10 Kasım 2015 Salı

CEP DELİK CEPKEN DELİK


Kamera; Güven  


CEP DELİK CEPKEN DELİK

  Orhan Veli Kanık yıllar önce yazmış bu küçük şiirin anlattığı koca bir yaşam öyküsü… Daha sonra Erdem Alkın sayesinde güzel bir ezgi; seslenişe dönüştü…

 Şair tüm içtenliğiyle kendi zamanından öte zamanlara seslenir;

Cep delik, cepken delik
Kol delik, mintan delik
Yen delik, kaftan delik
Kevgir misin be kardeşlik?

  Kevgir sıvı maddeleri katı maddelerden ayırmaya yarayan insan yapımı bir mutfak aracı. Çelik, alüminyum ve plastikten yapılanları her evde vardır. Belki de ceplerin delik, cepkenlerin delik oluşu; yetmeyen kazançların, bitmeyen ihtiyaçlarıyla olan muazzam dengesini anlatıyordur şair.

 Üstelik hiçbir zorlamaya, kabalığa başvurmadan… Bir tek sözcük dahi şiirin, seslenişin önemini, gidişatını değiştiriyor. Örneğin ; “ Kevgir misin be kardeşim!” diye yazılmış olsaydı dize; nasıl da ayrılışın, sınırların buz gibi yeli eser, bedenimizi titretirdi. Kevgir gibi oluşumuz sorgulandığı gibi; haddimiz de bildiriliyor; bize hesap soruluyor olurdu.

 Hesabı, kitabı pek sevmeyen insanlar olduğumuz için “ sen kim oluyorsun be kardeşim” demenin bir bin fısıltısını, küfrünü yapardık. Bize kimse bir şey soramaz… Cebimiz delikmiş, mintanımız, kaftanımız delikmiş çok ta önemli değil. Üstelik Y ve Z kuşağı artık delik, deşik şeyleri seviyor. Yani yırtık-pırtık giyinmek bir moda…
 Ama aynı z âmânda pahalı sigara içmek, son model telefon, araç kullanma isteği de ayrı bir moda. Sanırım zıtlıkların ayrı bir çekim kuvveti…

  Reklam sektörü son sürat ve albenili, şehvetli çalışıyorken; “elalem ne der?” mantığı çoktan kültürleşmişken; en yüksek kazananların bile cebinin, cepkeninin, kaftanın delik olması işten bile değil artık.

 Yemeden, içmeden insan batar mı diye düşünürken, yemenin, içmenin; kısacası harcamanın kuralsızlığı, bütçe denen muhteşem ilimden uzak oluşu; insanları kevgirden çok öte taşıyor. Kevgirin çok gerekli bir amacı varken; insanların delik deşik oluşunun yüce amacını ancak sosyolojik incelemelerle açıklaya biliriz.

 İnsan denen canlının algıları, teknolojik devrimlere ve değişim çağrılarına açık olması eğitimin, eğiticilerin ve ülkeye yayılmış bütün sivil kuruluşlarının, sanat dünyasının sayesinde en üst seviyeye çıkar.

 Son zamanlarda sanatçıların dize yapmaya özenmesi. Dizilerin ise reklâm alacak mı almayacak mı korkularıyla finans edilmesi; insan kültürüne aktarılacak öğretinin de ne kadar delik deşik olduğunu gösteriyor. En pahalı, en iddialı dizi bir bakmışsın kaldırılıyor. Niçin? Yeterli reklâmı, ilgiyi alamadı…

 Herkes bir şeyleri eleştiriyorken, hemen herkesin kevgire dönmüş dünyaları var. Şiirde kendi kendine yetemeyen oldukça yoksul, bir türlü iki yakayı bir araya getiremeyen bir insanın kardeşlik duygularıyla anlatılması oldukça samimiyken, şimdi şu anda; ilaç sanayinin, insan psikolojisine; artan ruhsal çöküntülere bir türlü ilaç yetiştirememesi; hastanelerin yetmemesi; yetememesi; insan ömrü uzarken, bir sürü sağlıklı insanın hastalıklarla, sürpriz ölümlerle kucaklaşması; insan denen canlının hassas ruhunun sınırlarını da gösteriyor.

 Delik deşik olmuş ruhlarımız 21. yüzyılın ikinci yarısında başlayacak uzay yerleşkelerinin; Mars kolonilerinin dünya ve Marslı; uzaylı konuşma kültürleriyle başka başka deliklerin, deliliklerin ve yeniliklerin gündeme oturacağı bu zamanda; halen korku ve kuruntularımızla cebin, cepkenin, kaftanın, yenin delikliğinde; bu kadar çok üretim varken dahi; nice insanın ezik, yırtık ayakkabılarında, buruk; paramparça bakışlarında yetmeyen, yetişemeyen ve bir türlü insan merkezli olmayan kurum, bürokrasi kültürümüzün uyanık ve gamsız haline bakıp bakıp; Tekirdağ sahilinde poyrazı, karayeli, keşişlemeyi, gün doğusunu, günbatısını, yıldızı, lodosu o eşsiz Ganos Dağlarını kimi seyrede, kimi dinleyerek ürpertiler içinde yaşam olgusunun büyük mucizesine tutunuyorum.


 Güven Serin 

2 yorum:

ASİ VE MAVİ dedi ki...

Güzel dostum;
Makaleni okudukça, kevgire dönmüş hayatların içinde, boğulmamak için feryat figan eden insan seslerine tanık olduğumuzu da görüyorum.

Biz istemesek de, hayatın dinamikleriyle akıyoruz yaşamın içerisine
Hayatın ne olduğunu görmek, içimizdeki kargaşadan da sıyrılmak için ;dışarıdan bakmak mümkün değilsede kendimizi güncelleyerek,yüzleşmeliyiz kevgire dönen yaşam dinamikleriyle...Saat bile, gün içinde en az iki kere akreple yelkovan tekliye biliyor.

Kendimize göre bakarsak hayata, sadece kendimize ait tarafını görürüz. Genele bakmak için ise evrensel olanı düşünmeliyiz.

En azından bir şeyleri mahvetmeden, başka yaşamları yok etmeden yaşarsak bilmediğimiz anlama karşı da gelmemiş oluruz. Çünkü, insan yaşamı anlam içermektedir. İnsanı güdüleyen şey yaşamını anlamlı kılma çabası ve bunun yanın da; herkes için geçerli evrensel bir anlam da yok, her birey için yaşamın anlamı farklı olabilir.
Önemli olan o bütünün parçasıyken, yaşamı yaşanılır kılmak güzel dostum.

İnsan acılardan, sevinçlerden, hayatı deneyimleyerek yaşama anlamlar yükler ve her açılan kapı kendi olma adına ona yeni bakış açıları sunar.

İnsanın engin bir bakış açısına sahip olması ve yaşamın sadece maddi birikim ve şan,şöhret, sosyal statüyle tanımlamaması bu nedenle çok önemlidir. Sadece kendi acısına ağlayan yada sadece kendi sevinçleriyle mutlu olan insanların yaşamların da ego hep ön saflarda yer alır. Buda gönül penceresine hep perdeler çeker. Engin bir sevgiyle kucaklayamaz yaşamı ve insanları. Sadece başkalarının kayıplarından, acılarından kevgire dönmüş yaşamlar yaratır. Delik deşik olmuş ruhları yamalarda tutmaz,belli bir süre sonra sökülmeye başlar en derin yerinden.

Cep delik, cepken delik
Kol delik, mintan delik
Yen delik, kaftan delik
Kevgir misin be kardeşlik?

Bütün zamanlara sesleniş yapan bu dizelere saygıyla, teşekkür ediyorum...

Olcay KASIMOĞLU

Guven dedi ki...


Teşekkür ederim;sevgili dost...Yaşam,senin de yazdığın,düşündüğün gibi engin bir sevgiyle kucaklanmaya değer;oldukça...