19 Şubat 2014 Çarşamba

GECE TAM KARANLIK DEĞİL


GANOSLAR-TEKİRDAĞ


GECE TAM KARANLIK DEĞİL

 Aklımda kaldığı kadarıyla bir Fransız şair böyle seslenmiş, aydınlık yıldızlı gecenin sonsuza açılan penceresi altından;

 “  Gece tam karanlık değil! “

 Yunus usta ile Ganos Dağlarına onlarca gezi yaptık. En yüksek yerinin puslu havasını, mutlu rüzgârını görüp dinledik. Vadilerin küçük dereleriyle birlikte süzülmenin, toprağa düşen baharatların, etrafa yayılan ıhlamur kokularının sarhoşu olduk.

 Ganoslar, denize paralel uzanan; sadece Tekirdağ insanına değil sanki bütün ülke insanına; insanlığa armağan gibi ortaya çıkmış yükseltiler, derinlikleridir. Kendine has bitki örtüsü, yükseltileri, tepeleri, vadileriyle harika bir yerdir; özellikle korunması-kollanması gerekli en önemli hazinelerimiz dendir.

 Ganos Dağları, kamp ve yürüyüşlerle ilgili anım çok. Hiç unutamadığım, bende derin ve gizemli güzel şeylerin kıpırdadığı, ardıç ağaçlarının yakınında yel esen tepenin hemen yamacında kurduğumuz kamp gecesiydi. Gecenin önemli olanı;  çadırlı ilk kampımız olmasıydı. Yeni alınmış çadırlarımız, uyku tulumlarımız, fenerimiz, Yunus ustanın yanından ayırmadığı; zil ve çan sesleriyle şenlenen gece…

 Kamp gecelerinin en güzel etkinliklerinden birisi yürüyüş yapmak; gecenin patikalarında, görünmeze doğru yol almak. Kulaklar, gözlerden daha bir önem kazanır; kamp gecesinin yürüyüşünde. Etrafı, kulaklar ile görmeye başlar; en ufak bir kıpırtıyı, sesi, ötüşü algılamanın inceliği ile ödüllendirilirsiniz.

 Kamp ateşi ise bir başka ayrıcalıktır; odunların çıtırtısı, kora dönüşmüş közlerin içindeki patatesin kokusu, kaymayan ıhlamurun yudum yudum içilen tadı; insan denen canlıya, doğanın kalbinde ve onu anlama cesareti içinde en güzel hediyelerdendir.

 Kamp gecesi uzundur; sohbetlerin, şiirlerin, düşüncelerin ve sessizliğin güzel dalgalarıyla, yaşlı ağacın büyük dalına asılmış salıncakta sallanan bir çocuk gibi, alevin karanlıkta kaybolması gibi, kamp ateşinin çıtırtıları içinde kaybolmanın güzel düşleri…

 Uzun gecenin sohbetleri, ateşin alevi gibi sona ermiş, herkes kendi çadırına çekilmişti. Yeni aldığım ve ilk kez kullanacağım çadıra girer girmez, en büyük zenginliği hissettim; başımı sokacak, gecenin koynuna, yıldızların; o büyük evrenin bana sunduğu beden ve akıl sağlığım ile birlikte, kimsenin hakkına el koymadan, yatacak, uyuyacak, hatta düşlerime yenilerini ekleyeceğim bir yerim olmuştu. Değeri ise 75 TL, den öte değildi.

 Kamp gecesinin harika dinginliği, uzaktan gelen çakal ve kuş sesleri; hepsi gecenin uyumu içindeydi. Birkaç saatlik uyku yetmiş, daha şafak sökmeden uyanmıştım. Sanki bir çağrı gibi çadırın fermuarını aşağıya indirip başımı dışarıya uzattım; sanki gök, yere değmek istiyordu; evren ile dünya; iç içe geçecek; bir başka var oluş mucizesi gerçekleştireceklerdi.

 Sıfır hacimden doğmuş evren, yaklaşık 14 milyar yaşıyla yayılmaya, genişlemeye devam ediyor. Galaksilerin sayısı belli bile değil; sonsuza uzanan düşünceler ve düşüncesizlikler pes etmeden kendi üzerlerine düşen heyecanı ve heyecansızlığı yaşıyor-yaşatıyorlar.

 Yıldızlı, pırıltılı gecenin aydınlığında Fransız şairin o meşhur dizeleri geldi aklıma;

 “ Gece tam karanlık değil! “ Değil elbet; kananlık da değildi, yalnız da değil; var oluşun büyük serüvenine inanmış, soluk alıp verme ayrıcalığından öte, düşünme, hatırlama ve milyarlık insan hücrelerine sahip olan insanlar, geceye arkadaşlık yapıyordu.

 Gecenin, doğanın doğallığı hatırına kaçan uykumu, biraz şiir ile değerlendirmek istedim. Yanımda bulunan, bir yere not ettiğim kâğıtları çıkartıp, çadır içini aydınlatan küçük lambamın eşliğinde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizelerini; gecenin içine üfledim;

 “ Seslenir seni bana, ova’m, dağ’ım.
Nere gitsem bulur beni arınmış.

Bir çağ ki akar ötelere
Bir ak, ki yüce atalar
Bir ala ki ulu oğullar,
Türkçem, benim ses bayrağım.”

  Güven serin  
  



2 yorum:

Hamiyet Akan dedi ki...

Günaydın Güven.

Karanlık aslında aydınlıktır gören gözlere ve karanlık gündüzden daha arıdır anlayabilene...

Guven dedi ki...


Günaydın Hamiyet. Teşekkürler. Bir sanatçı seslenir;

"eğer anlamadım diyenler varsa" anlatamamış sındır;bu söz kurcalar beynimi,düşündürür beni:))