ALLAH AÇGÖZLÜ İNSANLARDAN
KORUSUN BİZİ!
Sıklıkla duyarsınız
dünya nimetlerinin-zenginliklerinin büyük çoğunluğundan “Küçük Azınlık” denen
bir sınıfın faydalandığı üzerine yapılan açıklamaları. Doğrusu yaşam denen
bilmece; yaşama sanatı, büyük çoğunluk tarafından kendi doğal
akışı-yetinmesiyle karşılanır…
O yüzdendir küçük
çoğunluğun büyük lokmaları yemesine ses çıkarmayan büyük çoğunluğun;
milyarların…
Yarım yüzyılı geçen
zaman deneyimi içerisinde her türlü insanı tanıma fırsatım da oldu. Cimri ve savurgan,
oldukça denk bütçe yapan, o muhteşem ince çizgiyi tutturan tanıdıklarım da var.
Deseniz ki hangi
arkadaş biçimini tercih edersin? Cimriye de, savurgana da mesafeli olmak
şartıyla hiçbir sözüm yok. En fazla kendilerine zarar verirler. Dışarıya,
çevreye, diğer insanlara zarar verme aşaması, hiçbir zaman tasvip edilmez…
Mesela cimri
arkadaşla yola, yolculuğa çıksanız; ne tat ne de tuz bırakır sizde. Her şeyin
en ucuzunu aramakla gününüzü deşer ve içine eder o güzel günün. Onlar öyle bir
cimrilik yaparlar ki, hiç tüketmedikleri yiyeceklerin bile pahalı oluşlarının
şikâyetlerini yaparak, bir parça neşeli olduğunuz zamanın neşesini çalar kaçarlar.
Yapabilecekleri bütün zarar budur; fazla yakın olduğunuzda neşenizi kaçırmak,
hiç istemediğiniz halde sizi, para kavgasına sokmaktan öteye gitmez-geçmez…
Savurgana gelince,
parası olduğu sürece herkes tarafından sevilir. Yakın çevresi dâhil…
Deneyimlere göre, savurgan cimriden daha fazla sevilse bile, daha zararlı olabiliyor.
Parası bitmeye görsün, bütün bonkörlüğü, sevecenliği para bulmaya, insan
tırtıklamaya dönüşür… Fakat savurganın da zararı, mesafeli olduğunuz sürece
kendisine ve en fazla ailesine…
Aynı kulvara-şeritte,
kumarbazı, alkoliği de alabiliriz. Büyük çoğunluğunun en büyük zararları sadece
kendilerinedir. Bazılarının ise ailesine ve yakınlarına sızma ihtimali hep vardır.
Yine de toplumun birer fertleridirler; diğer insanlar gibi…
Gelelim, AÇGÖZLÜ olanlara.
Dünyanın her yerinde, pastanın-değerlerin; zenginliklerin en büyüğünü bir
şekilde ele geçiren, elde eden insanlara; en korktuğum insan biçimleri… Allah,
herkesi, bütün dünyayı, ülkemizi ve şehrimizi bu insanlardan korusun…
Dehşet derece toplamaya,
kazanmaya, biriktirmeye, ele geçirip elde etmeye programlı birer robot gibidirler.
Gücü ve zenginliği ölesiye severler. Gelinen noktada, ülkemizin, şehirlerin
nimetleri tam manasıyla adil dağıtılmıyorsa; bütün bunların sebebi;
açgözlülüktür…
Hep söylenir ve
neredeyse herkes bilir; “ Kefenin cebi yoktur” fakat karaktere yön veren genler
öyle bir alışmıştır ki, güç ve zenginlik sarhoşluğu, ülkenin servetinin akış
yönünü değiştirir.
Bilmiyorum kaç kişi
izleyip de vicdanen gözyaşı dökmez; Geçenlerde bir şehrimizde Belediye iki yüz
kişi almak için iş ilanı verdi. Kaç kişi başvurmuş sizce? 53 BİN genç insan,
kuyruğa girmişti…
Bu ülkede, en iyi
niyetli olanlar ve en gamsız insanlar-YÖNETİCİ-LER bile hüngür hüngür ağlaması
gerekmez mi? Bunca insan, bunca eğitimli, donanımlı insan; askeri ücrete bile,
hatta onun altına bile razı olup; “ Ne iş olursa! “ yapacağının sırasına
giriyor ve eve eli boş, gönlü kırık, ruhu buruk ve ezik dönüyorsa; ALLAH bütün insanları,
onuruyla yaşama savaşı veren herkesi bu AÇGÖZLÜ korkunç iştahı olan azınlıktan
kurtarsın…
Bu yüzden, kurum ve
kuruluşlar; bu vatanı sevmiş olan ülke insanları, herhangi bir koltukta,
kurumda, kuruluşta yetkisi olanların yapabilecekleri en büyük milli mücadele
işsizliği ADİL bir şekilde yenme uğraşı olmalı.
Ülke sevdası, birey
olup kendi kendine yetme onuru; iç içe geçmiştir; hiç kimse yetişkin olunca
birilerine muhtaç kalmak istemez. Onuruyla kazınıp yuva kurma, ülkeye,
şehirlere, millete de huzur getirir; başka bir şey getirmez…
Güven SERİN
Merhaba bloğunuzu yeni keşfettim takibe aldım . bloğuma davetlisiniz
YanıtlaSil