24 Mayıs 2016 Salı

ÖZGÜRÜM


Nikos Kazancakis

Hiçbir şeyi UMMUYORUM!
Hiçbir şeyden korkmuyorum!
Özgürüm...


Zorba-Seyretmeye öncelikli olmaya devam
edecek Nikos Kazancakis klasiği...

ÖZGÜRÜM

 Özgürlük anlayışını, düşüncesinin ve sahiplenmek için çok çaba harcadı insanlık. Uğrunda nice savaşlar, uğraşlar verildi. Daha ne kadar verileceği de belli değil…

 Özgürlüğü içselleştirmeden, kelime manasını ruhuna kazımadan en ufak ayrılışı, haykırışı özgürlük saymak yetmiyor bana. Uğrunda bir ömür almanın yanında, geriye bıraktığın eserler de, sözden öte eyleme, kültüre dönüşmeli.

  20. yüzyılın en önemli filozoflarından, yazarlarından birisi kabul edilen Nikos Kazancakis özgürlüğü en üste taşıyan insanlardan sadece birisi. Baştan sona onun arayışıyla, edebiyat ve sinemanın eyleme ve insanlık gösterisine dönüşen haliyle gözler önüne serdi.

 Kazancakis Kan Kanseri olduğunda Almanya’da tedavi görürken öldü. Ortodoks Kilisesi mezarlığa defnedilmesine izin vermedi. Girit’te bulunan mezarının taşına şu üç cümlenin yazılmasını istedi;

Hiçbir Şey Ummuyorum
Hiçbir Şeyden Korkmuyorum
Özgürüm…

  Ona sorulduğunda; “ Ben aslında entelektüel değilim. Ben sadece yazı yazıyorum. Ama yazarken kalemime mürekkep değil kan bulaşıyor.” Bu duyarlılığı anlamak zor biraz! İnsanoğlunun bir ömür beklediği ünlü olma, kariyer yapma fırsatları, gururu, çalımı da yanına alırsa, eline damlayan kanı, gözyaşını göremezsin.

 Sanatın ve sanatçının farkı tam da burada ayrılıyor; toplumların, çevrelerinin eksik, eskimiş ve kokmuş taraflarını onarmaya çalışırlar; sadece budur onların yazıya dönüşen ruhsal, edebi ve göksel haykırışlarının amacı…

 İster ilime, ister sanata adanmış olun; eninde sonunda bırakacağınız en küçük eser bile insanlığın mirasıdır. Polonya’dan ayrılmak zorunda kalan ve ilk Nobel Ödülü olan kadın, aynı dalda iki Nobel Ödülü almış insan olan Marie CURİE de insanlık yolculuğunda adanmışlardan birisidir.

  Radyoaktive alanında yaptığı çalışmalarla ilgili olarak iki farklı alanda Nobel Ödülüne hak sahibi olmuştur.

 Hayatını deneylere, kimya ve fizik alanındaki gelişmelere bırakan Marie Curie bir konuşmasında hiç eskimeyecek bir sesleniş yapıyor;

 “ Daha fazlasını yapamasak da, her birimiz bir parça bilgi kırıntısı yakalaya bilirsek, insanlığın GERÇEK hakkında ki rüyasına, mütevazı ve yetersiz olan bir şeyler katabiliriz.

  Karanlığımız içinde görünen evreni şekillendiren büyük planın belirsiz ışıkları, bize parça parça gösterilen bu küçük mumlar sayesinde olacaktır.

  Bilimin öyle güzelliklere sahip olduğuna ve ruhani gücünün, bütün dünyayı şeytanlardan, cahillikten, fakirlikten, hastalıklardan ve savaşlardan kurtaracağını düşünenlerdenim.

  Gerçeğin belirgin ışığını arayın! Belirgin yeni yollar arayın! İnsanlığın görüş alanı çok uzak olmasa bile, İLAHA ADALET bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacak.

  Her çağın kendi rüyası vardır. O halde dünün rüyalarını bir kenara bırakın. Bilginin meşalesini alın, geleceğin sarayını inşa edin.

 Nikos Kazancakis de baştan sona vazgeçmediği şey; VAROLUŞU sorgulamak! Bundan dolayı da Papa; yani Vatikan’ın, Ortodoks Kilisesinin tepkisin alıp dışlanmıştır.

 Kazancakis’i dünyaya tanıdan Zorba isimli romanı olurken, daha sonra sinemaya aktarılmasıyla, ünü daha da arttı.

 Ben Özgürüm, demenin uçsuz bucaksızlığı, kırıntıları mum ışığına dönüştürmekten geçtiği bellidir. Kazancakis de hayatı boyunca bunu yapar. Ve bir söyleminde; “ Hayatımda hiçbir zaman Zorba’nın önünde utandığım kadar utanmadım.”

 Kendi yazdığı kitap kahramanlarının, kendi ruhunu, geçmişiyle bugünü; kısacası olgunluk dönemini çok iyi anlatıyor.

 İster Kazancakis’in Zorba isimli kahramanı gibi sirtaki, isterseniz, kasap veya çiftetelli ile özgürlüğünüzü, müziğin ritmiyle tüm dünyaya ilan edin; isterseniz; bir başka şekilde! İyiye, daha güzele ulaşmanın her daim harekete, bilgiye, görgüye muhtaç olduğunu unutmadan; unutturmadan yola koyulmanın erdemiyle;

 ÖZGÜRÜM, demenin demi, soğuk bir kış günü size sunulan çayın demi, kokusu kadar önemli olmalıdır…

 Güven Serin 


2 yorum:

ASİ VE MAVİ dedi ki...


İnsan özgürlüğü; ilgi ve beğenilerini seçme, kendi kişilik özelliklerine uygun şekilde hayat planı yapma ve tercihlerinin sonuçlarını yaşama iradesidir.
Özgürlük; varlığına ve nasıl olacağına duyulan ”sorumluluğun” en güzel koruyucusudur
Özgürlük; yaşamın sorumluluğunda, sevgiyle, yüreğinizin sizi götürdüğü yere gidebilme cesareti ve bilgeliğidir.


Özgürlük kendini bilmektir, farkındalıktır, onurlu yaşamaktır. İnat ve kibirden uzak, evrensel değerlerin kendine yer bulduğu akıllı insan bahçesidir.
Sağ duyu sahibi her insan, kendi hür iradesini ortaya koyarak;
mazaretlere sığınmadan yaşamı okur, sorgular, mevcut sistemin aksayan yönlerini yüksek sesle söyler ve hakta karar kılar.
Ve özgürce yaşamak için, öncelikle aklın; insanı tutsak edercesine tutku haline gelebilecek her türlü menfaat, hırs ve korku esaretinden kurtulması gerekir.

Karl Popper‘in dediği gibi;
*Bilim gibi akıl da karşılıklı eleştiri ile büyür, o nedenle aklın büyümesini planlamanın tek mümkün yolu düşünce özgürlüğünü koruyan kurumları geliştirmektir.*

O zaman, özgür toplumun felsefi temellerini yeniden entelektüel bir konu haline getirmeliyiz.
Yoksa:mal, makam, şehvet, şöhret, parti, ideoloji ve kullara esir olmuş akıl ve ruhun bedeni özgür olamaz.

Bedenden önce akıl ve vicdanların özgür olması gerekir.
Gerçek Özgürlük ancak bu şekilde anlam ifade edebilir sevgili yazarım.

Yazdığın makale de bunu o kadar net ve açık belirtmişsinki, ruhumda ayrı bir tat ve lezzet bıraktı . Bilimin öyle güzelliklere sahip olduğuna ve ruhani gücünün, bütün dünyayı şeytanlardan, cahillikten, fakirlikten, hastalıklardan ve savaşlardan kurtaracağını düşünenlerdenim.

Diyorsun ya! kesinlikle katılıyorum. Eyleme,kültüre dönüşmeyen her şey, kendi kendini yok ediyor. Bu dünyaya ait hiç bir iz bırakmadan. Özgürlük, bir kültür ve yaşam biçimi olduğunda anlam ifade eder.
Teşekkür ederim, farkındalık yaratan bu engin bakış açına ve yaşama anlam katan sorgulamalarına..

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...



Teşekkür ederim sevgili dost. İnsan oğlunun gelişimi,belki sonunda sonsuza karışacak oluşu;bütün sözcükler, algılar,beyin defterine yazılan küçük notçuklar;hep bir harman yeri telaşı içinde;bazen rüzgarı bekler, bazen ağır hava bunaltır...

Bilinen tarih yetmiyor insanı anlatmaya. Bu yüzden bilinmeyen ve düşlenen,irdelenen şeylere muhtaç insan;yazgının destanları,mitolojiyi icat etmesi gibi,yepyeni gezegenler, galaksiler oluşturacak,yerinde duramayan milyarlık beyin hücreleri olan insan...