3 Temmuz 2014 Perşembe

AYAĞA KALKIN


Kamera Güven  Antalya


AYAĞA KALKIN!

  Zeno’nun Bilinci zihni temizleyen uyandırma seslenişleri gibidir. İtalo Svevo 386. sayfasında şöyle seslenir; tatlı uykunun ifadesiz donuk yüzlü insanlığına;

 “ Ne güçlü şeydir sözler! Zamanı aşar, geçmiş olaylara bağlanır.”

  Geçmişi, sadece ağıtlardan, efsanelerden ibaret saymak bugüne en büyük ihanet değil midir? Öyledir efendim, tam olarak öyledir; çünkü bugünün arınmışlığı geçmişin büyük titreşimlerinden, neredeyse sonsuz hatalarından faydalanmak zorundadır.

 Ölü zamanlar belki de hiç yoktur. Kendi yarattığımız zamanın matematiksel yolculuğuna, beden yaşımıza, bilgi depomuza bakıp sırt dönerek yürüdüğümüz gelecek hep düşlerde kalır; sırf bu yüzden; geçmişi ölü zamanlara bırakmış olmanın yaşayan ölü tepkisizliğinden…

  III. Napolyon Prusya Ordularına boyun eğer ve teslim olur. Bunu fırsat bilen halk silaha sarılır; tam bir halk harekâtıyla direnirler. Kadın, çocuk, erkek tekrar cumhuriyeti ilan ederler. Bu direnişi ayağa kaldıran, halk hareketine besin taşıyan yazarlardan birisi de Viktor Huko’dur. Halkına seslenir;

  “ Ayağa kalkınız!

Her ev bir asker versin. Her kent bir ordu olsun. Gece gündüz demeden savaşalım. Şehirlerde, dağlarda ve ovalarda savaşalım. Ateşkes yok, dinlenme yok, uyku yok! Düşman, durma, dinlenme, uyuma fırsatı bulmasın karşımızda. Despotluk özgürlüğe saldırıyor. Haşin olun ey yurtseverler!

  Bir köylü kulübesinin evinin önünden geçerken içerirde uyuyan bir yavruyu alnından öpmek için, sadece o anda durun.”

 O sıralar Seine nehri kan akıyor. Parisliler köpek, kedi eti yiyorlar. At eti bulanlar şanslı hissediyor kendini. Bu hallerine şükür ediyorlar.

 Yıl 2013 büyük halk hareketi; Gezi başlamıştır. İnanılmaz bir uyum; zor koşullarla baş etmenin ideal yolculuğuna çıkış gibi; binlerce kuşun göç yollarında ki büyük ahengi gibi; bilinen sosyolojik kavramları yerle bir edercesine; silahtan, kabalıktan, öldürmeden uzak; dövülürken, ölüyorken bile…

 Geçmişin diri zamanlarından, günümüzden 145 yıl önce İstanbul gazetesinde bugünkü gazetelerin cesaret edemeyeceği sanat ve uygarlık ilişkisi üzerine yazılar çıkıyordu;

 “ Medeniyet âlemi içinde bizi bedevi aşiretleri halinde gösterecek şeylerden biri de memleketimizde güzel sanatların, yani mimari, heykel, resim ve müzik sanatçılarının kıtlığıdır. Zira adı geçen sanatlar güzellik ve nefaset meydana getirme esasına dayandığı için güzel sanatlar diye isimlendirilmiştir. Sanattan mahrum millet medeni sayılmaz. Medeniyette geri kalanlar, medeni milletlere yenilerek onların esiri haline düşerler.

  Yaratma gücünün Doğu sanatçılarının noksan yanı olduğunu sanmıyorum. Artık Türkler çekingen tarzda ayak koyduğu bu yola karalı bir şekilde girmelidir. Her yıl güzel sanatlar sergileri açılmalı. Sanatçılara mükâfatlar verilmeli.”

  Şimdi bu zamanda, bir yazar, şair; “ ayağa kalkın” diye bağırsa ne anlam ifade eder? İnsan bahçeleri insanlık bahçelerine dönüşmesi için en az çeyrek yüz yıl geçmesi gerekiyor; bugün doğan bir çocuğun görgü, şefkat, sanat ile yetişmesi ciddi, uzun bir yolculuk. Bir de kısa yoldan mutlu olmak varken, ter kokularını soylu ucuz parfümlerle bastırmak duruyorken, zor iş olmalı; medeniyet yolculuğunun güzel uğraşları…

 Güven Serin










2 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Hepimiz suçluyuz insanlığın yerlerde sürünüyor olmasında. ''Ayağa kalkın!'' diyen sanatçı, aydın hep olmadı mı? Kulakları tıkamak yerine, çıkmaza giden yol ile, aydınlığa giden yolun ayrımında, zor olanı başarmalıyız. Kısa yoldan mutluluk yutturmacalarına ödenen bedeller ortada.
Güzel yazıların için teşekkürler.

Guven dedi ki...


Haklısın.... İnsanlık,ateş gibi tam arınmış uygarlığa hiçbir zaman erişemeyecek gibi görünüyor... Kirletilmeyen tek şey ateş gibi... Yine de insanlığa bir parça ümit,bir damla su,yeşermek için doğaya bırakılacak tohumlar yeniden denemeye değer heyecanlarla filiz verip kendi barışlarını, savaşlarını insanlık gerçeğine uydurmaya devam edecekler... Büyük tiyatro sahnesinde bolca mendil bulundurmak gerekli,ama gülümsemeyi, güldürmeyi de zanaati iyi olan usta esnekliğinde bilerek...