24 Aralık 2015 Perşembe

HARBİYELİ OLMAK


Kamera; Güven Pera Müzesi
Üç Aşk Şarkısı

Harbiye Pera'ya, Pera Harbiye'ye oldukça yakın;
yürüyüş mesafesi yani. Bedene hareket iyi gelir...


HARBİYELİ OLMAK

 Ne anlama gelir acaba? Kara Harp Okulunun öğrencisi olmak mı? Yoksa İstanbul Şişli’nin bir mahallesi olan Harbiye’de yaşamak mı? Belki de, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunun, Cemal Reşit Rey Konser Salonunun, Lütfi Kırdar Kongre Merkezinin olduğu mekânların bulunduğu bu yere gıpta ile bakmaktır…

  Hiç olmazsa yılda birkaç kez Harbiyeli olunabilir. Yılda birkaç kez Harbiyeli olmanın kıvancı, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunda Ayaktakımı Arasında oyununu seyircisi olmadan başka bir şey değildir anlatmak istediğim.

 Harbiyeli olmayı insanların tercihlerine bırakıyorum. Kimisi Kara Harp Okul sevdalısı, bu vesileyle orduya, askere duyulan yüksek güven, sevgi seslenişi yaparken, kimisi; benim gibi, toplumun durağanlığını, sessizliğini tiyatro, söyleyişi, konserlerle canlı, düşünür, sorgulayan hale getiren Harbiye onuru taşımak…

  Kendini arayan, dünya denen büyük organizmada yaşamını ağırlaştıran yüklere karşı her insan hafifletme, dinlenme, bir başka çıkar yol bulma telaşı ve arayışı içindedir. Kimisi, müziğin notalarına, bestelerine sığınır. Kimisi, renklerin tuvallerine, biçim ve formlarına… Bazıları hiç bitmeyen kavgaların nefretlerine…

 Harbiye Muhsin Ertuğurul Sahnesi 498 kişilik kırmızı koltuklarla yamaçtan vadiye iner eğimiyle seyirciyle buluşuyor. Burada sadece tiyatro oyunu izlemek marifet değil elbet. Oyunun içinde oyunlar varsa, görgünün içinde görgüler, öğrenmenin içinde de öğrenmeler vardır.

  Ayaktakımı Tiyatro Oyununu Harbiye Muhsin Ertuğurul Sahnesinde izlerken, aynı zamanda oyun saatini bekleyen, rahat koltuklarda, sıcak bir kahve düşünceleri içinde olmanın düşünürü, yazarı, şairi olmak; her insanın yaşam sıkıntılarına ciddi bir katkı sağlar.

  Büyük telaşı bırakıp, zaten yeterince “zaman öldürme” cinayetleri işlemiş olmanın tecrübesiyle kendiniz için sanatın kukularını duyumsayarak, dokularına elleyerek ve barışçıl olmaya bir adım daha yaklaşma cesaretiyle Ayak Takımı Arasında Oyunu, sadece oyun olmaktan çıkar.

  Maksim Gorki olur. Muhsin Ertuğrul olur. Hani “ yarın kıyamet kopsa, bugün yine tiyatro açarım.” Diyen Muhsin Ertuğrul…

  Peki, niçin Maksim Gorgi olmak istesin insan? Toplumun dibine itilmiş insanları, sokakları, mahalleleri anlamak için Maksim Gorki oyunu izlemek yetmiyor. Tiyatro bugünün eksik kalan insan sorgulaması, keskin ve kararlı iradesine de nazikçe katkı yapıyor. İşte bu yüzden, yeni, yepyeni mahalleler, dev duvarları olan yalılar kurulurken, şehirlerin kenar mahallelerin, merkezden ne kadar çok olduğunu da bilmek, bilmenin ötesinde bunu adaletli bir düşünce içinde anlamak; her insanın sorumluluğu görünse de, yazarın en az sanatçılar kadar sorumluluğu vardır.

 Bu sorumluluk içinde izledim Ayak takımı Arasında oyununu, dibe vurmuş insanları ve insan denen canlının kapıldığı fırtınadan, selden, gururdan, kibirden, cehaletten ancak yepyeni öğretiler, değişimler sayesinde çıkabileceği şansını da yakalayacağını gözler önüne sermek isterim.

 Bir geceliğine Harbiyeli oldum. O büyük Harbiye Müzesinin yanından gecenin süzülüşü gibi ilerledim.

  Mustafa Kemal felsefesine şükran duyarak; eğitimin, modernleşmenin en hakiki zaferlerin sadece savaşarak, ordular kurarak değil;

  aynı zamanda üniversiteler, akademiler, spor salonları, tiyatro binaları, konser, opera salonları, müzeler, bilim merkezleri, gözlem evleri ve özgür basına hiçbir koşul diretmeden sunulacak yaşam, adalet hakkı sağlamaktan geçeceğini kültürleştirerek olacağını bilen politikacılar yetiştirmenin erdemini, insanlarımızın huzur öğretileri, mütevazilik kadar marjinal yaşam haklarını bulacakları bir ülke arzusuyla Harbiyeli oldum.

 Laf aramızda dostlarım; üst tabakaya göre bizler de Ayak Arasında sayılırız; çoğu zaman ayağa dolaşır diye bakışırız. Bilinmez ki; ayak takımı olmazsa bütün ışıklar, hizmetler, düşler söner…

Güven Serin 









Hiç yorum yok: