15 Haziran 2016 Çarşamba

TÜRK AYNŞTAYNI



Huzur İçinde...

TÜRK AYNŞTAYNI

  Bilime adandığı kadar Türklüğüne adanan birisi Oktay Sinanoğlu. Çok önemli ve sırasıyla okunması gerekir dediği kitaplarının ilkinin ismidir; Türk Aynştaynı.

  Üzerinde şöyle bir formül var; Bilim + Gönül

Bu formül anlaşılan o ki tüm zamanlara huyum sağlayıp, tüm zamanların ihtiyaç duyulan formülü olacak.

 Gönülsüz koyunlara giden köpeğin bile kurt getireceği bilinirken, hiçbir şeyin gönülsüz temel tutmayacağı, zamanın o muhteşem eriticiliğine karşı duramayacağını,  tarihe da, edebiyata da, felsefeye de, ilime de bakarak görmek mümkündür.

  Oktay Sinanoğlu iki kez Nobel’e aday gösterildiği halde, kazanamamasını ince bir siyaset, usta bir satranç oyuncusu gözüyle değerlendirmeye almak doğru olur. Ülkemizin coğrafi durumu; ulusumuzun zengin karışımı; öteden beri sömürge görülen, şimdi savaşarak değil psikolojik olarak ve birbirimize düşman ederek oyun sahnesine çekilmemizi de ayrıca anlamaya çalışsak iyi olacak…

 Bazı insanların on parmağında on yetenek vardır. Bilim, bunlara deha diyor. Siz, yetenek de diyebilirsiniz… Tanrısal bir güzellik, evrimin seçkin başarısı da…

 Sinanoğlu, dört ayrı bilimin gözlemlerini neticeye ulaştırdığı yüzlerce formülü bir kenara bırakmadan, müziğe, yelkene, otomobile, seyahate, edebiyata olan ilgisini, düşkünlüğünü buraya taşımak istedim.

  Sinanoğlu’nun adanmış olduğu bilim anlayışını Ahmet Haşim’in Merdiven şiirine öykünerek kendi bakış açısıyla yeniden ortaya çıkarışını buraya taşımak istiyorum;

Ağır ağır iniyorum sarmal merdivenlerden,
DNA’nın özdeciksel basamakları mı bunlar
Fareleri fare yapan
İnsanları insan?

Ağır ağır iniyorum sarmal merdivenlerden
Karanlıklarda kayboluyor ucu
Dönemeçleri görsen de,
Yeri delip girmeye çalışan burgu
Dönüp duruyor

Ağır ağır iniyorum sarmal merdivenlerden,
Başı neredeydi, ya sonu?
Yoksa
Kimya binasının kulesi mi bu!
Simya melekleri kulenin başında!
Çoktan taşlaşmış hortlakların bilimsel burnunda
Gaz kokuları,
Ağır ağır iniyorum sarmal merdivenlerden.

  Ne oldum delisi olmamak; yine insanın iradesi ve yaşamdaki yerini bilmesiyle yakından alakalı…

  Milyon sayıda kitabın olduğu kütüphaneyi gidence hangi kitabı alacağını bilmek, yaşamın erdemli, inançlı ve kararlı bir aşamaya geldiğini de anlatıyor.

  Evinde bulunan kilerin ağzına kadar yiyecek dolu olduğu halde, ne kadar yiyeceğini bilmek ve ihtiyacı olan insanlara da bu yiyeceklerin vitaminlerinden, minerallerinden faydalandırmak; yine ayrı, apayrı bir tercih; oldukça hissiyat dolu bir insan aşaması…

  Batının peşine takılmayı sadece kendinden kaçış ve daha lüks yaşam algılayanların önce dilini, sonra yaşam enerjisini kaybettiğini; ortada dönen, bir türlü yer çekiminin soylu davetine ayak uyduramayan nice kurban gözlerimizin önünde; sadece bakmak, bir parça anlamaya çalışmak gerekir…

 Yaşamını sadece ilime ait saymayan, kendi toplumunu unutmayan, insan olmanın sorgulamasını her dâhim yapan Oktay Sinanoğlu’na, onun önerilerine, uyarılarına kendimizi test edici bir duyarlılıkla yaklaşsak iyi olur; iyi olur dostlarım; kendimizi unutmamak, bu kadar ağıt yakmış, Kurtuluş Savaşını vermiş milletin Cumhuriyetine sımsıkı tutunmak zorundayız…

 Anlamaya çalıştıkça, öğrenimin öğretileri şu gerçeği verir bize; haklılığımızı, haksızlığımızı kin ve nefretten ayırıp, büyük sahnenin kurgusuna, yönetimine, oyunculuğuna seyirci olmaktan öte geçme becerisine sahip olmayı da…


 Güven Serin 








  

Hiç yorum yok: