26 Ocak 2015 Pazartesi

GEÇMİŞİN DİLİYLE GELEN GELECEĞİN SEZGİSİ


Kamera; Güven   Bergama

GEÇMİŞİN DİLİYLE GELEN GELECEĞİN SEZGİSİ

  Dr. Ercan Kesal’ın Onat Kutlar sevgisi, 14 Ocak Cumhuriyetteki köşesine taşıdığı; Kutlar’ın ölüm yıl dönümü anısına oldukça duygu yüklü makalesini defalarca okumama neden oldu. Bu hikâye aynı zamanda insanın; iç içe duygularla yoğrulmuş şairlerin, yazarların da makalesiydi.

  Onat Kutlar İran şiiri için makaleme başlık olarak kullandığım şekliyle; “ Geçmişin diliyle gelen geleceğin sezgisi” yorumunu yapıyormuş. Oldukça yakınımızda olan kültürlere ne kadar uzağız… Belki de üzerine bastığımız toprağın altında yatan evrenlere; ülkemize,dünyaya ne kadar yabancıyız…

  Söz konusu Onat Kutlar olunca Celal Hosrovşahi ve Furuğ Ferruhzad’dan söz etmemek olmaz. Dr. Ercan Kesal da öyle yapmış. Bu insanların edebiyata yansıyan izdüşümlerini sözün sihiri, insanlık harcı olmuş haliyle aktarmış.

  Yazar ve şairlerin hikâyesi, yaşam içinde değer yaşamlara yansıyışları sanatın saf gerçekliği içinden doğmuşsa, onların yolculuğu yeryüzünden ötedir.

 Furuğu İranlı şair; otuz iki yaşında trafik kazasında öldü. Celal Hosrovşahi İranlı yazar; Furuğ’a duygularını her daim taze tutmayı baki kılan şaire en yakın olanlardan. Onun için ; “ Güldü mü tüm gövdesiyle gülerdi.” Diyor. Tüm gövdesiyle; bedeni oluşturan milyarlık hücreleriyle…

  Onat Kutları anarken, onların insanlığa adanmış olduklarını hiçbir zaman unutmayalım. Bu adanmışlıktır geçmişten bize kalan geleceğin oluşumlarını gösteren şey…

  Dr. Ercan Kesal Onat Kutlar’ın ölümünü, hatta öldürülmesini İranlı şair Furuğ’a benzetiyor. Furuğ’un ölümünü de Flann O’Braıan’ın Ağaca Tüneyen Sweeny eserindeki lanetlenerek kuşa dönüşmüş olan krala benzetiyorum. Edebiyatın yüceliği buradadır işte; emeği, sezgileri, düşleri bir araya getirir; koca bir evren yeryüzüne, avuçlarınızın, gönlünüzün içine dolar…

 Celal Hosrovşahi’nin yolu İstanbul’a düşer. İki eski dost; Onat Kutlar ve Hosrovşahi kucaklaşırlar. Kutlar sorar;

Furuğ’dan ne haber?”

  Celal Hosravşahi dalga dalga olur ve acıyla konuşur;

 “ Bilmiyor musun?”
“Yoo…”
 “ Öldü Furuğ… 1968’de… Henüz otuz iki yaşındayken. Bir araba kazasında! Başını kaldırımın kıyısına vurdu. Ve oracıkta bir kuş gibi öldü. Son kez gördüğümde uyuyor gibiydi…”

 Kadim zamanlardan bugüne ve yarına süzülen bir söz gelir aklıma;

 “ Bir zamanlar bir ormanda ihtiyar bir bilge baykuş yaşarmış, ne kadar çok duyarsa o kadar az konuşur olmuş, ne kadar az konuşursa o kadar çok duyar olmuş…”

 Ve Flann O’Brıan’ın şiiri;

Haz vermiyor bana/ İnsan lakırdıları/ Yeğlerim kuş şakımalarını/İnsanın olduğu yerde.

 Onat Kutlar’ı patlayan bombayla parçaladılar; bedeninden önce yüreğini. Furuğ, oracıkta bir kuş gibi öldü. Önceleri bir insan, bir kral olan Sweeny, lanetlendikten sonra bir kuş olur. Bu kuş yıllarca İrlanda dağlarında, ovalarında, vadilerinde, yaylalarında dolaşır durur. En sonunda Molign Kilisesine gelir. Kaderinin son bulacağı yer; hikâyesinin yazılacağı yere… Bir çobanın mızrağı sol memesine isabet eder Sweeny’in. Oracıkta bir kuş olarak ölür…

 Onat Kutlar geçmişin dilini taşıdığını düşündüğü İranlı şair Furuğ’un dizelerini dostu Celal Hosrovşahi ile birlikte Türkçeye kazandırır;

Bak tam karşımızda gecenin mumu,
Damla damla nasıl eriyor,
  Nasıl doluyor ağzına
Kadar uyku şarabıyla,
  Gözlerimin simsiyah
Kadehi,
  Senin ninnilerini
Dinlerken…

 Güven Serin  
 

  

2 yorum:

Adsız dedi ki...


Mavi,dedi ki!


Sevgili Dost, ne güzel tanımlamışsın; gidenlerin yüreğinden, yaşama süzülen derinliği...
Yaşamda; hay huylarla,sınırlarla, sen-ben davasından uzak engin yürekleri ne güzel kaleme almışsın..
Evet, sevginin,anlamanın, değer katmanın belli bir inancı,ülkesi yok.
Önemli olan ışık diliyle yaşama uzanmak.

İnsanların eylemleri ve söylevleri şüphesiz ki, hayatla olan ilişkilerinin rengini ve biçiminide tayin eder..

*Onat kutlar, yaşarken seslenmiş; düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için.
Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin unutmamak için çünkü unutuluşun kolay ülkesindeyiz.
Buna rağmen devam etmiş ve biliyoruz bahar mutlaka gelecek.*
Umut, umut..hiç vazgeçmemişler.

Güzel çalışmanı okudukça, şairlerin, yazarların,düşünürlerin bu dünyaya ruhlarını da serpiştirip gittiklerini düşündüm.

Değilmi ki şair; sadece kendi yaşamını, yaşadıklarını kaleme almaz, yaşama bir bütünlük içerisinde bakar.

Bu bütünün içinde her şey, herkes vardır.

Başkalarının gözünde, yüreklere inmenin ince duyarlılığıdır, anlamaktır, anladığını yorumlamak ve sezgilerini, anlatabileceklerini biçimlendirebilmektir.

Ve şiir, şiirse; hayatın kendisi ve hayat kadar örgütlüdür ve evrensel bir değerdir.

Evet adanmışlık; hiç bir koşula bağlı olmadan..

Furuğ Ferruhzadenin seslenişi gibi;

ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...

İçtenlikle teşekkür ediyorum ''geçmişin diliyle gelen sezgilerin''
bütün kötü düşünceleri, duyguları darağacına astığını ve evreni dinleyen ‘’yüreğimizin sesine’’ şarkılar, türküler, şiirler kattıkça, aklımızı arındırdıkça ‘’sevginin’’ bütün evreni kuşatacağına inanıyorum.

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...



Edebiyatın besleyiciliği,hoyratlığın menzilinin ne kadar kısa olduğu anlaşılıyor sevgili dost. İnsanoğlunun bitmeyen telaşı,yaşama taht kurma isteği, büyük edinimleri sadece mal-mülk ve iktidar hırsıyla şekillenmesi ne garip...Halbuki gencecik bir şairin içtenliğiyle yazılan şiirleri; evrenin hafızasına kazınır gibi kazanır insanlığın hafızasına... Furuğ, Onat Kutlar da böyle kazınmıştır;toprak,su,güneş ile buluştukça o şairlerin,yazarların bıraktığı tohumlar taptaze birer filiz gibi çıkacak ortaya; "usul usul çalan , hüzünlü bir peri" gibi çalacaklar insanlık kapılarını...