15 Aralık 2012 Cumartesi

OY LİLİ


Kamera; Güven Modern Sanat Sergi Salonu-İstanbul

Ne bir ses, ne bir ışık; oy lili oy lili



OY LİLİ

  Otobüs kalkmak üzereydi; kulağıma gelen şarkını sözleri;

“ Gökte bulut yerde kar, seçilmez olmuş dağlar/Ne bir ses, ne bir ışık, oy lili, oy lili/ Ağamsın sen, paşamsın sen karanlık/ Namlılar ışıtmaz geceyi/Çevirdiler gece vakti.”

 Bedeni büyük uykuya yatan sanatçının sesi hâla taze ve canlı,  tartışılmaz bir güzellik içinde müzik notalarında akıyordu. Otobüsün son yolcusu da geldi. Genç kızın yanında genç bir erkek; kıvırcık saçlı, beyaz tenli, uzun burunlu, çocuk gülüşlü bir erkek, sevdiği kızı yola çıkacak otobüse, 17 numaralı koltuğa emanet ediyordu. Erkek, gözleri dolmuş, ağlamanın buğusu ile sarmalanmış kıza gülümsemek zorunda hissediyordu kendini.

  Gülümseme bir insana ne kadar yakışıyorsa erkeğe de o an, o kadar yakışıyordu. İçindeki burukluk, dışındaki gülümsemeye sevgi akışı sağlıyordu. Sevmenin güzel hatırına otobüsün kalkmasına saniyeler kala, zamanın ruhuna yalvarıyorlardı, zaman dursun diye. Buğday tenli kızın bu ayrılığa hiç gönlü yoktu. Belli ki dışarıda ağlamanın yüksek gücünü sığınmış, göz kapakları iyice şişmişti. Belki de son yaşların buğusunu idareli bir şekilde son saniyelere saklamıştı.

  Saniyeler ne çabuk geçti öyle; üstelik zaman da durmamış! Muavin son kontrolleri yapıyordu. Kıvırcık saçlı, uzun burunlu, masum yüzlü erkek inmesi gerekiyordu loş ışıklı ıslak zeminin olduğu yere. Son bakışlar ve son el sallamalar yapılacaktı; çalan davulların büyük akışı eşliğinde.

 Öldürülen bedenin ölmemiş sesi kulağımda çınlıyordu;

“ Gökte bulut yerde kar, seçilmez olmuş dağlar/ Ne bir ses, ne bir ışık, oy lili, oy lili.” Erkek, kıvırcık saçlı erkek ıslak zemine inmişti. Yer ıslak, gece soğuk; kıvırcık saçlı erkek büyük bir yangın içinde; ıslak yere, soğuk geceye inat, sanatçının sesindeki korkusuzluğun yiğit sesiyle bakıyordu geceye;

“ Vurun beni kemik kemik/Sökün beni tırnak tırnak/Deri deri yüzün beni/ Oy lili, oy lili”

 Bir yandan geceye karışan ses, bir yandan gece ile son vedalarını yapmaya çalışan erkek ile kadın. Bütün zaman onların önünde eğilmiş gibi, her saniye onlarla, zamanın büyük gücü karşısında zamanla yarışırcasına bende koşuyordum. Hâlbuki koltuğum, dışarısı gibi ıslak değil… Otobüsün içindeki hava oldukça sıcak…

 Gecenin içindeki büyük şehrin büyük ışık demetlerinin çatısı altında kim bilir ne hikâyeler yazılıyordur. Her hikâyenin kahramanları, yiğitleri, oyunbozanları, hilebazları, canlı olmanın büyük erdemine inanmamış vahşet yanlıları da olabilir. Otobüste yazılan hikâye, 17 numaralı koltuğu hikâyesi, sevgi üzerineydi. Geleceği şimdiden tasarlayan ona inanmış iki insanın, bütün bilgeliklerden, öğretilerden, ilimlerden, inançlardan uzak, en büyük güce sarılmışlıklarının büyük gösterisi yapılıyordu. Sevgi gecenin içinde kendini yaşatacak kıvırcık saçlı güzel gülüşlü erkeğe teslim olmuş gibi çocukça gülümsüyordu.

  Bütün hoyratlıkların yol kestiği, karın deştiği, yolsuzlukların, adaletsizliklerin şöhret olduğu bu anda bile sevgi, ne büyük erdem, ne büyük bir var oluş içinde yeşeriyor. Yola çıkmışlığın, gezgin ruhlu bir bedene sahip olmanın en güzel tarafları da böyle keşiflere tanıklık etmektir. Ve ben otobüsün içinde 17 numaralı koltuğun kadın yolcusu ile dışarıda ıslak zemin üzerindeki soğuk havada birbirine el sallayanların çok yakınında onların yürekleri gibi atan bir yürekle, yepyeni ve birbirine benzeyen, ama hepsinin farklı yürekleri, farklı gülüşlerinin tanıdık yönetmenlerinin hikâyesini izledim. Düşünerek yol aldım kendi hikâyemin bir an önce kâğıda akacağı Tekirdağ zamanlarının, ıslak zeminlerinin görkemli gecelerine doğru.

Güven Serin

2 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

Eğer bir kalemden akan yazı, sizi içeriğindeki mekana taşıyabiliyorsa,
ve duygular burun kemiğinizi sızlatabiliyorsa, bırakın aksın yaşlarınız... ve alkışlayın ayakta o yazanı, patlasın avuçlarınız!. diyebiliyorum ancak sevgili Güven ve ben dağın ardına gitmeden, senin yazman gerektiğine inandığım kitabını okumak istiyorum..

Guven dedi ki...



Öğretmenim,avuçlarınızın içtenliğini duydum da geldim; ne güzel alkış,cesaret ve öncülük öyle. Teşekkürümü borç biliyorum; sevgiyle..