24 Mart 2016 Perşembe

SOKRATES'İN SAVUNMASI


Atinalılar;hoşça kalın; siz yaşama, ben ölüme...

Nasıl bir ölümse;halen yaşıyor;taptaze...

 SOKRATESİN SAVUNMASI

  Üzerinden 2400 yıl geçmesine rağmen güncelliğini koruyan bu olay tekrar tekrar incelenip insanlık sofrasında gençlere sunulmalıdır.

 Sokrates idamla yargılanırken suçlamalarla suçsuzluğuna inananların çok az farklı kaybeden tarafında ölümle cezalandırırken dahi, yaşamın içtenliğini, doğruluğunu; hakikatin adaletini ısrarla anlatıyor.

  Nerede mi? 2400 yıl önce Atina Mahkemesinde. Tüm mahkemeye seslenirken; Atinalar olarak seslendi onlara.

  Tüm savunma boyunca inanmış olduğu hakkaniyeti bir zerre dahi ölüm korkusuyla şaşmadan kendi özgürlüğünü; aynı zamanda hakikatin özgürlüğünü savunmuştur. İşte bu savunma dahi yetmese de, kalanların kendi asılsız suçlamalarıyla yüzleşeceklerini biliyordu. Bu bilgidir onun baldıran zehrini gözünü bile kırpmadan içmesi…

 Hâlbuki Sokrates 70 yaşını çoktan geçmişti. Onun idamını onaylayanların, isteyenlerin bu ölüm karşısında geri kalan yaşamlarında çelişkiler, acılar yaşamamak için şunu da hatırlatmıştır;

  “ Bırakın bu ölümü tabiat-zaman yapsın! Zaten 70 yaşını çoktan geçtim. Benim için verilen ölüm cezası kötü mü yoksa iyi midir? Bunu siz düşünün!”

 Aklın felsefe sayesinde ulaşabileceği özgün yolu anlatır Sokrates. Şairleri, ustaları inceler ve dinler. Görür ki, sezgileriyle yola çıkan şairler, zanaatlarıyla ünlenen ustalar; yaptıkları işi en iyi yapmalarından öte, HER ŞEYİ bildiklerini de iddia ederler.

  Sokrates burada yanılmadığını anlar. Bütün yaşamı boyunca ona ne bildiklerini sorduklarında “ hiçbir şey bilmediğimi biliyorum” diyecek kadar, bilginin sonsuzluğuna, dönüşümüne ve yenilenmeye ihtiyacı olduğunu öğrenmişti.

 Halen geçerli olan tap taze bir öğretidir; 2400 yıl önce ki gibi… Çevremize-çevrenize dikkatle bir bakın! Ne görüyorsunuz? Kendi işinde başarılı, bilgili olduğu halde, diğer bir sürü insanın da işi hakkında bildiğini sanan bir sürü BİLGİÇ…

 Bütün sorun bu değil mi zaten! Siyaseti, futbolu, inşaatı, park ve bahçe işlerini, eğitimi, öğretimi herkes biliyor da; gazete satışlarında, kitap ve kütüphane kullanımında, şehrin turizme açılan kültür kapılarında halen büyük kapalılık, sessizlik ve karanlık kıpırtısız bir şekilde duruyor; ama her şeyi bilen sayın yöneticilerim, şehrin ileri gelenleri; bir türlü esas olanı bilmediğini haykırmıyor.

 Nedir esas olan? Bilginin, görgünün daha ima yenilenmeye ihtiyaç duyduğudur. Zenginliği sadece para kazanmayla onaylamanın büyük toplumların, en kritik zamanda; yani zirve yaptıklarında çökebileceklerini, dağılacaklarını da anlatır bu esas olan hakikat…

 Sokrates bütün ömründe aradığı şeydir bilgi ve hakikat. Buna rağmen, aklın en yalın halini, çözümlere en yakın düşünce biçimini bulduğu halde, bir şey var ki, hiçbir şey bilmediğim diyecek kadar gerçekçidir.

 Esas bilgilerini, bildiği şeyleri yüceltmek yerine, bilmedikleri şeylerin gölgelerine sığınan insanların tarafında olmadığı için; 2400 yıl önce dahi Atinalı gençlere felsefeyi öğrettiği için; başka bir din yaratıyorsun suçlamasıyla, idamla cezalandırılır Sokrates.

 Yaptığı savunma, içinde ki adaleti arayan, hiç huzuru son nefese kadar korumak-yaşatmak isteyen her insan için iliklerine kadar aktarılsa, hiç de yanlış olmaz…

 Sokrates idamla yargılanırken üç oğlu vardı. Biri yetişkin, ikisi daha çocuk! Onları mahkemeye getirmemiştir. Bunu da savunmasında, yargıçlara, onun savunmasını dinleyen Atinalı hemşerilerine şöyle yapmıştır;

 “ Üç oğlumu buraya getirmedim. Küstahlıktan, size karşı saygısızlıktan veya ölüm korkusundan değil. Benim yaşıma gelen, bilgeliğiyle tanınan bir kimsenin böyle bir şeye düşmemelidir. Bunu aşağı bir hareket görüyorum. Hüküm giydikleri zaman nice nice garip hareketler yapan tanınmış adamlar gördüm.
 Bunların hiçbirine gerek yoktur. Bunlar sadece yaşamalarına izin verilince ölmez olacaklarını sanıyorlar. Fikrimce bunları savunmak devletimize karşı sayasızlıktır.

 Soğukkanlılık gösterilecek hallerde, acınacak duruma düşen bu önemli adamların yaptıkları doğru bir şey değildir. Devletin vazifesi kendi keyfine göre değil, kanunlara göre hareket etmesidir.

 Sevgili Atinalılar, sayın yargıçlar, her türlü tehlike karşısında ölümden kurtulmanın bir sürü çareleri vardır.

 Ama asıl mesele ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır. Çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar. Ben yaşlı ve ağır olduğumdan bana çabuk yetişmiştir. Şimdi ben tarafınızdan ölüm cezasına, onlar da hakikat tarafından kötülüğün ve haksızlığın cezasına mahkûm edilerek ayrılıyoruz.

  Atinalılar sizden dileyeceğim bir şey daha kaldı; çocuklarım büyüdükleri zaman Atinalılar, erdemden çok zenginliğe veya herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız. Kendilerine kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bin hiç oldukları halde kendilerini bir şey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de öyle azarlayın!”

  Artık ayrılık zamanı geldi, yolumuza gidelim; ben ölmeye, siz yaşamaya! Hangisi daha iyi? Mahkeme ve Atinalılara son sözü budur Sokrates’in…


 Güven Serin 






  

4 yorum:

Makbule Abalı dedi ki...

Defalarca okunması gereken bir yazı Her satırından alınacak bir ders var.Son paragraf- Atinalılara seslenirken oğullarının geleceği ile ilgili açıklamalar- harika.
Günümüzde de 2400 yıl öncesinden çok farklı değil insanlar ne yazık.
Sokrates'in bir sözü belleğimde; "Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez."
Oysa sorgulanmadan yaşanan ne çok hayat var toplumda.Harcanmış, parçalanmış hayatlar...

Guven dedi ki...


Teşekkür ederim sevgili öğretmenim. Heyecanlanarak,zamanlar ötesine gitmenin şükran dileklerimle...

Merih'in Atmosferinde dedi ki...

İlkokuduğumda böyle bir insan neden yokedilir.Bana göre ( kıskançlık ) nedeni bu.Böyle bir duyguyu içimde barıdırmadığım içnde nereden-nasıl kıskanç olmadım,sebebi neyse kimse ona minnet borçlandım.Kıskançlık dünyada her güzel şeye engel.''Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.''bu kadar basit.

Guven dedi ki...


Bir yönden de tutuculuk... İnsanlığın bir bölümü alıştığı geleneklerin dışına çıkmayı istemez. Muhtemelen geleneklerin biçiminden,algılanışından besleniyordur da... Tam olarak kıskançlık diyebilir miyiz; bilemiyorum! Demenin kimseye zararı yok. Yaşamı boyunca hakikati savunan bir insanın muazzam dengesini,istikrarını anlamak adına bir tas zehir,şerbetten daha çabuk içilmesi ve saygın bir ölüm;bütün insanlığa armağan bir ölüm veya yaşam sancısı gibi...