23 Şubat 2016 Salı

TEPEDEN TIRNAĞA ANADOLU


İNTERNETTEN

TEPEDEN TIRNAĞA ANADOLU

  Bu tanımlama Bedri Rahmi Eyüboğlu’na çok yakışıyor. Şiirden, mozaiğe, resme, seramik ve heykele, yazmaya kadar…

 Yaşamının daha başında seslenmişti yeryüzü ile gökyüzüne; “ Ben, ileride ünlü bir ressam olacağım!” Belki de bu seslenişlerin asıl inanmışlığıdır insan başarısını; sanat ve zanaatını ortaya çıkartan şey!

  Nazmi Ziya ve İbrahim Çallının atölyelerinden, süzülerek damladı Anadolu’nun içine. Çallı’nın isteğiyle seslenilir babasına; “ Bu çocuğu Paris’e gönderin. Buradan alacağını aldı.”

 “Ben renk peşindeyim” derken Bedri Rahmi, bilinen renklerin bilinmeyene sürüklenen sonsuz ara tonlarını fark etmişti; çoktan… Zaten bunu bir seslenişinde de dile getirir;

“ Ben renk peşindeyim. Benim anladığım resim hiçbir zaman bitmiyor. Biten bir şeyler oluyor. Ama resim değil, çoğu zaman boya bitiyor, fırça bitiyor, sabır bitiyor, en kötü ÖMÜR bitiyor.” 

 Önce İbrahim Çallı’nın ve sonra “ O bize çok şey öğretti, bizi halkın içine attı.” Diyen Fikret Otyam, Bedri Rahminin öğrencisi olduğunda, sabrı, bir insan yaşamının nadideliğini öğrenecektir her tarafı Anadolu kokan Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan.

 Ara Güler bir tanımlamasında ;  “Bedri gönül adamıydı” der. Nasıl ki Bedri Rahmi İbrahim Çallı’nın öğrencisi olduğu gibi, ustalık; öğretmenlik, öğreticilik döneminde ise Fikret Otyam, Ahmet Selçuk Özbek Kızılışık’da Bedri Rahmi’nin öğrencileri olmuştur.

 Onlara, REİSLER diye sesleniyordu. Belki de Bedri Rahmi’yi o meşhur şiiri;

Karadutum, çingenem, çatak karam dizelerini hatırladığımız kadar neredeyse ağzından hiç düşmeyen hitap şekli; “Otyam Reis, Selçuk Reis” seslenişleri de şiirleri, resimleri, yaşama bıraktığı yaşam biçimi gibi hiçbir zaman unutulmayacak.

 Gerçek sanatçılar; ulu dağlar, büyük denizler gibi; yüzyıllar ötesinden gelip, yüzyıllar ötesine süzülen, besleyici minerallerini, insan ve canlı yaşamına bırakırlar. Nasıl ki, evrenin milyarlık yıldızları içinde yaşam alanları çok nadide, neredeyse biricikse, sanatın, sanatçının bunca canlı içinde seyrekliği de bu yüzdendir.

 Hocaların hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu kendini, öğreticiliğe, öğretmenliğe olan inancını şöyle açıklar;

 “ Beni ressamlara sorarsanız, resmini bilmeyiz ama iyi şairdir derler. Şairlere sorarsanız da, şiirini bilmeyiz ama iyi ressamdır derler. Ressamlığıma, şairliğime dil uzatanları affederim ama hocalığıma dil uzatanların alnını karışlarım.”

 İnanmışlık, özümseme ve var ediş böyledir işte; sanatçının kaleleri, yine onun kendi yarattı sanatıdır; şiiri, resmi, felsefesi, öğrencileridir. Bir de sevdasıdır… Karadut böyle bir sevdanın ürünüdür.

 Bedri Rahmi Eyüboğlu eşini seviyordur sevmesine, sevginin yüce parçalanmasını tam da bu sevginin gevşediği bir anda yaptı. Eşi Eren Eyüboğlu sevgisi ne kadar sıkı perçinlerle tutunmuşsa, kendini arayışın, bedenin, dünyevi kalıpların tükendiği İskilip zamanında bir sevda tütüyordu; Mari Gerekmezyan’ın sevdası.

 İşte tam da bu zamanlarda Çorum-İskilip zamanında doruk noktasına çıkar ve bu dizeler dökülür;

Nar tanem, nur tanem, bir tanem/ Gülen ayvam, ağlayan narımsın/ Kadınım, kısrağım, karımsın…

 Eren Eyüboğlu son ana kadar af etmese de, onun yanında olmayı tercih eder. Analığın ağır bastığını söylese de, sevginin yüce sabrını da sanat dünyasını bir başka yönden anlama, irdeleme adına, bakışımıza yön verecek bilinmezleri de gizemin bağrında hapsedecektir.

 İnsan sevgisi her yaraya ayrı bir deva gibidir. Etrafınıza bir bakın; uzun vadede kazanan ve kaybedenlerin büyük çığlıklarıyla, onurlu suskunluklarını anlamak için sosyoloji uzmanı olmak gerekmiyor.

 Bedri Rahmi’nin dostu Abidin Dino son sözü söyler bu makalede;

“ Bedri Rahmi- maazallah- cehenneme gitse, cehennemin bile sevilecek bir tarafını bulur. Bedri Rahmi, dünyayı sevdirmek için doğmuştur. Bedri Rahmi taze, düzgün, renkli olan her şeyi sever. Resim yaptığı vakit şekilleri okşar. Şiir yazdığı vakit kelimeleri okşar.”


 Güven Serin 
  

2 yorum:

Olcay Kasımoğlu dedi ki...

Elimden gelse hiç konuşmazdım' der Konfüçyüs.
'İyi ama o zaman nasıl anlatacağız insanlara?' diye endişe eder öğrencileri.

'Göğün kendisi konuşuyor mu ?' diye devam eder Üstat. 'Ama dört mevsim pekala birbirini izliyor ve bütün varolanlar çoğalıyor.'

Göğün ve aşkın konuşmaya ihtiyacı yok.
Halden bilene ihtiyacı var. Hali okuyabilene, halden anlayabilene.

Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun resimlerine bakınca, söylemek hep kelimelerle olmaz ya, derim..
Şiirlerini okuyuncada; şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak gibi dizeleri, derim..
Bende, onun gibi, şiirlerimi,çocuklarım gibi sever ve okşarim..

Sevginin iyileştirici gücü ile filizlenen hislerin egemen olduğu, doğanın eşsiz bir parçası olarak, cinsiyetsiz susku “dilinin” edebiyatın her dalında, insanlara ulaşıp, gelişeceğine kalben inanıyorum sevgili Güven...

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...


Teşekkür ederim sevgili Olcay.. İnsan deneyimlenmesi hiç bitmeyecek belli;evrenin çeşitliliği, derinliği gibi...