3 Haziran 2014 Salı

DOKUZ BOĞUMLU NEY


Neyzen Ferit ile kır sohbetleri


Kamera, Güven Neyzen Ferit Yavuz ve
Dostlarım...



Kamera; Güven Neyzen Ferit Yavuz
Birazdan başlayacak o hoş yolculuk; ses,nefes ve 
yükselecek göğe insan ruhu..


Kamera; Güven Tekirdağ
Neyzen Ferit ve İlyas Bey


Neyzen Ferit ile sohbet...


Mustafa Özkabak ve ustalar ustası Yunus usta...

Ney üfledi, onlar insan iradesinin duruluğu,esen
yelin taşıdığı kır kokularıyla geçtiler kendi
hazırladıkları tünellerden




 DOKUZ BOĞUMLU NEY

  Gazetemizin yazarlarından Raşit Yavuz’in kardeşi Neyzen Ferit Yavuz uzun yaşam serüvenini, önce kaval ile daha sonra da ney ile bir sevdaya dönüşmüş.

  Neyzen Ferit Yavuz ile yine dostum Raşit Yavuz’un sayesinde bir kır kulübesinde, Mustafa Özkabak’a ait kır kokularının dans ettiği yerde buluştuk. Ney dinletisine dostlarım; İlyas Bey, Yunus Usta, Aziz Bey, Nazır Bey ile birlikte gittim.

 Yamaca kurulmuş küçük kulübe tam manasıyla doğallık kokuyordu. Tıpkı “ney” çalgısı gibi… İyi bir ney çalgısının neredeyse 50 yıllık bir kamıştan ortaya çıktığını öğrendim. Oda sıradan bir kamış değil; yüz binlerce kamışın içinde sadece bir tanesi…

  Kulübenin sahibi Mustafa Özkabak tam bir doğa aşığı. Kulübenin insan, doğa kokan hali, güller ve kır çiçekleriyle tam bir tabii ordu görünümündeydiler. Bu ordunun başkumandanı ise Mustafa Özkabak idi. Müzisyen neyzen Ferit Yavuz. 12 kişilik dinleyici gurubu, çeşitli mesleklerden, siyasi görüşlerden oluşmuş insanlar olmasına rağmen; en önemli ortak noktamız neyzen Ferit Yavuz’u dinlemekti.

 Ferit Yavuz Tekirdağ doğumlu olmasına rağmen yaşamının büyük bölümü İstanbul’da şekillenmiş. Olgunluk döneminden tutun da, ney sanatını en üst noktalara taşımasına kadar. Tekirdağ’dan hiç kopmamış. Karahisar Köyü yamacında kurduğu küçük kulübe, meyve ağaçları tam bir ney ustasının dinlenme karargâhına dönüşmüş.

 Ferit Yavuz gururu bir kenara bırakmış, öğretmen ve öğrenci inancıyla bir sorduğuma üç cevap veriyor. Neyi üflemeye başlayınca, sanki etraftaki kuşlar da bu sesin büyüsüne kapılmış gibi; dinleyici koltuklarına oturup, insana oldukça benzediği bilinen ney sesini dinlediler. Dinletiyi oldukça önemseyenler, ney sesine ciddi kulak verenler, hepsi görüş alanımdaydı; ses üflenir üflenmez, doğanın dingin yapısı gibi insanların yüzlerindeki dinginliği, güllerin, yaban otlarının, kır çiçeklerinin yapılarında ki gibi izledim.

 Neyzen Ferit Yavuz önce kaval ile tanışmış. Altı yaşlarında. 1975 yılında ise ney ile buluşuyor. İstanbul’un çok çeşitliliği, inanılmaz sesleri ve içindeki sanat hissedişi onu neyle, zurnayla, sazla buluşturmuş. Amatör ruhu hiç kaybetmemiş bir sanatçı.

 Sanırım, ney sesi aynı zamanda hüznün, samimiyetin sesi. Dinlerken ister istemez hüznü da derinlere ittiğimiz samimiyetimizi de yoklama şansı buldum. Ney yayılırken kır kulübesinin etrafına, kuşlar bile, rüzgâr bile susmuşken, toprak kokan Tekirdağ yamaçlarında, ney şöyle sesleniyordu;

 Bu koşturmaca niye? Elbet hareket önemli! Hareket kendi ahengini, istikrarını, yörüngesini bulursa, kendi serüvenini sonsuza adanmış gibi yeşertmeye başlar.

 Sık sık verdiğimiz dinleti aralarında ney hakkında edindiğim bilgiler oldukça düşündürücü. Bir defa, bu çalgının tıpkı insan gırtlağı gibi dokuz boğumdan oluştuğunu öğrendim. Dokuz boğum, dokuz delik; tıpkı insan gibi… İnsanın serüveni dokuz aylık muazzam buluşmalar topluluğunun dayanılmaz güzel, bebek kokularıyla doğuyor.

 Ferit Yavuz ney çalgısı gibi içtenliğini, insanın hücrelerine hemen süzülen yapısıyla kendi özel dünyasını da anlatıyor;

“ Hayatta üç aşkım var. Birincisi, motor. İkincisi, spor ve üçüncüsü ise NEY…"

 Üç büyük aşk… Ney üflemeden önce yaklaşık 18 km koştuktan sonra günün dinginliğine, ney üfleme gösterisine katıldı. Sanırım, bu çalgı için en önemli olan şey de ciğerlerin büyüklüğü…

 Ferit Yavuz ney için; “ zor çalgı” diyor. Her nefesli çalgı gibi, zaman, uğraş ve esas olan yetenek istiyor…

 Dokuz boğumlu çalgıyı, dokuz aylık bebeğin sessizliğiyle dinledik. Kır kulübesinden ayrılırken, tekrar şehrin, uygar yaşamın korkunç trafiğine, beton, asfalt kokularına, sıcak bunaltıcılığına dönerken; hareketin, yenilenmenin, öğrenmenin ne büyük iş olduğunu bilerek; sanki bütün yorgunluğu kırlara, toprağa, yamaçlardan süzülen vadilere bırakmış gibi; neyin hüznü, neyin dingin dinletisi gibi şehrin içine aktık…

 Zaman zaman ara verdiğimiz ney dinletisi, yine Neyzen Ferit Yavuz’un üç aşkım dediği, ney, motor ve spor, hakkında bilgilenmemize yardımcı oldu. Ney üflemeye verdiği gönül kadar spora da önem vermiş.

 Yıl 1997 50 yaş üstü 800 metrede Balkan Şampiyonu. Yıl 1999 İzmir’de yapılan Balkan Şampiyonası 1500 metrede yine birinciliği olan sporcu aynı zamanda. Hareket yaşamın nasıl vazgeçilmeziyse, insan da harekete, üretkenliğe adanmışsa, her şeyden önce kendi iç dünyasının şampiyonu oluyor; Neyzen Ferit Yavuz sadece Tekirdağ'ın neyzeni değil, ülkemizin, hatta ulusların neyzeni; çünkü müziğin, felsefenin ırkı, dini, sınırı yok…

Güven Serin 







 


 








2 yorum:

Arzu Sarıyer dedi ki...

Ustalara selam olsun ;dostlukları ,sevgileri hiç eksilmesin...

Guven dedi ki...

Teşekkür ederim öğretmenim;saygıyla...