20 Ocak 2010 Çarşamba

EN BÜYÜK KATİL BİZİM KATİL


Kamera; Güven
KİLİTBAHİR KALESİ-1452

Gelibolu diyarında güzel bir Türk Eseri.
Nedense kalelerde savaş oyunu aynayasınız
geliyor.:)) Ama bir tek şartla; kimseleri
incitmeden, sonu ter ve yorgunluk ile biten
ama ölüm ve öldürme ile bitmeyen
oyunlardan...


Kamera; Güven - Seyit Onbaşı
Yer,Rumeli Mecidiye Tabyası
Yıl; 18 Mart 1915
Şimdi harika kahramanlıkların boy
gösterildiği bu zamanda; 275 kg.
mermi kaldırmış, canını bir parça
kuru emkek ile yoğurmuş; Seyit,
Mehmet, Hasan, İsmail
Onbaşıları kim anar...

Kamera; Güven Türk Şehitliği
Şehitler Abidesi Yanı
Artık sembolik de olsa, bazı bölgelerimizin göze
hoş gelir vazeyitte düzenlenmiş olması, bedenleri
vatan için feda olmuş soylu insanlar için
küçük bir teşekkür sayılır.


EN BÜYÜK KATİL BİZİM KATİL


Allahın insanı çok özel yarattığı ve öldürmek için kıyamadığı insanı; yine Allahın yarattığı kulları öldürür; ben bunu bir ömür, bin ömür geçse anlayamayacağım…

Ölümün, öldürmenin kol gezdiği ülkeler; eğitimde, öğrenimde, sağlıkta, adalette, sanatta geri kalmış, az gelişmiş oluyor. Hâlbuki cezalandırmanın o kadar çok soylu yönleri, tarafları var ki! Beğenmediğiniz bir yazarı okumaz, onun gazetesini, kitaplarını almazsınız. Yanlış bulduğunuz bir konuyu, daha doğru biliyorsanız; anlatır, açıklar ve o ortamda rakiplerinizden bile saygı görürsünüz.

Peki, beğenmediğiniz, yanlış bulduğunuz bir insanı neden öldürürüz? Öldürmenin korku ile sindirmeye, geri çekilmeye meydan verdiğini sanıyorsak; aldanırız. Hiçbir oluşum; zorlanırsa tek bir yöne ve tek bir kerede geri çekilip yok olmaz. Yönünü, hedefini, amacını değiştirdiğimiz her canlının deneye bileceği her kozu harekete geçirmiş olursunuz. Fakat ölen canlılar; bilgi, eğitim, hukuk ile beslendiyse; onun hesabını tutacak-soracak da; adalettir. Tabi bu ülkede adalet var ve adil bir şekilde dağıtılıyorsa!

Güzel diyarların güzel insanlarının, her ananın doğurduğu her bebek; masum gülücüklerle, bakışlarla merhaba der dünyaya. Ama sonrası, masumiyet böğüre böğüre terkeder, bilginin, ışığın yoksunluğunda insanı. Beden kuvvet buldukça, cehaletin koruma içgüdüsü de; öldürmeye şartlanır.

Allahın emri öldürmek, öldürtmek değildir ama kulların gizli oyunbozanlığı ülkemizin soylu halkını ikiye, üçe, dörde bölmektir. Biraz tarih sevseydik, biraz da satranç oynamayı ilerletseydik; kavgaları bile mizah, şarkı eşliğinde yapardık…

Neredeyse bir ömrün yarısı hapishanelerde geçen Mehmet Ali Ağaca hukuk adına cezasını çekti ve dışarı çıktı. Ne bir eğitim, ne bir görgüsü, ne de ayakta duracak bir bedeni kalmamasına rağmen; inanılmaz bir şov tertibi içinde; basın arkasından kovalıyor. O da güya kaçıyor, kaçırılıyor. Neredeyse bir kahraman gibi kollanılacak, kucaklara alınacak. Bu ülkenin işsizliği, sefaleti, yanlış göçleri, bilinçsiz doğurganlığı dururken; Mehmet Ali Ağaca; krallar gibi eğlenecek, eğlendirecek. Bir değirmen ki; suları hep aynı yöne, aynı kişilere akar!

Mehmet Ali Ağaca jipler, korumalar ile karşılanıp beş yıldızlı otellerde ağırlansın. Kitap yazsın, hâsılat rekorları kırsın. Yetmedi film çevirip Türk Sinemasını dünyaya tanıtsın. Hukukun suçlu bulmadığı insanı benim suçlu bulmam adil olamaz. O artık hukuk önünde suçsuz. Geri kalan hayatının keyfini yata yata çıkarabilir… Ama sorun deryasında, fukaralık bataklığında nice Türk vatandaşı, genci; sessice yok oluşun eşiğine gelmiş; saçını-başını yoluyor, intihar girişimlerine ön hazırlıklar yapılıyorsa; biz neyin koşuşturmacısını yapıyoruz?

Adalet, bu ülke içinde yaşayan tüm insanlar için; bölge, dil, din, renk ayırt etmeden ne zaman ADİL davranacaktır. Ölenlerin öldürülüş vahşetleri ülke insanının kâbusu olduysa ve bu öldürmelerin, öldürtmelerin adalet önünde hesaplaşması yapılmadıysa; bu adaletin kırık kanadına güvenilip de ülke sevdası içinde hangi canımızın, malımızın, namusumuzun korkusuzluğunu yaşayacağız?

2009 yılının Nisan ayı içinde Gelibolu Anzak Törenlerine katılmıştım. On Bin insanın nasıl bir organizasyon içinde, kaybettikleri bir savaşı bile nasıl da kahramanlıklara dönüştürdüklerini anlatmış, yazmıştım. Sanırım bir ömür de anlatmaya devam edeceğim… O insanlarla birçok kez yakın oldum. Eğlenmelerine, sevişmelerine, konuşmalarına, sarılışlarına, selamlaşmalarına, uyuyuşlarına bekçilik yaptım. Gördüğüm odur ki; o insanlar sanki ekolu konuşuyor. Sanki boyları üç metreden yukarı! Kendilerine güvenen, besili, bakımlı, özgüvenli ve gür sesli insanlar. Doğal olarak; güvenli, huzurlu ve adaletli bir ülkeden de geldikleri belli!

Artık savaşlar birkaç türlü oynanıyor. Birincisi Allahın bile lanetlediği katliamlar ile cehaletin yoğurduğu savaşlar. İkincisi ise ahşap masalarda, ahşap satranç tahtaları üstünde; şarap bardaklarını tokuştura tokuştura yapılan hamlelerin savaşıdır. Diğer savaş ise, kültürün fışkırdığı, kitabın, tiyatronun, sinemanın el üstünde tutulduğu, bilginin döviz getirdiği önemli savaşlar.
Ya ülkemizde oynanan savaşlar? Hangi gruba dâhil edilebilinir? Merhamet ile ihaneti yan yana görür, adalet ile adaletsizliği de kol kola girmiş bula bilirsiniz. Zor bir ülke bu ülkenin toprakları! Kim bilir kaç uygarlığı öğüttü de doymaz! Neresini kazsan uygarlık fışkıracak. Hangi uygarlığı incelesek; kıyamet gibi entrika, ölüm ve öldürme izleri taptaze duruyor…

Dönemin siyasi parti genel başkanlarından Alparslan Türkeş’in Maltepe Cezaevi’nden kaçırılan Ağaca için; bir devlet operasyonudur dediğini hatırlıyorum. Bir devlet halkı ile var olacaksa, halkının, sağ görüşlüsünü de, sol görüşlüsünü de, yazarını da, çizerini de, köylüsünü de, askerini de, sanatçısını da; koruyamayacak, kollayamayacaksa; o devlet, bizim devletimiz olabilir mi?

Devletin adaleti zayıfı kaldığında, korku dağlardan tepelere, ovalara indiğinde; biz de onurlu ve soylu insanlar olarak; gündemde olan ve el üstünde tutulan ve cezasını çekmiş olan katillere; EN BÜYÜK KATİL BİZİM KATİL mi demeliyiz, malımızı, canımız daha bir kollamak adına.


                                                               Güven

6 yorum:

ÇOBAN YILDIZI dedi ki...

Güvenciğim yorum yazarken bilgın pili bitti,ya kayboldu yada kaydoldu.Ama ben yine de tekrarlayayım.

"Medeni olma" çok uzun süreli bir yolculuk.Biz bu yolculuğu tamamlayamıyoruz bir türlü. Tekeri patlatan yolun zorluğu değil yolcuların isteksizliğidir.Biz bu yolu tamalayamayacağız Güvenciğim.Göremeyeceğiz o yolun sonundaki cenneti varlığı,dirliği,MEDENİYETİ.Kendimize kurduğumuz yalancı medeniyette yaşayacağız.Avrupa'nın kültür başkentiyiz biz (!).Yolculuğu tamamlayabilmek için gönül lazım,yürek lazım,inanç lazım..

Devlete gelince pusulası hep sağdan yana oldu.Sola yol almak isteyenler kayboldu,yok oldu.Sabahttin Ali,Nazım Hikmet ve diğerleri de bu yolda yitti.Devlet şimdi bu isimleri ağzına alıp zikrediyorsa pusulasını sola çevirdiğinden değil tamamen pusulasız yönsüz kaldığındandır.

Medeniyetin,Hukuk'un Dolayısyla Adaletin,Aklın,Bilimin TÜM HÜKÜM SÜRDÜĞÜ BİR DEVLETTE ŞARLATANLAR,KATİLLER OMUZLARDA OLMAYACAKTIR.ONLARLA GURUR DEĞİL İBRET ALINACAK DERSLER ÇIKARILACAKTIR.

Son günlerde beni yazmaktan bile uzak eden,demoralize eden gündemi sürükleyen şahsiyetlerin varlığı belki hiç bitmeyecek.Ama onlara bu şovu yapmalarına olanak sağlayan basına ne demeli?

Ben masalları çok severim biliyorsun.Şimdi kzıma yine sonu mutlu biten bir masal anlatacağım Güvenciğim.

Sevgilerle.

Guven dedi ki...

Sanıyorum bilginin, merhametin, insani erdemin sahibi olanların; kendini daha da besleme zamanı Zühreciğim.

Küsmek, kaçmak bir yana; bu savaşın galibi nasıl olunur, hangi stratejiler belirlenir ve akıl; bu bataklıktan nasıl kurtulur onun ince dokumasını yapmalı. :))

Son söz; masallar güzeldir.:)) Masumiyetin gelişme yıllarında masallar çok özeldir. Elbette sonu iyi biten güzel,erdemli,onurlu masallar.:))

Bir varmış bir yokmuş... :))

Sayı ve sevgiler Zühreciğim.

gökçe7 dedi ki...

Güven Dostum, tarihin hiçbir yerinde bu toplum bu derece cinnet geçirmemiştir.Hoş resmi tarihi savaşlar ve antlaşmalar olarak öğrettik.Sanatı, bilimi geri planda tuttuk.Sıcak ve soğuk savaşı iyi bellettik.Soğuk savaş dedikleri devam ediyor.Geride onlarca kara lekelerle.O lekeler temizleneceği yerde...En büyük katil bizim katil denir elbette.
Önümüzdeki günlerde devletin koruyamadığı güzel insanları anacağız.Katil ya da katiller ,kara lekeler büyüklük yarışına mı girecekler dersin.
Çok düşündürücü yazın için kutlarım.Selam ve sevgiler.

Guven dedi ki...

Yorgun dünyanın savaş,katliam yorgunu olan insanları; zaman saati son gonkları çalmaya başlayınca bazı kabusları görmeye başlıyor ama ruh bedenden gitmiştir artık.

İsterdim ki yorgunluk, sanattan,spordan,meraktan,okumaktan, dinlemekten olsun... Ne çok şey istiyorum bende :))

Sayılarımla dostum

Bülent dedi ki...

Bana göre bizim savaşımız kendimizle ve biz hep malesef kendimizle olan savaşta yenilen taraftayız,bu ükenin insanları kendi savaşlarını kazanmadan adaleti dağıtmalarıda bana göre imkansız geliyor,Kurtlar vadisi ve buna benzer dizilerde kendi yenilgimizin göstergesi sayılabilir,Ağca bir katil ancak ben bunu Arslanın doğadaki yaşam tarzına benzetiyorum, yanındaki korumaları gibi görünen çocukluk arkadaşlarıda Arslan parçaları  onlarında beslenmeye ihtiyaçları var gibi görüntilerindende belli değilmi ?

Guven dedi ki...

Sevgili kardeşim; insan ilkönce kendi içsel savaşını kazanmalı.Yoksa ne ihanetler, ne kahramanlıklar biter uygar dünyanın güzel dönencelerinde.

Savaşları yeniden yorumlayacak, ülke bütçelerini yeniden düzenleyecek olanlar da; bizim ülke insanlarımız olacaktır. Savaş bütçeleri, eğitim-sanat bütçelerini aşdığı sürece; vadilerin derinlikleri hep gizemli kalacak...
22 bin gün ve geceye yayılmış insan ömründe; anlatacağımız 22 değerli anı-aşk-sevgi yoksa; ben neyleyim kurtarıcalıran zavallı güçlerini...