2 Mart 2016 Çarşamba

SORUMSUZLUK BELGESİ




SORUMSUZLUK BELGESİ

  Tam olarak nedir? Nasıl bir belgedir; bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki, bizim halk arasında bilinen “kafa raporu” gibi veya buna benzer bir şey…

 Sorumsuzluk Belgesi; bir kitapta, edebiyatın içinde geçiyor. Edebiyatta insanlara ait sosyal, sosyolojik yansımaları; içinde insanın olan yaşamın ürünleri gibidir.

 Erich Maria Remarque’nin değerli eseri; her insanın okuması gereken, okuduktan sonra sadece savaş yaşamının değil, şartların değişimiyle insanın da nasıl değişeceğinin trajikomik olaylarını anlamak mümkündür.

 Remarque’nin bu eseri sıradan bir şey değil. 50 dile çevrildiği gibi 20 milyona yakın satıldığı kayıtları hiç şaşırtmıyor beni.

  Yeterince ölümün; özellikle zamansız ölümün olduğu mavi dünyada; dünyamızda savaşın anlamsızlığını anlattığı gibi, bu anlamsızlık içinde insanın yaptığı, yapacağı kendi buluşlarını da anlıyoruz.

  İrlandalı şairin seslenişinde anlatmaya çalıştığı gibi; “ Yaşam, tüm insanları eşit tutar. Ölüm, seçkin olanı ortaya çıkarır. Uyanmak, en mutlu rüyadan bile daha mutludur.”

 B. Show bu seslenişini yaparken,  Remarque de dünyaya, dünya klasiklerine bir armağan şeklinde bıraktığı eseri; savaşı, savaşın insanın içindeki insanı gözler önüne seriyor. Yani bizleri. Her gün başka dünyalarda veya başka bölgelerimizde aynı savaşın, savaşların olduğu bu zamanda, duygularımızı, duyarlı hale getirmek veya getirmemek, yine bizlerin tercihi olacaktır.

 Sorumsuzluk Belgesi dedim ya; insan bunu duyup, düşününce içi bir hoş oluyor. Bir insanın veya insanlığın her türlü nezaket içinde; kurallara, kanunlara uysalca uyup özveriyle yaşarken, bir türlü yeterli önemi, önemsenmeyi, saygıyı görememesi tam da burada Sorumsuzluk Belgesini hatırlatıyor.

 Nedir bu belge?

 Remarque’nin eserinde geçiyor. Savaşta başından yaralanan, zaman zaman ne yaptığını bilemeyen er; Sakat yedeklerden Josef Hamacher, diye dile gelen karakter.

 Hastaların, ağaran kemikleri, kanayan yaraları o kadar çoktur ki; alışılmışlık, duyarsızlık ve duygusuzluk yaratmıştır. Ölüm ve yaralılar savaşın midesinden kusarak çıkardığı birçok insanın vahşet, iğrenç diyebileceği, kan, pislik ve dehşet taşır taşımasına fakat bir süre sonra kanıksanma da başlar.

 Sanatçılar fikirlerini anlatmak için komediye de başvururlar. Ciddiyetin önemsenmediği, ciddi bulunmadığı veya bir başka formül aranırken bu çere üretilir. Bazen şairler, bazen yazarlar, karikatüristler veya sıradan insanlar bu yola başvurur.

 Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, eserin yazarı da kanın, canın, insanlığın oluk oluk aktığı bu eserde komediye; kara mizaha başvuruyor. Bu başvuru içinde ortaya şu diyaloglar çıkıyor;

Hastane savaş yaralılarıyla doludur. Bazı hemşireler her sabah dua etmektedirler. Dini inançlara saygının gereği yazar bu işin iyi niyetle yapıldığını anlatır. Yaralıların oda kapıları açılır ki duadan onlar da faydalansın.

 Bu fayda düşünülürken, yaraların sızılarından, ağrılarından yeterince uyumamış hastalar sabah karşı biraz dalmışlardır. Uyumak isterler ama ne mümkün! Hemşireler dualarını inanmışlığın hırsıyla okurlar.

 Tam da bu anda, koridora bir şişe fırlatılır. Yaralıların kovuşundan atılmıştır. Kapının kapanması, sesin kesilmesi istenmektedir. Hemşireler bu davranışı müfettişe şikâyet ederler. Gelir ve sorgular;

 Kim attı bu şişeyi? Ben! Sen kimsin? Sakat yedeklerden Jossef Hamecher! Hameecher’in Sorumsuzluk Belgesi olduğu için suçu üzerine aldığını görüyoruz.

 “ O zaman herkesin aklı eriyor. Böyle bir belgesi olan her aklına eseni yapabilir. Pek keyifliyiz. Aramızda bu Josef Hamachar oldukça her şeyi göze alabiliriz.”

 Bir kez daha anlamalıyız; savaş her daim kılık değiştirir. Eğer ki insanlar kıyılıyorsa; bazen bedenen, bazen Ruhen; canlı ve doğa da aynı akıbeti yaşıyorsa aramızda bulunacak cesur olan herkesin önemi büyüktür; Sorumsuzluk Belgesi olanların dahi…


 Güven Serin 










Hiç yorum yok: