22 Ağustos 2016 Pazartesi

YALAN DOLAN KÜLTÜRÜ


Saygıyla...


                                           YALAN DOLAN KÜLTÜRÜ


  İnsanın insanlık önünde aldığı yolu; şehirlerinin meydanlarında, sokaklarında, caddelerinde görebileceğimiz gibi; cenaze ve düğün törenlerinde de görebilir, orada yaşayan insanların samimiyet, görgü, beceri öğretileri karşısında ki davranışlarını yorumlaya biliriz.

 Baştan söylemeliyim; ne cenaze ne de düğün törenlerimizde çok ciddi bir samimiyet görebiliyorum. Gecikmiş kucaklaşmalar, bolca sırıtmalar; insan samimiyetinin bir de sevgisinin karşılığı değil…

 Bir aldatmaca, bir örtülü gurur ve gösteri şöleni yaşanıyor; üstelik içinde bolca yalanın dolanın olduğu… Balık baştan kokar ya; işte tam da bu yüzden, okullarda ki, felsefenin, güzel sanatların, saptırılmamış tarihin anlatımlarının, uygulamalarının eksik olduğunu, yetmediğini düşünüyorum.

 Bu durumu Fransız ozanlarının en önemlisi kabul edilen ozan, eylemci Lous Aragon’un şiiriyle anlatmak istiyorum; bir ders, bir hikâye; bize bir gerçek kadar gerçek yüzleşme şakası yapacak; kabul edip etmemek, irdeleyip irdelememek yine bizim soylu pişkinliğimiz veya bilgiye aç oluşumuzla yakından ilgili;

Başladı yine yalan dolan
Çalkalanıp duruyor ortalıkta
İnanıvereceksin bağıranlara
Neyse ki uymuyor havaları
Memleketin havalarına

Koca bir saray bu dünya satılık
Hâla duman duman içerisi
Bereket mavi gök var üstünde
Farkında değil içindekiler;
Dam çöküverecek başlarına
Külden çünkü bu evin taşı toprağı

Sarayın önünde çalgı sesi var.
İnsan eti yiyenler konser veriyor
Bütün kıtalarda yalan renk renk
Çiçek açmış saksıların içinde
Zamanın rengi merdiven başında
Ölüm kıskıs gülüyor insanlara

Plak fırıl fırıl döner ortada
Kara bir güneş gibi kuyu dibinde
Çal oynasın oynayanlar bu gece
Yarın başka gelecekten kime ne
Gönüller boş gözler kaçar gözlerden
Utanıp içerisindeki boşluktan

Pencerenin önü deniz kıyısı
Çocuk ölümleri kumlar üstünde
Köyleri yakıyorlar nasıl olsa
Çakallar oturmuş bekler kenarda
Kahvedeyse dem vurulur bir yandan
Mutlak değerlerin üstünlüğünden!

 Sanatın bir gücü varsa eğer; işte bu bir güçtün; zamanlar arası, zamansızlığı; yani edebi bir yaşamı, sorgulamayı-tespiti ve insani seçenekleri anlatan; en güzel ifade, en gerçekçi haykırış; bir güçse eğer; bize kıskıs gülen bir güç veya ölüm; bizim algı, istek ve pişkinliklerimizin becerisiyle yakından ilgili bir sanatsal çağrı…




 Güven Serin 

2 yorum:

İzler ve Yansımalar dedi ki...

Lous Aragon’un şiiri nasıl iyi anlatıyor günümüz insanının içine düştüğü acizliği!.Üstelik yıllar geçse de üzerinden değişmeyen ve hatta daha da gerileyen bir insanlık ile karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor, ayna tutuyor bize! Evet, sanatın gücü bu; zamanlar arasında zamansızlığa doğru uzanırken, o sorgulayışları yapan ve bunu edebi bakışla ortaya koyan sanatçıların eserleriyle...

Samimiyetsizlikler, pişkinlikler, türlü hesap kitaplarla yapılan gecikmiş kucaklaşmalar!.. böbürlenmeler ve insana dair daha neler neler!.. İçine düştüğümüz iklime son derece uyan bir paylaşım olmuş. Algıda gösterdiğin seçicilik ve anlamlı irdeleyişler adına teşekkür ederim Güven, Esenlikle..

Guven dedi ki...

Kesinlikle Esin; sanatın gücü-güzelliği bu olmalı;nazik,zarif ve sonsuza adanmış bir ruhun bedeni;bedenleri adına her daim hatırlatma ve seçenekleri değerlendirme iradesini ortaya koyma çağrısı.. Teşekkür ederim Esin;bazı üretimler daha ilk sözcükte insanın içini titretiyor;bir şeyler farklı bir yaşam dağıtıyor-dağıtacak diye...