6 Kasım 2014 Perşembe

ZAMANIN ENGİNLİĞİ ve ZAMANIN DUYARSIZLIĞI


Kamera; Güven Ganoslar-Tekirdağ

"Zamanın enginliğine açım ben." 
 Pessoa

ZAMANIN ENGİNLİĞİ ve ZAMANIN DUYARSIZLIĞI

  Bilim, yıllardır yeryüzündeki biyoçeşitliliğin hızla eridiğini haykırıyor. Sadece günü yaşadığını sanan insan da bu canlılardan birisi! Nasıl ki diğer canlıların soyları ağır ağır eriyorsa, insanın da aynı tehlikede oluşu, ne hazindir ki bin bir düşlere can veren insanın farkına varmak istemediği bir şey…

 Bilim, kuşkusuz sonsuzu anlamaya adanmıştır. Sonsuzu anlama telaşında milyarlarca kilometre öteye bakarken bile, en yakınındaki yok oluşlara da ayrı bir itina gösterir. Bütün çılgınlıklar yaşanırken, ismini bile bilmediğimiz canlılar yok oluyor. Çoğunu ancak fotoğraflarda görebiliriz artık. Ama niçin yok olduğunu bilmek bile istemeyiz.

 Baş sorumlusu insan! Yok, oluşu tespit eden, çareler arayan da insan; bilime, akıla, iradeye inanmış insan…

 Fernando Pessoa içinde yaşadığı zamana, edebiyatın zenginliği, felsefenin çok yönlülüğüyle seslenir;

  “ İçinde yaşadığım anın kaygısı vız geliyor, uzunda sürmüyor. Zamanın enginliğine açım ben; ve koşulsuz olarak ben olmak istiyorum.

  Doğuştan bana ait olan içimdeki toprağı, adım adım fethettim. İçinde bir hiç olarak kaldığım bataklığı, azar azar ele geçirdim. Sonsuz varlığımı doğurdum, ama kendimi kendimden FORSEPSLE koparmak zorunda kaldım.”

 Pessoa insan denen canlının muhteşemliğini, her türlü karanlık dehlizin gün ışığına giden zorluklarıyla başa edebileceğini anlatıyor. Ama ilk önce kendinle baş eden, kendi kendini ele geçiren korkusuz, cesur, zarif ve kahraman insandan söz ediyor.

 Bilim insanları da ısrarla, muhteşem dünyamızın yaşayacağı büyük tehlikelerden söz ediyorlar; yıllardan beri. Bilim Teknik Dergileri kırk yıldan bu yana ülkemizin deprem bölgesinde olduğunu anlattı durdu. Sonuç ne oldu? On binlerce insan öldü; onların çığlıkları, onlardan geriye kalan insanların ruhsal çöküntüleri, bugün ne halde oldukları üzerine hiçbir şey yeryüzüne çıkmadı; sanki depremle birlikte oradaki insanların bütün geçmişi ve geleceği yok oldu.

  Bilimin, iradenin olmadığı yerde olan tükenişlerden…

  Baha Kuban Kapitalizm ve İklimi anlatıyor köşesinde. Yüksek karlar için dünyamızın biyoçeşitliliğinin yok oluşunu, bu yok oluş içinde insanın da büyük paya sahip olduğunu ısrarla anlatıyor. İnsan, başka canlıları, canlara can veren dünyayı yok ederken, sıranın kendisine geldiğinin farkında bile değil; ne hazin bir tören…

  Kuban’ın anlatımına destek veren Naomi Klein’in Kapitalizm ve İklim Kitabı. Kuban, Klein’den yaptığı alıntıya devam ediyor;


  “ Klein, kitabının bir bölümünü, yaklaşık 150 milyon yıldır yeryüzünde yaşayan bir deniz kaplumbağası türünün hikayesine ayırmış. Bu yaratıklar olasılıkla gök taşı çarpışmaları ve dinozorların neslinin yok oluşu felaketinden sağ çıkmayı başarmış, yüzeli milyon yıl ile dünyanın en uzun canlılarından birisi.

  Bugün deniz kaplumbağaları, aşırı avlanma, balık sürülerinin azalması ve iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.”

 Bu ne demek? Yüzeli milyon yıldır bu dünyada yaşama tutunmuş canlılar bile yok oluşun eşiğine geldiyse, çok yakın tarihe sahip insanın yok olmasını kim engelleyecek? Yüksek kazançtan, yüksek çıkardan başka bir şey bilmeyen kapitalizmi destekleyen soylu efendiler mi? Yeşili, betona teslim eden, bitmez denen denizi bitiren, bugün hastalıkların bin bir çeşidiyle boğuşan insanlık sürüsü mü?

  Zamanın enginliğine tutunmayı, zamanın sınırsızlığı içinde kendi bataklığımı kurutmayı sürdürürken, insanlığa sunacağım bir parça hizmeti, sunacağımız faydaları düşünüyorum. İlk önce denizleri kirletmemeyi, doğayı felakete getirecek ambalajları doğaya bırakmamayı öğrenmekle bile ne büyük katkıların sağlanacağını görmek istemem çok büyük bir şey midir?

 Doğa için oldukça büyük bir şeydir dostlarım. İnsanın eğilmesi, insanın duyarlı kendisine gelmesi içinse oldukça küçük bir çaba…

 Güven Serin 



2 yorum:

Hamiyet Akan dedi ki...

Çıkar kavgası kör ediyor insanı, ne yazık!

Guven dedi ki...

Haklısın Hamiyet; bilinen körlükten öte bir körlük;hisler de körleşiyor..