22 Mart 2014 Cumartesi

HIRSIZ İMAM


Kamera; Güven   
Gaia'nın kızı Themis 
Adalet ve Hüzün Tanrıçası

HIRSIZ İMAM

 Malum, hırsızlık söylentilerinin zirve yaptığı zamanlardayız; zengin ol da nasıl olursa olsun, düşüncesi kendi kültürünü oluşturmuşa benziyor. Oysaki bütün dinler, öğretiler, ahlak kuralları hırsızlığa karşıdır.

  Çocukluğumun ilk öğretilerinden birisi de “hırsızlık kötü” dür, söylemleriyle beynimize kazandı. Anneler, nineler söz dinlemeyen çocuklara ilk söyledikleri şey; “ hırsız geliyor” Hayalimizdeki hırsız nasıl bir şeyse, onun ismini bile duyduğumuzda titrerdi bedenimiz.

  İlk öğrendiğim hırsızlık hikâyesi de Bremen Mızıkacılarıdır; Bir eşek, köpek, kedi ve horozdan oluşan, müzik yapmak için yola çıkan bu hayvanların birbiriyle dost oluşu ve birlikten kuvvet doğar, mantığıyla bir anne ile kızın evine sahip olan hırsızları korkutarak kaçırışının hikâyesini; bu hayvanlara minnet ve saygı duyarak öğrenmiştim.

 Hırsız İmam hikâyesini ise yeni öğrendim. Tekirdağ kordon boyu gezintisi, baharın taze güneşiyle onurlandırılırken arkadaşım tam da gündeme uygun bu hikâyeyi anlattı. İlyas Bey ile gülerek ve alınacak dersi almanın sade insanlarının özgür düşünceleriyle yürüdük.

 Kadim zamanlarında bir caminin mutlu cemaati bir süre sonra mutsuz olmaya başlamış. Çünkü her namazdan sonra birkaçının ayakkabısı çalınıyormuş. Bakmışlar ki bu iş böyle gitmeyecek, caminin kapısına gözcüler koymuşlar. Bir namaz vakti ayakkabılardan birkaçını çalan hırsızı yakalamışlar. Görmüşler ki kendi çevrelerinden birisi. Ve başlamışlar ona söylenmeye;

 Bre utanmaz adam! Sen miydin o hırsız! Sen ne alçak, rezil insanmışsın! Böyle diyerek yüzüne tükürmüşler. Yakaladıkları adamı cemaatin önüne çıkarmışlar. Çeşitli fikirler çıkmış ortaya; kimi, bir güzel dövelim, sonra salalım demiş. Bazıları da önce bir güzel dövelim, sonra da bu camiye imam yapalım, demişler. Bir kısmı ise karşı çıkmış; niye, demişler.

 Çünkü imam yaparsak en önde durur, hep gözümüzün önünde olduğu için onu görür, hırsızlık yapmasını da önleriz. Bu düşünce kabul görmüş, ayakkabı hırsızını imam yapmışlar. Bir Cuma günü vakti imam yaptıkları hırsıza; “ hadi bakalım çık vaaz ver” demişler. O da çıkıp vaazına başlamış;

 “ Ey komşular, hırsızlık kötüdür, günahtır. Yapılması hiç doğru değildir. Hırsızlık artarsa özelikle devlette çoğalırsa, o devletin de çivisi çıkar” diyerek hırsızlık üzerine bolca öğütler verirken, cemaat de kıs kıs gülümsüyormuş.

 Fakat bir süre sonra camiye gelen cemaatin ayakkabılarının tümü çalınmış. Hepsi şaşırmış bu işe. Çünkü bu işi yapan hırsızı imam yaptıkları için hep göz önünde olduğu için bu işin kim yapmış olduğunun merakı sarmış onları. Birisi söz almış;

 “ Ne olacak, hırsızdan imam yaparsak, o da iki kişi tutar, artık bu işi onların eliyle yapar; aldık mı başımıza belayı!”

 Demokrasi, hukuk; hak ve adalet; bunların aksamaya başladığı bir yerde, ne cemaat, ne imam, ne ahlak, ne gelenekler ne de toplum çürümeden kalır; koku öyle artar ki, doğanın doğal temizliği girer devreye…

  Sözüm meclisten dışa dostlar; her kurumun, zümrenin, köyün, kasabanın, kentin aksayan tarafları olur; esas aksama, baştan başlarsa döngü tersine işlemeye başlar; bütün öğretiler şaşkınlıkla baskı yapar, milyonluk kültürlerin birikimlerine…

  Güven Serin






2 yorum:

Abdülkadir Bekçi dedi ki...

Doğrusu hikayeyi okurken tebessümü bırak içim sızladı,biz bunları hak etmiyoruz.Ne diye yola çıktık,şimdi nerdeyiz!

Guven dedi ki...


Günaydın Abdülkadir Bey;haklısınız,bir geçiş dönemidir, ertelenmiş ve geçikmiş;bunu da atlatırsak, biraz da uygar, biraz daha demokrat, biraz da sosyal ve hukuk devleti olacağız;inancıyla düşünüyorum.