16 Aralık 2015 Çarşamba

ATTİLA (TANRININ KIRBACI)


Kamera; Güven Ganoslar;sonsuzun içinde
nadide ve küçük bir parça;inanılmaz büyüklüğü
gizleyen bir küçük parça...


ATTİLA (TANRININ KIRBACI)

  Batılılar yani bugünkü Avrupa halkı 1600 yıl önce onun için böyle söylemişti; “ Tanrının Kırbacı) Atilla komutasında ki Hunlar Avrupa’yı kasıp kavururken, Roma’nın düştüğü gaflet, adaletten uzaklaşma, sona doğru yaklaşma Hun Ordusunu ve onun komutanını tanrı tarafından verilen bir caza olarak görmüşler.

 Tabiatın bin bir oyunu, evrenin bitip tükenmeyen derinliği gibidir. Toplumlar da evrenin ve yüce yaratıcının bir parçası olduğu için, eğriden doğruya giderken bir sürü çıkar yol aramak, şanlı yürüyüşlerine dönüşüm çeşnisi katmak zorundalar.

 Bu çeşniye çök önemli katkı sağlamış uygarlıklardan birisi de, Avrupa Hun imparatorluğudur. Attila destanı halen devam ettiği şüphesizdir. Bu destanı şüphesiz o günün koşullarıyla değerlendirmek, unuttuğumuz tarihe; tarihimize tekrar fark etmenin yüce şanı adına sahip çıkmalıyız.

 Üzerinde oturduğumuz toprakların onlarca uygarlıktan oluştuğunu biliyoruz. Gün ışığına çıktığı halde, turizme kazandırılacak 3300 tane antik kent, sadece turizm adına değil, insan ve insanlık tarihi adına da çok şeyler gizliyor.

 Bizim, ait olduğumuz insanlığın tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Attila, tıpkı Büyük İskender gibi, Hannibal, Kanuni, Cengiz gibi hırslı, ölümlü bedenin ölümsüz algısını yakalamış komutanlardandır.

 Batı Avrupa kırbacıyla, süvarileriyle, teslim olanlara dokunmama gibi adaletiyle, büyük talanlardan sonra üzülmeyi bilen insan ruhuyla iz bırakan Attila, onca savaşın sonunda yorgun bedenini, sıkılan yumruğunu, gerilen yayın oklarını bir kenara bırakamamış, 60 yaşını geçtiği halde, insanın ruhunun her daim genç ve coşku içinde olabileceğinin kanıtı olarak genç bir kıza; İldiko’ya âşık olmuştur.

 Oysa İldiko savaş esiridir. Attila babasını öldürmüş onu esir almış ve âşık olmuştur. Yaşamının son perdesinde bir gençlik aşısı, tekrar küllerinden var olma aşkıyla İldoka aşkını birleştirmek isteyen Attila oğullarını şaşkına çevirse de düğün hazırlıkları yapılırken aynı zamanda ordusuna verdiği emirle Bizans, Doğu Roma üzerine saldırıya hazırlanıyordu.

 Ne olduysa son gece oldu; düğünde yenilen yemekler ve içilen şarabın sonu gelmeyen tadı Attila’ya çok pahalıya patladı. Gün ışıdığında onu bekleyen ordusu, oğulların Attila’nın ölüm haberiyle sarsıldı.

 Yüce son; kaçınılmaz yolculuk Attila’nın düğün gecesi tam da Doğu Roma İmparatorluğuna (Bizans’a) saldıracağı zamanlarda Doğu ve Batı Roma İmparatorluğuna büyük bir nefes aldırıldı.

 Tanrının Kırbacı ölmüştü…

 Batılı yazarlar, şairler yaşamıyla sıra dışı gelişmelere neden olan komutanları, şairleri, yazarları, vezirleri, ilim insanlarını kalemleriyle onurlandırıp çağlar ötesine ve bu zamana taşımayı edebi, ticari, siyasi ve felsefi özeklikleriyle çok güzel yapıyorlar.

 Oysa bizim ülkemiz, bizim diyarımız onurlandırılacak, külleri tekrar tekrar karıştırılıp küçük alevleri, edebiyata, toplum tarihine, felsefeye taşıyacak küçük korlarla doludur. Antik kentlerimizi batılılar gelip kazsın, ortaya çıkartsın diye bekliyoruz. Ve bu topraklarda tarihin bütün zamanlarına miras kalmış kişilikleri yine bizden başka herkes kaleme alıyor; şiirlerinde, tarihi romanlarında onların ruhlarına dokunup, kendi zamanlarına sinema, tiyatro ile davet ediyorlar.

 Marcel Brıon’da böyle yazarlardan sadece birisidir. Kitabının bir yerinde şimdi mezarı bile bilinmeyen efsanenin hakkında şu satırları bırakıyor;

 “ Attila Roma’yı almak için kapılara dayanmıştı. Roma’nın isminde sihirli bir erdem görüyordu. Roma alınınca bütün Roma İmparatorluğu mahvolacaktı. Hun atları Kapitol’ün basamaklarında kişneyeceklerdi. Attila, İmparatorların heykellerini kamçılayacaktı. Zafer taklarının kabartmalarında, eski imparatorlar yerine, kendi ismi konacaktı. Geleceğin tarihçileri şöyle yazacaktı; ‘Atına, Kutsal Pınar’da su içirdi’ Eski ganimetleri kendi eliyle devirdi.”

 Hiçbir güç sonsuz değil. Her acımasızlık bir başka iyiliğe muhtaç! Attila bitmeyen savaşların sonu gelmeyen yolculukların, öldürmelerin de sonu gelmesi gerektiğini biliyordu. Yüz binleri aşan orduyu, o dev koronun mırıltılarını gidermek için o diyardan diğerine savruluyordu, atını kişnetirken, kırbacını şaklatıyordu.

 Attila bir şeyi daha biliyordu; aklın sanatını, ilimin muhteşem yüceliğini. Bu sebepten dolayı, ordusunu yenileyecekti ömrü yetseydi. Azaltacak, belki de Roma’yı geride bırakacak şehirler inşa edecekti…

 Güven Serin 



4 yorum:

ASİ VE MAVİ dedi ki...

Sevgili Güven, ülkemizin sahip olduğu kültür mirasından, tarihin izdüşümünden haberi olmayan binlerce,hatta yüzbinlerce insan var desem abartı olmaz. Ülkesinin değerlerine sahip çıkmayan,bunun farkında olmayan insanlardan yaşamı olumlamayı,güzellik katmayı düşünmek de zor ama imkansız değil. Bütün bunların bağlamında; Atilla'yi o kadar güzel betimlemışsın ki, gücün ve tercihlerin tarihe nasıl tanıklık ettiğini de görüyorsun. Evet hiç bir güç sonsuz değil ve yaşamda her şey bir şekilde karşıtıyla yenileniyor. Teşekkür ederim, sanatın ve bilimin açtığı kapılar engin ve kucaklayıcı oluyor..

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...


Kıyamet gibi bilgi,öğreti yağarken;yine kıyamet gibi suskunluk; ne hazin bir şey...

Yazdan Kalan dedi ki...

Ele geçirdiği yerlerin kültürüne saygı duyduğunu okumuştum Attila'nın. Yapıların yakıp, yıkılmasına izin vermezmiş.

Guven dedi ki...

Bende öyle okudum,öyle algıladım