29 Kasım 2014 Cumartesi

UTANMA HALLERİ


Kamera; Güven   - 

UTANMA HALLERİ

 Yaşam dediğimiz yolculuğa o kadar kapılmış durumdayız ki, yaşamı anlamlı kılan diğer yaşamları farkında olmadan geçip gidiyoruz. Böyle bir durumla yüzleşmek, yüzleşe bilme anını yakalamak da bir şanstır diye utanmamı sağlayan genç, taze ve yorgun bakışı, daha az utanmazlıkları, daha çok fark edişleri yakalama adına siz değerli okuyucu ile paylaşacağım.

  Estetik, güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleme bilim dalıysa, güzel olmayı daha geniş tutanların bu güzelliğe; anlamlı, dengeli, uyumlu, ürpertici, yüce gibi kavramları da eklemeleri oldukça anlamlı ve gereklidir.

  Aynı şeyi, sosyal çevremiz içinde geçerli sayılabilir. Çevremizi ne kadar iyi anlamaya çalışırsak, dengeli, uyumlu, yüce ve duyarlı iletişimler içerisinde olursak; o kadar huzurlu oluruz. İnsan sosyal bir varlıktır.

  Kimse çevresini yok sayamaz. Hele hele insanlık yolculuğunda birlikte yola çıktığın, dayanışma içinde; iyi ve kötü günleri paylaşma ayrıcalığına kucak açtığımız akrabalarımızı hiçbir zaman yok sayamayız. Aklın mesafesi, uzatacağı el; her zaman hazırda durur. Aynı zamanda sosyolojinin konusu olan anlatımlardan birisi de,

“sosyal davranış öğrenilir.”

  Şehrimin merkezinde olan özel hastaneye kulak kirlerimi temizletmek için gittim. Kulak kiri deyip geçmemenizi önerir, sağlığın küçüğü ve büyüğü olmayacağını, erken önlemin yüceliğini hatırlatmak isterim…

  Eğitimli ve uygar dünyanın hızla yalnızlaştığı, iş işten geçtikten sonra yalnızlık girdabına giderken çaresiz bakışların içine düşmek istemiyorsanız, benim düştüğüm utanma durumuna düşer düşmez, düşkünlüğü bile bir çare gibi görüp derhal, mühendislik, mimarlık, sanatsal motorlarınızı çalıştırınız.

  Kulak doktorumun gelmesine on dakika kala; sürekli temiz tutulan hastanenin konforlu koltuklarında beklerken, beyaz üniformasıyla bana yaklaşan genç kızın, yorgun, taze yüzlü bedeninin yakınıma gelmesiyle birlikte;

 “ hoş geldin” deyip bana sarılması birkaç saniye sürdü. Şaşkındım; genç yüzü tanıyıp ismini çıkartamadım. Hafızam dolmamıştı. Henüz unutkanlık da başlamamıştı. (doğal unutkanlıkların dışında) Peki ama geçmek bilmeyen saniyelerin bedenime yaptığı baskıyı, bu utanmayı, bir yerden hatırlamaya çalıştığım bu yüze karşı duruşumu nasıl koruyacaktım?

 İsmini kullanmadan, onu tanımış gibi yapıp, niçin geldiğimi anlatım. Odası, beklediğim salonun tam karşısındaydı. Yine aynı yorgun ve taze yüzün samimi ifadesiyle;

 “ Bir ihtiyacın olursa uğrarsın” diyerek, odasını gösterip işine geri döndü. Çünkü yabancıya bakan yüzüm, duruşum karşısında söyleyecek çok şeyi yoktu.

  Sahte kültürler, sesler, renkler, anlamlar bizleri o kadar oyalıyor ki sağlıklı bir ömrün 25 Bin gece ve gündüzünün boşu boşuna harcanmasının ağıtını kim yakacak bilemiyorum…

 Yaklaşık yetmiş yıl yaşayan bir insana, ömrün sonunda şöyle bir soru sorsak; “ yaşamdan ne anlatın” diye, genellikle verilen cevap şu şekilde oluyor; “ Hiçbir şey anlamadım. Yalan dünya!”

 25 Bin gece ve gün; anlaşılmayan telaşlar, sahta kültürler, tabular, soylu mazeretlerle geçerse; 70 Bin yıl da anlaşılmayacaktır…

  Kulak Burun Boğaz Doktorum düşünme ve utanma telaşı içinde geldi. Zarif hemşire ismimi söyledi. Samimi söyleyişi; zorakiliğin ötesinde ticaretin olumlu kazanımlarıyla birleşmişti. Kısa, titiz bir çalışma; sağlığımın, duyma özgürlüğümün yeniden yerine gelmesiyle ayrı bir sevince dönüştü.

 Bu süre içinde genç bedenin yorgun ama bir o kadar zarif yüzünü hatırlamıştım. Doğduğum diyarın, paylaştığım çocukluk anılarının türküsünü birlikte söylediğim Nazan Hanımın, (akrabamın) değerli küçük kızı Çizel’di. Annesini arayıp ismini telefonda öğrendim. İlk önce Nazan Hanım ile yüzleştim. Hiçbir mazerete sığınmadan…

 Şimdi yol göründü; bu zarif hanıma utanmanın, vahşi tüketimlere, kirli seslere aldanıp etrafımı unutmanın bedelini; onun ak, temiz ellerini sıkarak, alnından öperek ve ona bir demet çiçek getirerek ödeyeceğim…

  İyi yazın daima yeniden yazma ve yenilenme ise; iyi ilişkiler, zarif yaşam yolculuğu da, sürekli revizyona (yenilenmeye) ihtiyaç duyar; hassaslığı, duyarlılığı, yüceliği, ürpertici derece güzel, manalı insan ilişkilerini yok saymama yenilenmesidir bu işin bir adı da…

 Güven Serin 



6 yorum:

bilge dedi ki...

Sevgili Güven benim yerimde olsanız ne yapardınız acaba biz (baba tarafı) 65 kuzeniz birde bizim çocuklarımız var bizde bu konuyla ilgili o kadar komik olaylar oluyorki..ama çevremdeki yakın veya uzak akrabaları ihmal etmemeye çalışıyorum..

Guven dedi ki...

Zor bir durum Bilge Hanım;yetmezlik içinde ,yeterliliğe koşarken;bir şekilde geriye, yana,etrafa dönmeli diye düşündüm. Çizel'e o yüzden minnet ile teşekkürü yaptım. Teşekkür ediyorum.

Begonvilli Ev dedi ki...

Dün, çok değer verdiğim, binbir anı ile dolu bir dostluğu yaşatan sevgili öğretmenimin ölüm haberini aldım. Abla dediğim değerli eşi ile birlikte, gerçekten çok önemli kişilerdi bizim için.Son iki yılda benden kaynaklanan ihmallerle biraz uzak kalmanın acısını, utancını, pişmanlığını yaşaıyorum şu an..

Guven dedi ki...

Üzgünüm Begonvilli Ev;muhtemelen teselli hep geçmişin anılarında aranacak... Hepimizin bu tür yetmezlikleri var;sadece yüzleşmek,onlar ile yetmezliğin mahcubiyetini yaşarken,kendi yeterliliğim-ize ulaşmaktır ümidimiz...

E S İ N dedi ki...

Evet ya bizler yolu yarıladıkta geçiyor bile.) bir taraftan pırıl pırıl bir gençlik yepyeni ve aydınlık söylemleriyle ve gülen yüzleriyle ışıl ışıl akarak geliyorlar. Henüz örselenmemiş, taptaze duyguların, belleklerin saflığına, arılığına, enerjisine bakıp; dünyayı bir de onların gözleriyle ve coşkularıyla algılamak ve belki de tazelenmek gerek:) Bu arada sağlık kontrolleri de önemli elbette ihmal etmemek gerek. Kulak temizletmen iyi olmuş.. bir de keşke organlar oto kontrol sistemi ile kendi önlemini alıp, zararlı görüntüleri ve sesleri ayıklayabilse ve biz sadece öyle durumlarda görmesek ve duymasak:)hayat toz pembe, güllük gülistanlık olurdu.. ama gerçekçi olmak lazım.. hayat bu işte :)

Guven dedi ki...



Sanırım Cahit Sıtkı'nın yarılanmış yolundan söz ediyorsun Esin.Bilim insanı 150 yıla hazırlıyor; hazır olmalı bu hazırlığa :)) Yaşamın tüm mevsimlerine, renklerine; toz pembe,gri,donuk,soluk anlarına muhtacız diye haykırasım geliyor...Kesinlikle, gerçekçi olmak lazım; gerçeğin dokunuşunda,bilginin öğretileri ve yüce mizahı da var; bizi destekleyen iç motorlar, koruyan kalkanlar da var; bir de ninelerimizden kalan kilerimiz-depomuz gıdayla dolu:))
Saygılar...