15 Aralık 2014 Pazartesi

EVRENİ İNSAN RUHUNDA ARAMALI


Fotoğraf;internet

EVRENİ, İNSAN RUHUNDA ARAMALI

  Dr.Tillich, evreni ve ilkeleri insanın kendi içinde araması gerektiğini savunur. O yüzden, insan bilinmeyenleri, mucizeleri, sıra dışı öğrenme isteğini ve hiç durmadan uzayın derinliklerini düşünür ve düşler. Elbette, kendini bulmaya çalışan, her bulduğu vadide, yaylada, dağların zirvelerinde, denizlerin derinliklerinde eşelenen insandan söz ediyorum.

  Psikiyatr Rollo May insanın, özgür, spontane derinliğini uzun yılların tecrübesiyle değerlendiriyor;

  “  Bu durumu sanat yoluyla açık bir şekilde gösterilebilir. Bir resim dürüst olmadığı müddetçe asla güzel değildir ve dürüst olduğu, yani sanatçının ANLIK, derin ve özgün algılarıyla deneyimlerini yansıtabildiği ölçüde en azından güzelliğe uzanan yolun başlangıcına ulaşmış demektir.

  Çocuklar kendi basit ve dürüst hislerini ifade edebildiklerinde yarattıkları sanat eserlerinin her zaman çok güzel olmasının nedeni budur; özgür, spontan bir insan olarak her çizgi içinde zarafet ve ritmi barındıracaktır. Yıldızlar ve atomların hareketleriyle güzellik kavramına dair algımızın altında evrenin ilkeleri olan uyum, denge ve ritm yatar; benzer şekilde beden ve benliğin farklı yönlerini ritm ve dengesinin uyumunda da mevcutturlar.

  Fakat, çocuk kopyalamaya, yetişkinlerden övgü almak için çizmeye ya da kurallara uymaya çalıştığında çizgileri katılaşır, kısıtlanır ve zarafet kaybolur.”

  Duygularımın yoğun zamanlarında, dışa vurumun en güzel sözcüklerimden birisi de “ ellerim acıyana kadar alkışlamak” seslenişidir. İşte, Psikiyatr Rollo May’ın insana, sanata, felsefeye dair bu tanımlamasının özgün halini kavramaya çalışan hücrelerimin tamamı bu alkışı yapıyor…

  Bu durumu, Rollo May’ın, Dr. Tillich’in insanın ruhunda aradığımız evreni her daim görebilir, irdeleyip yaşamın en taze anlarına; yani bu ana katabiliriz.

  Yakın zaman önce izlediğim bir filmde; iki sevgilinin sevdası işleniyor. Heyecanları, yaşama dokunuşları; yaşam pıhtılarına, taze kana; o pembe canlılığa dönüştürmeleri oldukça ilgimi çekti. Bu filmde, erkek ile kadının özgün davranışlarının yanında yine insanın üzerine ilk zamanlardan beri yapışan bir duygu da işleniyor. Siyah saçlı kadın, kahve bakışlarıyla sesleniyor erkeğine;

  “ Beni kıskanıyor musun?” Bu sesleniş, filmin başından neredeyse sonuna kadar devam etti. Kadınına, evrenden yansıyan ışık süzmeleriyle bakan erkek, bu soruya tam olarak cevap veremediği için o anın insani huzursuzluğunu yaşıyor. Filmin sonuna doğru, erkek iş için çıktığı yolculuğa doğru yol alırken, özlediği sevgilisine telefon açıyor. Erkeğin sesi, özlemin yoğunluğundan dolayı heyecanlı değil; söyleyeceği yeni şeyler dolayı; içinde aradığı evrenden ona, onun kalbine çökenlerden oluşan bir demet sözcük için…

 Birbirlerine özlem dolu sözleri söyleyip, seslenişin dokunuşu bittikten sonra erkek kadına şöyle sesleniyor;

 “ Biliyor musun sevdiğim, bana sıkça sorduğun ‘beni kıskanıyor musun?’ sorusuna şimdi cevap vereceğim. Şu ana kadar niçin vermediğimi de buldum. Yeterince özgün, özgür olmadığım için!”

 Kadın, özlem şaşkınlığı içinde ; “ Nasıl! Yeterince özgün ve özgür değil miydin?” söylemine yeni sorular yöneltti.

 Erkek, bir gram eksilmemiş heyecan ve sevgi rüzgârıyla;

  “ Evet, yeterince özgür ve özgün değildim. Çünkü vereceğim cevabı tam olarak yeterli görmüyordum. Kıskançlığımı, bir yıldızın, güneşin ışıklarını söndürmesinden veya bilinen esir kalıpları-sloganları tekrar eden sözlerden, söylemlerden arındırmak istiyordum. Ve şimdi bunu, irademin bize yardımcı olan diğer kültürlerin yardımıyla duru bir netlik içinde görüyorum.

 Evet, seni kıskanıyorum. Çünkü seni seviyorum. Bu kıskançlığım, yok etmekten, kısıtlamaktan, köleleştirmekten uzak… Çok değerli olduğun için, nadide bir çiçek gibi kabullendiğim içindir. Çünkü değerlere, nadide olana her zaman saldırı vardır… Benim kıskanmam, akan nehre barajlar kurmak değil, nehrin doğanın ona sunduğu bütün güzelliklerini ortaya döküş esnasında, nehri kirletecek olanlara duyduğum doğal, özgün ve özgür bir kıskançlıktır; yok etmek için değil, var etmek için; yaşamımızı, daha uyumlu, ritmli bir hale getirmek içindir.”

 Evren ne kadar gizemli, ne kadar genişse, öleceğini bilen tek canlı olan insan da, o kadar geniş, derin ve gizemlidir; yeter ki içindeki evreni bilme cesaretine kavuşsun…

 Güven Serin 


  

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Sevgili Güven;
Dr.Tillich ve
Psikiyatr Rollo Ma'ın gözlem ve deneyimlerini, insan derinliğinin katmanlarını çok güzel ifade etmişsin.
İnsan evrenin sadece bir parçası, diğer parçaların ''uzay, sanat,doğa felsefe vs'' farkındalığını fark etmeden, anlamadam,sorgulamadan kendine yürüyüşler başlatamaz.

İnsanın nefes aldığı her yerde, her çağda yaşanan ve yaşanmaya da devam edecek çok güzel bir konuyu irdelemeişsin.
Kısakançlık;
Birçok insan geçmiş yaşantılarının yaralarını, hayal kırıklıklarını, yenilgilerini içinde taşır.
Ne kendiyle, ne evrenle nede insanlarla barışır.
Yaşadıklarımızın tekrarı olmayabilir, önemli olan, deneyimlediklerimizi bugüne ve yarına katkı sağlayacak şekilde olumlamak ve olumlu bakış açılarına kavuşturmak, geçmişin olumsuzluklarını yeni bir ilişkiye taşımamak.
Zaten sağ duyu sahibi her insan, deneyimlerin iyi bir öğretmen olduğunu kabül eder.
Bunun içinde ikili ilişkilerimizde olsun, toplumsal yaşantımız da olsun, karşılıklı güven için, iletişimin açık olması çok önemlidir.

Ne olursa olsun, yaşamımızı alt üst eden, bir çok insanın hürriyetini elinden alan, canına malına zarar veren kıskançlığın altında yatan duygu ve düşünceleri iyi analız etmek gerekir.

Psikopat derecesinde kıskanç biri hem canımıza hem sevdiklerimize zarar verebilir. Bir insanı hayatımıza almaya karar vermeden iyi analız etmek gerekir. Bu sadece ikili ilişkiler için geçerli değil. Yaşamımızın her alanında dikkat etmemiz gereken çok önemli bir ayrıntı.

Kıskandığı için, kendinde olmayana ''emek vermeden'' sahip olmak için her şeyi göze alabilecek akıl sağlığı bozuk nice insanlar var.

Ne olursa olsun, bu tarz insanlara feda edilmeyecek kadar yaşam değerli.

Kendimizi,sevdiklerimizi, evreni korumak adına bu duyguya sahip insanları iyi analız edelim. Bağları koparma gibi bir şansımız yoksa araya sınırlar koyalım. Acımakla, acınmayı birbirine karıştırmadan rasyonel düşünmenin önemi üzerinden hareket ederek mümküm mertebe bu insanları yaşamımızdan uzak tutalım. Akıl tutulmasının en sık görüldüğü bu tarz birliktelikler sadece kişiye değil çevresinede zarar verir.

Bir de toplumun değerleri, kültürü, gelenekleri de biçimlendirir kıskançlığı.

O topluma ait kültürel birikimlerin bir parçası haline gelir.

Kıskançlık üzerine şarkılar söylenir, filmler çekilir. Sonunda öyle abuk subuk, öyle şablon hikâyeler ve ilişki biçimleri çıkar ki ortaya; sorgulamayan, anlamaya çaılşmayan toplumlara “seven kıskanır” diye pazarlanır.
Oysa yaşamı anlamak ve insanca yaşamak isteyen her insan mutlaka belli birikime sahip olmalıdır.
Birikim yollarından aklımıza ilk gelenler ; gözlemek, dinlemek, okumak ve yaşamaktır.
Bu dört ana unsur birbirlerini tamamlayıcı etkiye sahiptirler.
Bunları deneyimleyen ve eyleme geçiren her insan bir değerdir ve yaşamın anlamlı bir parçasıdır.

Önemsenmenin, birey olmanın saddetini hiç bir şeye değişmeyen ''aklı ve vicadanı hür insanlar'' kıskançlık duygulariyla yaşamlarını kabusa çevirmezler.


Olcay KASIMOĞLU

Guven dedi ki...


Sevgili Dost;duyarlılığına teşekkür ediyorum. İnsanlaşma yolculuğu insan zamanına göre çok uzun. Belki evren zamanına göre çok minik bir şey... Bizler kendi zamanımızdan sorumluyuz elbet... Bu zamana bıraktıklarımız, bırakacak olduklarımız bizim yaşama bakış açımız, yaşamı özümsemiş olmakla yakından ilgili. Çok güzel anlatmışsın; "gözlem, dinleme,okuma ve yaşamak" Düne saygı ile bakıp,yarınları bugüne korku ile taşımayan,hareketin değerli kanatçıklarına tutunan her insan;yaşam iksirinden bir şeyler alacaktır; evrenin vericiliği sonsuzdur. En önemli hediye; OTURUŞ MUŞ SEVGİDİR; tıpkı, her türlü fırtına, gelgitten sonra büyük temizlik yapmış denizin, okyanusun dinlence anı gibi anlar; insanın sıra dışı anlarıdır; ruhun ağırlıksızlığı bedene de geçmiştir...

Kültür dünyasının bu yanına gelip değer kattığın için;saygı,sevgilerimle...

Adsız dedi ki...


Algıdakı seçiciliğine ve sevgiyi onurlandıran bilincine teşekkür ederim.

Ve Marizella Sapienza'dan bir seslenişle taçlandıralım ''OTURUŞMUŞ SEVGİLERİ''

biraz daha yanyana yapılan bir sözleşmedir.
yemindir kanmayana.
bir itirafın candan bir delil bulmasıdır;
sevişmek fiilinin gül pembe noktasıdır.
bir sırdır ki söylenir ağza, kulak yerine.
bir gönül hazzıdır ki, hep derinden derine yayılır.
bir kavuşmadır karanfil lezzetinde.
dudakların ucundan tatmaktır ruhu biraz.” —

Sevgi Ve Saygılarımla

Olcay Kasımoğlu

Guven dedi ki...


Oldukça anlamlı bir sesleniş;bugün,gülmek dahi lüks sayılırken,oldukça insanca olan sevmelere,sevişmelere adanmış şiirlere, hikayelere ihtiyaç var; hiç bıkmadan,usanmadan sevgi şarkıları, şiirleri söylenmeli...

Bu çalışmayı oldukça çeşitlendir diniz; oldukça anlamlı ve tartışılır kılıp derinlik kattınız; TEŞEKKÜR ederim. Apartmanların arasına sıkışmış bahçeli bir evin ağaçlarının, çiçeklerinin, kuşlarının anlamı, tutsaklık gibidir. Esas ve doğal olan, yan yana dizilmiş bahçelerin çiçekleri, ağaçları ve kuşları; özgür ve özgündürler...