2 Aralık 2015 Çarşamba

URFA'DA BİR ANLIK SESSİZLİK


Kamera; Güven    Antalya-Picasso Sergisi


URFA’DA BİR ANLIK SESSİZLİK

  İki haftadan beri elimde tuttuğum küçük şiir kitapçığı Macar Kültür Merkezi tarafından hazırlanmış. Kırmızı ağırlıklı beyaz renk destekli küçük kitapçık içinde üç dünya barındırıyor. Üç şairin bize kadar gelen dünyaları…

  Tekirdağ Rakoczi Müzesi Şiir Etkinliğine gelen üç insan; yaşama dair coşkularını, hüzünlerini perçinledikleri şiirlerle ses verdiler. Şairlerden birisi Balazs Szöllössy’dir. Budapeşte doğumlu şair, yazar ve editör.

  Makalemin başlığı da onun şiirlerinden birisinden aldım. Ülkemizin tarihi sessizliğine bir şairin zamanları alt eden duyarlılığı, nezaketiyle yaklaşımını, bu yaklaşımını dizeler yardımıyla bir esere çevirisinin etkilenmesi, kitapçığı her açışımda bu şiire giden göz ve irademin buraya dizilişidir bu şiirden geriye kalanlar;

Urfa’da bir anlık sessizlik

Burada akşamları bir rüzgar çıkar,
Tutsak güvercinler kımıldanır-
Salınır ıssız bozkırda otlar,
Şahinler boşuna arar kelaynakları,
Güneş, kıpkırmızı, ansızın batar,
Sanki hiçbir şey olmamış,
Sanki biri birdenbire ışıkları söndürmüş gibi,
Diner burgaçların kum fırtınaları.

 Bol olan kim bilir kaç bin yıllık tarihin içine uzanan yaşadığımız diyar; ne hazindir ki bin bir türlü koşul, kalıp yüzünden su yüzüne çıkmakta gecikir. Askerlik hizmetleri, zoraki tahinler olmasa, bu ülke hepten birbirine yabancı…

 Daha sözde başlar ayrılık; Doğu! Batı! Diye… Hâlbuki batının Avrupa’sı ne çok şey almıştır ellerimizle ittiğimiz doğudan… Nice âlimin, uygarlığın izlerini sürmüş, günü geceye taşıyan arkeologlar, filozoflar; bilim insanları.

 Urfa’da bende bulundum. Dar ve taş sokaklarında kımıldamayan zamanın zamanlar ötesine attım adımlarımı. Batı diyarının kurtuluş olduğunu sanan nice genç kızın alımlı bakışlarıyla kurtarıcısına bakar gibi baktıklarına şahit oldum. Hasan isimli boyacı çocuğun Urfa tarihini bir rehber, tarihçi gibi ezberleyip anlatmak için yanıp tutuştuğunu gördüm.
 Hastanede çalışan Ahmet’in hak edişin alın terine kurban olup, bir çayı, kahveyi bile bedava içmekten nasıl kaçındığını görüp, buğulu gözlerle baktım; salça kurutan, pestil yapan kadınların marifetli bedenlerine.

  Belli ki Macar şair de aynı duygular içinde bakmış Urfa’nın taş evlerinin üstüne çöken gecenin şafak vakti sabahına bırakılan ezanlarına. Güvercinlerin geliş gidişlerine, ait oldukları yere olan alışkanlıklarına tutsaklık gözüyle bakmış.

 Yaşama dair özgürlüğü, insana özgü tarihi labirentleri ne çok öne çıkartıp nasıl da etki altında kalıp insanca dizelerin, imgelerin sanata dair dizilimini yapmış;

Tutsak güvercinler döner yuvalarına,
Şehir kaynar sesler çoğalır,
Yükselir camilerden ezanlar,
Sanki hiçbir şey olmamış gibi:
Çarşılar boşalır çay bahçeleri dolar.

Burada bazı geceler uyanırsın davullarla.
Kim bilir hangi hayaletlerin dansıdır bu,
Hangi hikayelere açılır kapıları, kim savaşır
Uyanmak için, sabaha davetli bu sesle-
Kim bilir nereye savaştığını, savaşırken.
Tıkırdamalar, çarpan kapılar, pencereler,
Uyanık tüylerin kımıltısı, bak!
Yaylada ağaçkakan, şafak!




 Güven Serin 


4 yorum:

reyhane dedi ki...

Şiir güzelmiş

Guven dedi ki...

Teşekkür ederim;ben de çok etkilendim..

Asi ve Mavi dedi ki...

Sevgili Dostum; her şeyden önce duyarlılığın ve bilincin algıdaki seçiciliği için seni kutluyorum... Değilmi ki, medeniyetlerin beşiği Asya Anadolu, Mezopotamya…bütün genetiklerin süzülüp günümüze taşındığı bozkırlarda, çöllerde, yalçın dağların kervan geçmez yerlerinde yaşam savaşı veren, törelerin biçtiği yazgıyı kader diye kendilerine laik gören zihniyetin çocukları olmak zorken; bunu bilgiyle, görgüyle eğitimle taçlandırmak gerekirken, sürgüne laik görülen bu topraklarda insan olmak kolay değildir.

Yıllarca sen batılı(aydın) diğerleri denilen doğulu( bağnaz) hiç mi suçu yoktu bu ülkeyi yönetenlerin, sistemin, eğitim veren eğitmenlerin..

*Oy potansiyeli gördükleri ağalık sistemini destekleyen siyasetin, kaçak para girişine destek veren, silah tüccarlığından trilyonları cebe indiren, okumuş büyüklerin hiç mi suçu yoktu?

*Eril erkek hegomanyasını gizliden gizliye destekleyen sistemin hiç mi suçu yoktu?

Kendi vatan toprağına sürgün yerler yakıştırması yapan, savcısı-hakimi işlenen suçlara sessiz sedasız kalırken, eğitmenler- öğretenler hep tepeden, insan koşullarını yadırgarken,küçümserken hiç mi suçlu değildi ? Yine şair şairliğini yapmış,dokunmuş yaşamın ince yerine, kutluyorum sevgiyle..

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...

Teşekkür ederim sevgili dost. İnsanlık yolculuğu çığlık çığlığa... Bir taraftan edebi,doğal güzelliklerin gizemi fışkırırcasına... Yaşam,her haliyle öğretiyle dolu..