14 Ocak 2015 Çarşamba

SEÇİCİ OLMAK


Kamera; Güven Arkeoloji Müzesi-İstanbul
Özen ve seçiciliğin sanata dönüşmüş estetik değerleri
;on binlercesi burada...
SEÇİCİ OLMAK

 Günümüzün, hatta tüm zamanların en önemli yaşam şartlarından birisi “seçici olmak” İşte o zaman, iyinin, kötünün, aydınlığın ve karanlığın ne girdabında, ne de sarhoşu olarak gezinirsiniz; tercihlerinizin sefasını, cefasını sürer yaşama size ait izler bırakırsınız.

  Gecenin ilerleyen saatleri Laf Lafı Açıyor televizyon programına kulak verdim. Mesut, oldukça mesut bir insan haliyle ağır konukları karşısında ısınma turu atmaya başladı. Seyyal Taner, Hakan Ural, Küçük İskender ve bir de Astrolog konuklar arasında.

  Televizyon kanalları arasında seçici olmaya çalışıyorum güya. Neredeyse reddeder hale geldiğimin de farkındayım. Ucuz hokkabazlığın, yanlı duruşların tükenmişliği medyayı o kadar sardı ki, ister istemez seçici olma telaşına kapıldım. Ama her yerde yağmur yağıyorsa, fırtına her tarafı sardıysa bir şekilde ıslanarak, fırtınaya tutunarak yol alacağınızın da işareti verilmiştir.

 Kitap sonrası dinlence adına ben de Mesut Yar’ın programına tutunmaya çalıştım. Konuklar ağır elbet. 70’li, 80’li yılların Seyyal Taner’i, beyefendi görünümü içinde her an “efendi” olabilecek Hakan Ural, ses tonunu, irade seçkinliğini ilk kez dinlediğim Küçük İskender ve ismini unuttuğum Astrolog bir yıldız gibi parıltı saçıyordu.

  Konuşma ilerledikçe konukların ve konukları ağırlayan Mesut Yar’ın da yüz haritası vaziyeti idare etme, doğallığın üzerini kapatan makyajın terle akacak duruma dönüştüğünü gördüm. Değişmeyen iki yüz; birisi Astrolog olarak bulunan, yüzündeki gülümsemeyi çoktan yıldızların ışığına sabitlemiş adam… İkincisi Küçük İskender; orada niçin bulunduğunu, sorulan sorulara, karşısında duranın hokkabazca beklentisi için değil, kendi öz iradesiyle yaşamdan anladıklarını bu kavramları şiirin en özgün haliyle aktaran yüzüydü.

 Özellikle Hakan Ural’ın beyefendi görünümündeki sırıtmaları, diş göstermeleri ilerleyen komediyi, trajediye dönüştürmeden resmen oradan kaçtım. Zaten uygum da gelmişti. Alacağım ana fikri, öz yargıyı centilmence çoktan da almıştım…

  Neredeyse tüm ülke insanının tanıdığı şimdi aramızda olmayan Aziz Nesin’in Okuma Güncesi ismindeki kitabında 1 Nisan 1977’de notları arasına aldığı notu, seçiciliğin hatırına paylaşmak istiyorum:

  “ Okuduğum iyi roman, dinlediğim iyi bir müzik gibidir. Beni coşturur ve bana ölümü düşündürür; öleceğimi bana anımsatarak beni çalışmaya iter. Zamanımın kalmadığını, ivecenlikle iyi şeyler yapmam gerektiğini düşünürüm beni etkileyen romanları okuyunca. Ve bana bu duyguyu veren romanlara iyi roman derim.”

 Bu tespiti, içtenliği derin bir ruh, emek analiziyle yapan Aziz Nesin’in tercihini yaşamın bütün alanına aktarmak mümkündür.

 İzlediğimiz televizyon programlarından, sinemalara, tiyatrolara, dinlediğimiz arkadaşlara, komşulara kadar; bizi etkileyen, bizi düşündüren, insanın duygularla akıldan ibaret olduğunu hiçbir zaman unutmayan; hokkabazlığın, palyaçoluğun da büyük emek ve beceri istediğini bilen kişiler bizi mutlu edecektir.

 Yapaylıktan ayrılmış, kendimizle baş başa kaldığımızda da korkmadığımız, aydınlığı sadece ışığın aydınlığı saymayıp, gecenin onarıcı karanlığının da bir aydınlık olduğunu anımsatmaktalar; eğer ki seçici olmanın lüks bir şey olmadığını bilip, ona sımsıkı yapışmanın erdemine layıksak…

Güven Serin 





  


2 yorum:

MAVİ dedi ki...


MAVİ, dedi ki!

Kendini tanıyan, derinliğinin farkında olan insan; nerede ne kadar kalacağını da, neyi duymak isteyip istemediğini de iyi biliyor.
Bilincede tercih hakkını kullanıyor. kullandığın gibi...

Özellikle algıda ki seçicilik, yaşama güzellikler katıyor.

Yazdıklarını okuyunca, zaman en iyi tanıktır desek abartmamış oluruz değil mi !

Yaşanmışlıklar ve kültürde; seçici olmamızda etken oluyor.



Seçiciliği çok güzel tanımlamışsın, teşekkür ederim. Bende algıda ki seçiciliğe, bir örnekle, makalene eşlik edeyim !

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderilidir. İnsan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçiler ve makinelerinin çıkardığı gürültü ve yine yoldaki araçların korna sesleri arasında bu arkadaş grubu ilerlerken, Kızılderili olan, kulağına bir “cırcır böceği” sesi geldiğini söyler ve sesin kaynağını aramaya başlar. Arkadaşları, bunca gürültü arasında böyle bir sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip devam ederler yollarına. Ancak aralarından bir tanesi, aslında pek inanmasa da, Kızılderili arkadaşının “cırcır böceği” aramasına katılır. Kızılderili, caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takib eder ve binaların arasındaki bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten de bir “cırcır böceği” bulurlar.
Arkadaşı sorar Kızılderiliye: "İnsanüstü güçlerin olmalı senin! Söylesene, onca gürültü arasında nasıl duyabildin bu sesi?". Kızılderili, bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahib olmaya gerek olmadığını söyleyerek, kendisini izlemesini söyler arkadaşına.
Yolun kaldırım tarafına geçerler ve cebinden çıkardığı madeni bir parayı yuvarlayarak kaldırıma atar Kızılderili. Yoldan geçen çok sayıda insan, o madenî para sesinin ceplerinden düşen bir paraya ait olduğu kaygısıyla, sesin geldiği yöne dönüp bakma ihtiyacı duyar.
Kızılderili, arkadaşına fısıldar işin sırrını:
"Gördün mü? Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri öncelikli bulduğundur. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin!

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...


Haklısın sevgili dost;algıdaki seçicilik,iradenin tercihini,yüceliğini belirliyor. Keşkelerin vicdan ve akıl kargaşasını yaşamak yerine neyi istediğinin minnetini yaşıyorsun. Hikaye oldukça anlamlı;bu büyük uygarlığın küçük sandığı insani duygularını yok saymasının felaketi zirve yapmaya başladı; Nasıl olsa oldukça fazla insan var,demek yeterli gelmiyor bana;oldukça fazla duyarlı insan,insanlığa taşıyacakları ağır olmayan oldukça hafif bavullar yerine,korkunç ağır yükler;mal mülkleri onların ne kadarının ihtiyaç ne kadarının fazlalık olduğunu bilememelerinin yüksek duyarsızlığını görmek incitiyor bedeni... Teşekkür ederim sevgili dost.