4 Kasım 2013 Pazartesi

CAFE MORTAL-ÖLÜM CAFE


Kamera; Güven Tophane Amire -Dante

CAFE MORTAL-ÖLÜM CAFE

  Evren nasıl hızla genişleyip büyüyorsa, insanlar, şehirler, ülkeler hızla genişleyip değişimin sığınaklarına giriyorlar. Hiçbir şey olduğu gibi kalamıyor… Sürekli tekrarlanacak en değerli anı bile bıkkınlık veriyor.

  Felsefeye adanmış düşünceler daima kendi rüzgârlarını bekler. En küçük esinti değişimi kollayan ruhların bedenlerini harekete geçirir. ABD ve Kanada’da bir salgın gibi ortaya çıkan Ölüm Kahvehanesi isimli mekanlar hızla çoğalıyorlar.

  Ölüm Kahvehaneleri, “ haydı ölümü konuşalım!” sloganlarıyla sesleniyorlar. Her tarafa asılan ilanlarda ölümü konuşma çağrıları var.

  Ölüm Kahvesi isim babası İsviçreli sosyolog, feylesof Bernard Orettaz. 2010 yılında, “ Ölümle dalga geçelim” diyerek yola çıkıp Fransa ve İsviçre’de açılan iki cafe dükkân, New York’takilerin öncüleriydi. Bu merak tüm kıtayı sarmış durumda. 

  Ölüm Kahvehanelerine genelde yaşı kırkın üzerindekiler gidiyormuş. Yani benim de yaşım kırkı geçtiğine göre, mizaha, felsefeye ve gerçeğe duyduğum açlık yüzünden gideceğim bir ölüm kahvehanesi bulmam gerek.

  Katılanların % 35’i altmış yaşın üzeri. Kalanlar ise daha genç. Eğitim seviyesi en az üniversite… Aydın, sanatçı, siyasetçi, liberal, biraz solcu müşteri istatistiği görünüyormuş.

  Ölüm Kahvehanesine katılmak oraların müdavimi olmak kolay değil. Arada sırada büyücülük, gaipten ses duyanları, yeniden hayata gelmeyi savunanlar, ölüme dair metafizik iddiası olanlar bu işe karışmak istermiş; Ölüm Kahvesinin ciddi ciddi felsefe yaptığını görenlerin hepsi toz olmuş.

  Cafe Mortal, yani Ölüm Kahvesi duyurusunu kendi köşesinden yapan Mahmut Şenol’a minnet ile selam ediyorum. Yazar da böyle bir kahveye bizzat katılmış. Yaşadığı olayı şöyle anlatıyor;

 “ Rayne Johnson adlı kadının kurduğu ölüm kahvesine giderken cenaze namazına gider gibi tedirgin gittim. Çoğu kadın yirmi civarı katılımcı ölümü konuştular. Konuşma sırası bana gelince, Refik Halid Bey’den kopyaladığım sözleri söyledim;  Herkes kendine zahmetsiz, tasasız bir ölüm beğenir. Kısa bir hastalıkla, yatakta veya kalp sektesinden öleyim ister. Cesur insan kendi ölümünü şaka gibi düşüne bilendir. Ölüm tasavvurları her insanın meşguliyetidir.”

 Cafe Mortal, yani Ölüm Kahvesi konuşmaları beni oldukça etkiledi. Yakın bir zaman sonra ülkemizde de açılacağını umduğum kahvelerin birine gitsem, hangi filozoflardan, yazarlardan, düşünürlerden de fikir getire bilirim diye düşünmeden edemedim.

  Acaba F. Nietsche’den ; “

 “ Ey üstümdeki temiz ve derin gökyüzü. Ey ışık uçurumu, sana bakarak ilahi tutkularla ürperiyorum!

  Kendimi senin yüksekliğine atmak istiyorum; işte benim derinliğim budur.” Çalışmasını mı okusam!

  Yoksa Goethe’den;

 “ Bütün ölümlü olaylar, sadece birer işarettir. Olmaz şeyler, burada birer olay haline geliyor, tanımı imkansız olan şey, burada tanımlanmış oluyor…” konuşmasını mı?

 Veya Montaıgne’den;

 “ Bilgeye ‘ bir insan nasıl özgür yaşaya bilir’ diye sormuşlar; ölüme küsmeyerek demiş.” Konuşmasını mı?

 En iyisi ben Mahmut Şenol’un son sözüyle sonlandırayım çalışmamı;

 “ Memonto mori! ( Fani olduğunu unutma!) “

   Güven Serin




Hiç yorum yok: