8 Şubat 2010 Pazartesi

SEVMEK BAŞKA BİR ŞEY

Kamera; Güven
Uzun Saçlı Sevgi Filozofu

Kamera; Güven

Doğukan Manço, babasından ona geçen sevgi
kokularını cömertçe veriyor.


Batıkan Manço ve bendeniz

İnsan sevmeye görsün bir kere; evlatlarına
bile değince, alışık olduğun güzel kokuyu
duyar gibi olursun.

Kamera; Güven
Ayşegül Aldinç
Bu güzel bayan da, sıkı bir Barış Manço dostu.

Kamera; Güven

En Büyük Mahir bizim Mahir

Bu sevgi dolu adam; gerçekten de Barış Manço
sevgisiyle donatılmış. Eh bir vapur Barış sever
bir araya gelirse; tam bir sevgi şoku yaşarsınız:))
Mahir'in sağ tarafında ki güzel bayan; annesi,
sol tarafındaki güzel hanım da teyzesi.
Bu güzel aile eski İstanbul kültürü
ile donatılmış. Sen bir sevgi yolla;
onlar beş yollar.
Sevgiyi kurutmayan ve her daim yaşatan
güzel insanlar; selam olsun sizlere.

Kamera; Güven
Sırasıyla alınan Barış Manço severleri, yine
sırasıyla iskelelerine bırakıldı. Bizler ayrılırken,
kalanlarda ki burukluğu göre bilirsiniz...
Kalanlarda olan burukluk; biz gidenlerde de
vardı. Onca insan, onca ruh; bir tek adam
için, bir tek beden olup sonra yine
farklı bedenlerin yoluna, yolcu olduk.


Dört saat Barış söyledi biz dinledik.
Ve  gördük ki, sevgi denen şey; bazen
sanat,bazen felsefe,bazen uzatılan bir el,
bazen çok uzaklarda bir nesne, bir varlık
oluyor.

En mutena mekanlar, insanlar bile unutulur;
sevgi ile sanat ile donatılmadıkları sürece...

Kamera; Güven
Boğaziçi Yalıları
Gün kasvetliydi belki, gün griydi, ıslaktı ...
Ama bilesiniz ki gün Barış'ı anma günüyse,
gün şafak ile başladıysa; o günün size sunacağı
harika sürprizler vardır. Bu güzel yalıların
başdöndürücü panaromaları gibi...

Kamera ; Güven Boğaziçi Yalıları

Bugün Barış hatırına güzel; daha bir
güzel göründü bana.:))

Kamera; Güven
Doğa ve insan eliyle oluşturulmuş mekanlar;
mimarinin de marifeti ile ne güzel
görünüyor. Şair olsam; bedeni zorlayan
ruhu zor frenlerdim:))
Kamera; Güven  Savorona 
İsmini Hint Okyunusunda yaşayan bir deniz
kuşundan almış. Atütürk'ün ölümünden önce
son 6 haftasını geçirdiği gösterişli yat.


Leyla Hanım, Zeynef Hanım

Eski Modalı olan bu güzel hanımlar; Barış Manço
sevgisi  ile dopdoluydular. Bizi birleştiren ne bir
din, ne bir siyaset ne bir ticeret vardı. Ne de aşk!:))
Bir filozofun,bir sanat adamının sevgi
taşıyıcılarıyız biz...

SEVMEK BAŞKA BİR ŞEY


Çevremizde sevmeye dair o kadar çok şey olmasına rağmen ne kadar çok az şeyi sevdiğimizin farkında mısınız? Bir bebeği, çocuğu, adamı, kadını, çiçeği, toprağı, dağı, ormanı sevebilmek; duygusunu tanımayan veya yetiren insanın; insan kalabilme becerisi hangi katkı ile sağlana bilir acaba?

Göğün gri, denizin gri olmasına aldırmayan ben; yağmura da aldırmayarak şehri Tekirdağ’dan İstanbul’a uzandım. Havanın sıcaklığı 6 dereceymiş, ayakkabımın altı delikmiş, cebimde yeterli para yokmuş mazeretlerine sığınmadan; gerçek açlığıma koştum.

İnsanın midesel açlığı, insanın organizmasını sağlam ve sağlıklı çalıştırmak içindir. Ama şuurlu bir beyin, organizması çalışan bir bedeni çok daha görkemli ve çok daha onurlu yönetir. Şuurlu beyinler de, sevgiden, görgüden, bilgiden, değişimden beslenirler.

Bundan tam 11 yıl önce Şubat ayını gözü yaşlı karşılamıştım. Gözümün yaşı dindi, gönlümün yaşı kurumadı. İnsan bazı nesneleri, bazı insanları çok farklı sever. O sevgi tarifleri iç içe geçmişliğin özel bir oluşumu haline gelir. Bilirsiniz ki o sevginin bir tarifi yok gibidir. Çünkü zaman ilerledikçe taşıdığınız, bedeninize yapışan sevginin de zamanla genişlediğini fark ederiniz.

Çevremde birçok insanda gördüğüm Atatürk sevgisi gibi sevgiler tariflerden, zorlamalardan, çıkarlardan öte kabul görür. İnançlı ve çok samimi insanların merhamet ile donattıkları Allah, insan sevgileri gibi!

Yazgımı, bugünkü bedenimin beynini etkileyen ve ona katkı sağlayan onlarca insan, yüzlerce nesne var. Onlara duyduğum saygı, vefa; elbette çok ama çok yoğun bir dönüşüm içinde. Ama üç insan; üç adam, hayatıma öyle bir girdi ki, onlara ölümlü bedende, ölümsüz sevgilerin en ama en karşılıksız olanını sahiplenirim. Birincisi Mustafa Kemal, ikincisi Yusuf (Babam), üçüncüsü de Barış Manço.

Barış Manço’nun 11. ölüm yıldönümü bu yılda ailesi ve sevenleriyle anıldı. Moda’dan kalkan vapur, Kadıköy, Kabataş iskelelerine uğrayarak Barış Manço severleri aldı. İnanılmaz bir kalabalıktı. Geçen yılın belki de dört katı insan; bir vapura zor sığdı. Neredeyse koyun koyuna sürecek 4 saatlik yolculuk; Barış Manço’nun şarkıları ile başladı.

İstanbul, Tekirdağ gibi yağışlıydı. Gök ve deniz aynı Tekirdağ gibi griydi. Hava sıcaklığı 6 derece, gök ve yer ıslak olması vapurun dolmasını, kalplerin Barış Manço ile bir olması için kötü bir sebep değildi.

Barış Manço sevenleri yüzlerce insan topluluğunu çok kısa bir süre için bir tek adam için bir tek beden gibi olmuştu. Kimler yoktu ki; genci, yaşlısı, kadını, kızı… Bu yıl Barış Manço’nun sevgili oğlu Batıkan’da oradaydı.

Söz konusu sanat adamı ve aynı zamanda geleceğin filozof insanı Barış Manço olunca; her dilden, renkten insan o vapurdaydı. Yalnız dört saatliğine hepimiz sevgiden, şarkılardan, felsefelerden ibarettik. Yüzlerce insan; yüzlerce yaşam demek! Yüzlerce anı, hatıra, kavga, mutluluk demek!

Ne ilginçtir ki Vapuru doldurmuş insanlar aynı Barış gibi gülümsüyor, Barış gibi bakıyorlardı.

Vapur’a ilk adım attığımda yine geçen yıl ki gibi Doğukan ile karşı karşıya geldim.


—Merhaba Doğukan der demez; geçen yılki küçük sohbetimiz hatırına mı, yoksa yakın bir tanıdığına benzettiği için midir? Bilemiyorum;


“ Ah merhaba, hoş geldiniz” tanışlığı içinde yine Barış Manço kokusu saçarak karşıladı gelenlerini. Doğukan’a her sarılan, onu her kucaklayan; aynı zamanda Barış’ı kokar, kucaklar gibiydi.

Ailesi Kanlıca Mezarlığı ziyaretini önceden yaptığı için, 11. anma programı sadece boğaz gezisi olarak düzenlenmiş. Barış Manço’nun şarkıları eşliğinde, sevenlerinin sohbetleriyle yol aldı yükü, sevgisi çok ağır olan vapur. Boğaz ve yalılar; Barış sevgisinden daha güzel, daha etkin değillerdi ki, o güzellikler sadece arka bir fon, bu güne bir katkı gibi kaldı. Gün anısına birkaç hatıra niyetine boğaz ve yalıların fotoğrafları çekildi.

Zar-zor oturacak bir yer buldum. Yüzlerce bedenin, yüzlerce yüzü, gözü ve anlamlı bakışları vardı. Fakat bakışlar tempo tutmuş ayaklar Barış Manço şarkılarında geçmişe iniyorlardı. Bu şarkılarda hemen hemen herkesin bir anısı-hatırası vardı.

Barış Manço’yu anma vapurunda kimler yoktu ki; Kadıköylüsü, Modalısı, Göztepelisi, Maltepelisi, Beşiktaşlısı, Kabataşlısı, Seyran tepelisi, Tekirdağlısı; çoğunluğu kadın-kız, yüzlerce insan.

Her iki yanımda oturan insanlar Barış Manço’ya oldukça yakın yaşamışlardı. Göztepeli ve Modalı olan insanlar; kalplerinde taşıdıkları Barış için oradaydılar. Onların gözlerine baktığımda kendi gözlerimi görür gibiydim. Buradaki insanların da yüzlerinde, kalplerinde çizikler, hüzünler vardı. Belli ki hayat onları da hırpalamış. Ama bu vapur, tüm çiziklere, kederlere yapmacıksız olarak direnen SEVGİYİ unutmayan insanların buluştuğu yer oldu. Çok kısa zamanda kaynaşıldı.

Barış sevgisi ile büyümüş Mahir, muhtemelen yaşı çoktan 80’i geçmiş Leyla Hanım, Zeynep Hanım, ismini öğrenemediğim Beyefendi, Mahir’in annesi, teyzesi; ne mesleğimiz, ne milliyetimiz, ne din, ekonomi açısından meraklı bir canlı bedeni içindeydik. Bedenler salınmış, dağıtılan sevgi tüm vapuru kuşatmış gibi; vapur yol aldıkça, boğazın harika mekânları, koruları arka fon oluşturdukça; biz de Barış’a aktık, Barış’a yöneldik; zaten Barış felsefesi ile yaratılmışlığın ortak birlikteliğiyle; Gülpembe, Dağlar Dağlar, Dönence, Unutamadık, Kol düğmeleri şarkılarında boğazın gri suları gibi aktık öylesine…

Antik, Orta, yakın, yeniçağlar diye sıraladığımız, hep sıralara oturttuğumuz insanlığı, sınırlara ayrılmış 200 ülkeyi, paylaşılamayan bedenleri, mekânları, sınırları bir kenara bırakıp; insanlığı bir tek kalıcı duygu kuracağını düşündüğümüz sevgiyi dört saatliğine bir ettik.

Sevgiye, lanet, mazeret, ihanet okuyanlar; hiçbir zaman doymamış, doyurulmamış zavallı bir bedenin sahipleri olacaklardır. Ve yaşadıkları zamanın içinde sıraladıkları çağlara bile aitlik hissetmeden öylesine yaşayacaklardır; donmuş resimlere, fotoğraflara, videolara sığınıp belki de kendi tapınaklarını oluşturmayı deneyeceklerdir.

8 Şubat 2010    Güven


















10 yorum:

Selma Er dedi ki...

merhaba,her zamanki duyarlılığınız burada da var..geçen yıl da barış manço vapuru'ndaki anma gününü paylaşmıştınız..ben de 1-2 satır yazmıştım O'nun anısına..
http://www.selmaer.blogspot.com

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Duyurusunu cuma gecesi Beyaz'da izlemiştim.Çok güzel bir anma ve gezi olmuş :)

Guven dedi ki...

Selmacığım teşekkürü borç bilirim. Bloğuna girdim,yazın ve fotoğrafların için söyleyecek tek bir şey var; çok güzel ve özeller.

İnsan denen canlı,duygularını tarif etmeye, duygularını açmaya başladıkça güzelleşiyor.

Bazen bir fotoğrafta, bazen bir şiirde, bazen de bir resimde buluşuyor duygular.

Barış Manço iyi bir sanatçı olabilir ama bir zaman sonra iyi bir filozof olarak da anılacak, şarkılarının sözleri belki de didiklenecektir:))

Saygılarımla

Guven dedi ki...

Sevgili Dalgaları Aşmak, gerçekten de gezinin güzel olmasını sağlayan güzel insanlar vardı orada.

Halbuki ticari bir gezi olsaydı, o kadar çok eksik bulacak ve rezalet çıkartacaktık ki! :)) Ama hiçbir eksik, kavga adına seslendirilmedi. Çünkü, söz konusu olan Barış Manço sevgisiydi...

bilge dedi ki...

öldüğünde istanbuldaydım sokağa kalabalıktan girememiştim geceyarısı gidip karanfilimi bırakmıştım sevgiyle anıyoruz sevgi ve dostlukla...

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Güvenciğim, ne iyi yapmışsın ;ne güzel bir vefa örneği bu ! Barış Manço'nun ruhu şad olsun. İyilerin ektiklerinin biçildiğini görmek mutlu etti beni.

Sevgilerle arkadaşım.

Guven dedi ki...

Sevgili Bilge; anlaşılan o ki; Barış sevgisi sizi de olanca kuvvetiyle sarmış. O gece ve o karanfili tutan ellerin bedeni; kim bilir ne yoğun duygular ile baş etmeye çalışıyordur...

Guven dedi ki...

Zühreciğim, gerçekten de sanat, felsefe,emek,sevgi varsa; bir gün, muhakkak kendi meyvesini veriyor. Zaten insana yönelik yatırımlar; bilirisin ki; bir-kaç nesil öte uzanır.

Küçüklüğümde, küçük, masum zekamın övünmesini yapardım. Upuzun ovaların kenarında, Dodop Dağlarından doğup ülke sınırından geçen Meriç nehrine yakın yaşamayı bile; NE BÜYÜK BİR ŞAN yahu derdim. Bunları bir ben bilir, bir de tabiat hissederdi.

Şimdi, diyorum ki bu ülke de Barış gibi ne güzel sanatçılar, edebiyatçılar,şairler vardı. Aşkı bile sevgi içinde gizlemişler, mutluluğu bile hüzünle süslemişler ve şikayetsiz ve büyük bir insani amaç taşıyarak yaşamışlar.

Bataklığın ağır kokuları duyulurken bile; insanın övünesi geliyor Zühre.:))

Arzu dedi ki...

Barış Manço ile ilgili hem söylenecek çok söz var hem de yetersiz kalacak bu sözler diye endişem var. Kişi hangi işi yaparsa yapsın, "insan" olduğunda,adam gibi değil, adam olduğunda, onun damakta bıraktığı tat bambaşka oluyor. Şu şarkıcıyız diyen güruha bakıyorum da, Barış Manço'yu saygıyla anıyorum.

Guven dedi ki...

Barış Manço,sanat ve sanatçıdan öte vaz geçilmez bir filozof olarak kabul ederim. O, uzun saçlı güldükçe güvence,ışık dağıdan insanı sevmenin onurunu sonsuzluk içindeki ölümlü bedende yaşayacağım gibi gelir bana.