Yunus’un pratikliği ile lezzet buldu.

Komşu kampçılarımız bu işi yıllardan beri yapıyormuş. Oluşturdukları birliktelik internet aracılığı ile yapılıyor. Özellikle doğayı seven ve doğaya-insana saygı duyan kişilerden oluşma zorunluluğu varmış. Yani, nefreti, kötülüğü kendinde barındıranların gireceği bir birliktelik değil.

İstanbullu dostlarımızın çoğunluğu kadın ve genç kızlardan oluşuyordu. Tek, tek baktığında hepsi hayatı dolu dolu yaşamak isteyen ve belli ki işlerinde de başarılı olmuş insanlardı. Bedenlerindeki birikim, doğanın da desteği ile ayrı bir sanata-çağrıya dönüşmüştü. Yemeğimizin lezzetine doyum olmazken, komşularımızın yemek sonrası şarkılarına-türkülerine de doyum olmadı.

Genç kızların hemen deniz boyunda oluşturdukları koro; onlarca türkü ve şarkıyı; Ganos kıyılarından Anadolu kıyılarına doğru seslendirdiler. Belli ki repertuarları oldukça geniş! İçtendiler, coşmuştular, heyecanlıydılar…

Orta yaş gurubundan oluşan büyük gurup yakmış oldukları büyük ateşin etrafında tam bir doğal uyum içinde eğlenceye çevirmişlerdi. Kimi koro, kimi solo söylenen şarkılar-türküler; aşkı, sevgiyi, hümanizmi, romantizmi davet ediyordu. Ele bir kadın sesi vardı ki; efsanelerin içinden çıkmış da gelmiş, buğulu sesiyle doğaseverlere, doğayı katletmedikleri için en büyük ödülü veriyormuş gibiydi.

Bu kadın Latife Hanım’dı. 55 yaşına ulaşmış, hayat içinde dere-tepe koşmuş, işini yenmiş şimdi de doğanın bağrında geceye, gençlere, âşıklara, hümanizme sesleniyordu.

Bizim ateşimiz ve komşularımızın ateşi kırmızı yalazaları çıkarıyor, Ganosların yıldızlar ve ay ile taçlandırılmış gecesi buğulu kadının sesi ile tekrar, tekrar heyecan buluyordu. Aziz Bey, dayanamadı, hümanizmi, tabiatı üzerinde taşıyan renkli komşularımızın yakınına gitti. Ve eğitimci samimiyeti ile onların arasına karıştı. Ben ve Yunus kendi ateşimizin hemen yakınında, komşularımızın içten türküleri eşliğinde etten, kemikten oluşmuş bedenin ruhuna dokunduk. Ruhumuz, bedenimizin doğaya, insana duyduğu sevgiye büyük destek verdiğini, çevremizi saran ateş böcekleriyle müjdeliyordu…

Doğanın çiçeklerini, seslerini, ışıltılarını, hayvanlarını, renklerini ve kadın seslerinden dökülen türküleri-şarkıları duymak; doğanın çocukları için en güzel törpülerden daha güzel… İnsan törpülendikçe arınır, törpülendikçe kabalığın çirkinliğinden sıyrılır.

Güven

7 yorum:

bilge dedi ki...

sevgili güven ne güzel bir anlatı bu ben seyehatten döner dönmez köye gittim gerçi gittiğim yerlerde doğa fazla hırpalanmamıştı ama çam ormanlarının içindeki köyde yol yorgunluğumu giderdim. eşim otobüsten iner inmez beni aldı doğru köye gittim doğa ile yaşamak gibisi yok be kardeşim köylünün astığı yazıya hayran kaldım onlar aslında hayat filozofudur da kıymetini bilen yoktur ..sevgi ve dostlukla..

Selma Er dedi ki...

merhaba..yine o güzel ve alçakgönüllü anlatımınızla büyülediniz beni..Ganoslar'a gitmiş,gezmiş kadar oldum..dostlarla paylaşılan yürüyüş,kamp yaşamı,doğayı ve dostluğu anlatımınız ve paylaşımınız için teşekkürler..hiç kamp yaşamını denemedim..çok ilginç ve güzel olduğuna şüphem yok..fotolar da çok güzel..sevgiler..

gökçe7 dedi ki...

Ne güzel, yurdumun cennet köşelerinden biri.Korktum keşfedilen yerler kısa sürede talan ediliyor.Şehirli insanlar şehirlerini nasıl talan ettilerse doğaya hücüm etmeye başladı.Sözüm oradaki kamçılara değil yanlış anlaşılması,kamp kültürü ayrı birşey,onda talan yoktur.Koruma vardır.Gözünü seveyim hala saf temiz kalan köyümü ve köylümü...

ege dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Fuat Gencal dedi ki...

Muhteşem yerler ve harika çekilen resimler. Paylaşımlarınız için tebrikler.

Saygılar.

latiş dedi ki...

Sayın Güven Bey,
Doğa aşkını bu kadar güzel paylaşabilen sizler gibi insanlarla daha önceleri tanışamadığım için üzgünüm,iyi ki varsınız,yüreğinize,kaleminize sağlık tekrar,birbirimizi farketmenin mutluluğu içindeyiz hepimiz,diliyorum bu övgülere layık olmaya devam edelim,ve sizler de bu farkındalığı daha geniş kitlelere yayın,tekrar teşekkürler,
Sevgiyle ve doğayla kalın
Latife Geçkin
EDGE Üyesi

Esmir dedi ki...

Sevgili Güven Bey,

Çok büyük bir keyifle okudum yazılarınızı...

Yüreğinize ve kaleminize sağlık...

İnsan doğanın en önemli bir parçası, ona sahip çıkmak hepimizin görevi...