10 Şubat 2014 Pazartesi

SUSMAK İÇİN BULUŞMAK


Kamera; Güven Dostlarım; Yunus Usta ve Şoför Metin


Ganoslar, Aziz Öğretmen ile rüzgarlı tepelerde sohbet...


Tekirdağ , çocukluk arkadaşım Seyfettin
Bazen tavla, şamata için de bir araya gelinir


Moda-İstanbul
Selçuk Öğretmen ve sanatıyla birlikte

SUSMAK İÇİN BULUŞMAK

  Bazen konuşmaların çılgın denizine öyle kapılırız ki; derinliğin içine kopar gider yorgun bedenimiz. Öyle konuşur, öyle laklaka yaparız ki; ne konuştuğumuz dinlenir, ne konuşulanları anlarız.

 Bütün zamanlara ait, sıra dışı canlılar vardır; kendi seslerini, renklerini, karakterlerini çok konuşmadan da göstere bilen, anlatan; anlaşılma telaşına, o büyük kaosa düşmeden; kendi iç huzurunun anlayışı ile yol alan; aldığı yolun reklâmına; davul-zurnasına inanmayan insanlar…

 10 Ocak’ta ölen şair Adnan Azar’da öyle insanlardan birisi; birisidir diyorum; Hakan Savlı’nın kendi köşesindeki aktardığı çalışmanın bilgilenmesiyle bu kanaate vardım. Her ölüm, ardına kadar açılan kapıların sesini de, çığlığını da, küçük, ince gözyaşlarının sessiz törenlerini de beraberinde götürür.

 İnsanlar yaşarken, öldükten sonra göreceği değerlere ulaşamazlar; çok az istisna hariç… Ölüm, aynı zamanda kendi yakınlığını, özlemini, çağırısını ve yakınlığını da çıkartır ortaya. Geriye kalan anılar-hatıralar ve çalışmalar; harf harf, kelime kelime araştırılır; o esere hayat vermiş, ruh üflemiş sanatçının sesi ve soluğu; hatta kokusu duyulmaya çalışılır.

 Şair Adnan Azar’ın arkadaşı Akif Kurtuluş, yaşamlarını taçlandıran bir anılarını şöyle aktarıyor;

 “ Adnan’ın ilk şiirini yayımladığı 70’li yılların ortalarında, öldürülmekten çok, arkadaşlarımızın öldürülmesinden korkardık. Arkadaşlarımız öldürülüyordu biz yaşarken. Ölüm ancak bir başkasının üzerinden tarif edilebilen bir yokluk duygusuydu.”

 Arkadaşı Akif Kurtuluş, kendi yaşamını irdelerken şu sözcükleri de bırakmış başka yaşamlar oyalansın diye;

 “ Biliyor musunuz biz, yirmili yaşlarda yüksek sesle konuşmayı seviyorduk. Hayat o kadar gürültülüydü ki, sesimizi duyurmak için bağırmak zorunda kalmıştık. Bir tek Adnan susuyordu. Biz onun sustuğunu zannedecek kadar acemiydik, o sustuğunu bir anlayan çıkar umuduna yapışacak kadar saf. Bunu, Unutmak Suları’yla başlayan şiir yolculuğu fazlasıyla anlatıyor bize. Sürekli kendi kendine konuşan, sözcüklerden başka hiçbir arkadaşı olmayan bir çocuk var orada. Kendi uğultusuna kimseyi ortak etmeyen, yalnızlığına kimseyi bulaştırmayan bir çocuk...”

 Hakan Savlı’da şair Adnan Azar’ı ardına kadar açılmış dost kapılarına dolmuş anıların en güzel, en sessiz, en huzurlu halleriyle hatırlatıyor;

“ Ben de yarı münzevi olduğum için Adnan en çok beni bulaştırmıştı yalnızlığına. Geceleri çalan telefonlarla parçalanmış aşklar, dağınık hayaller ve bir büyük kardeşlik içinde kalırdık. Bazen Kuzguncuk’ta susmak için buluşurduk. Hep dikkatimi çekerdi konuşurken düştüğü sessizlik parçaları. Yumuşacık bir sesle konuşurken birden susardı. Birkaç saniye. Sanki sessiz bir dalga yüzüne çarpmış gibi. Bir bilinmez denizden gelen bir dalga. Gözlerinin için ağır bir şiirle dolardı.”

 Susmak İçin Buluşmak; ne kadar anlamlı ve içten bir tutanak; kabul ediş... Bazen bütün şamatalar, kirli düşünce ve sesler; şiire adanmış şairin fabrikasına girer ve yüzlerce iyi ruhun el emeğiyle tekrar yaşam hakkı bulur; yaşamdan zevk, hüzün alacak insanlara ödül gibi…

 Bu sessiz şaire ses vermiş dizelerin birkaçına sizinle birlikte bende eğiliyorum;

Biliyor musun giderek azalıyoruz böyle
  Sen bir susuşa doğru kırılarak
  Ben senin susuşunun ardında
  Nereye gitsek orada olmuyoruz
  Biliyor musun giderek azalıyoruz muyuz böyle”


   Güven Serin 

  




2 yorum:

Hamiyet Akan dedi ki...

Huzura yelken açtırır susku,
Kaybolur karanlıkların ufku.

Susmak güzeldir; insan sustukça görür eksiklerini, tabiatın güzelliklerini, tam oturtur hayat terazisini...

Güven, mutlu haftalar diliyorum.

Guven dedi ki...



Günaydın Hamiyet; huzurla ve teşekkürler dizelere verilen hayat adına..