24 Aralık 2012 Pazartesi

HAYATA DAİR


Kamera; Güven   Pera Müzesi

Bazen hayat bakışların kendisinde, bazen de
üretilen şeyin içinde sunulur bize. Aslında hayat,
bakışların, akıl ve vicdan ile bağlandığı yerdedir...

HAYATA DAİR

  Hayatınızda her şey yolunda gidiyorsa, mutluluktan yana muhteşem günler yaşıyorsanız ve bu güzellikler oldukça uzun zamandır devam ediyorsa korkmaya başlayın derim. Bu sözüm sizleri korkutmak için değil elbet; tabiatın, büyük yaratıcının döngünün hatırına size de bir şeyler yaşatacağı, sıranın size geldiği içindir diye hatırlatmak istedim.

  Çok yakından tanıdığım dostum böyle zamanları kendi üzerinde çok iyi tahlil eden birisidir. Kırklı yaşlarda söylediği bir şey vardı; “ Çocukluğum ve ondan sonraki yaşamım neşe, huzur ve sıhhatli geçti; diğer insanlardaki hastalıkları, bağrışları, çağırışları görünce Voltaire gibi mutluktan utanıyordum. Aslında beklentilerin az oluşudur beni mutlu eden. İnsan icadı mal-mülk, kat ve yattan çok yine insana evrenden akan, insandan evrene akacak olan insan enerjisidir asıl zenginliğimin, mutluluğum kaynağı. Ama ne var ki, bu kadar düzgün bir iç huzur beni rahatsız ediyor, tabiatın büyük gidişine, muhteşem değişimine ters bir şeyler var bu gidişte…”

 Dostum, özel dertleşme zamanlarımızda böyle söyler, kendince filozofluk yapardı. Sonunda olan oldu, nice halkın başında olan, ocaklarında ağıtlar tütmesine, yemeklerinde hüzünler kaynamasına neden olan felaketler zinciri onun da başına geldi. O yine dimdik ayakta kalmayı tercih etti. Ben demiştim sözünü kullanmadan, önceden söylediği gibi hayatına dair her şey yolunda, oldukça yolunda giderken yolunda gitmeyişini büyük bir sürpriz gibi kabul etmedi. Bunlar olacakmış gibi yüreğine, ruhuna ondan önce yaşamış atalarının ruhlarından destek istedi; istedi ki bunca ağıt yakılırken, bu kadar haksızlık, adaletsizlik karşısından masum insanlar inim inim inlerken o da bunları tatmış olup, insanlık köprüsünden geçmenin ne demek olduğunu görsün.

  Dostumun sınanması çok büyük oldu. İlk sınanma büyük bir şölen gibiydi; babasının ölümü üzerine neredeyse çelenk tufanına, insan seline tutulmuştu ailenin yaşlı gözlü bedenleri. Sonra, dört ay gibi kısa bir zaman sonra kardeşi ailenin yüz elli yıllık servetiyle birlikte, o muhteşem güzellikteki genç adam uçup gitmişti. Ne servetin önemi vardı, ne kaybetmenin; gençliği beş paralık mermiye feda edişin anlamsızlığı ile anlamı arasındaki büyük işkenceydi esas anlaşılmaya çalışılan.

  Ve dostum, yine dimdik durdu, elinde avucunda kalan son enerji ile. Yine atalarından, evrenin derinliklerinden yardım dileyerek ve yine bu hesapları yapmış matematikçi, mühendis duyarlılığı ile büyük kubbenin yükünü kaldıracak bir başka sütunu yapma peşinde çalışmaya başladı.

  Dostumun dostluk anlayışı şöyleydi; “senin için yapabileceğim bir şey var mı? Yapabileceğim kadarını yapmak isterim.” Bu sözü duymak istedi insanlığın bütün çığlıklarının estiği, tufanların koptuğu, davulların çalınıp şölenlerin yapıldığı her yerde olduğu gibi kendi ovasının yüksek tepeli yaşam yerinde bunları, sadece bu sözleri duymak istedi, yüz elli yıllık baba, dede diyarında. Duyamadı elbet, duyamadığı için yine büyük kahırlara sarılmadı, kinlerin, nefretlerin kişneyen atlarına yem vermedi. Saldırgan köpekleri etle beslemedi.

 Dostumun dik duruşu erkekliğin yaman hatırına da değildi, güç gösterisinin, hayata dair büyük erdemli kazanımların, dayanıklılığın hatırına da değil. Bu dünyada gelmiş geçmiş bütün eziyet çeken, mutluluktan başı dönen, felsefenin büyük sularında yıkanan, küçük derelere derin saygı duyan, yüreğindeki merhameti öldürmeyen ve tabiatın incecik ve çok ağır değişiminin yaşam için önemli olmasının hatırına hiçbir şey olmamış gibi hayatın canlılara sunduğu yaşam hakkına daha da sarıldı. O sarılış, o sınanmış  o büyük fırtınadan sonra dahi ondan bana geriye şu sözler kaldı;

 “her şey yolunda gidiyor, mutluluktan başın dönüyorsa asıl o zaman kork dostum, kork ve önlemini al kendince; alabildiğince ve yaşadığın güzel günleri de yok bilmeyerek, yaşanacak hüzünlere, terk edilişlere, kaybedişlerle büyük derin bir saygı duy; erdemli, saygın, zengin ve bilgin bir insan gibi değil; küçücük bir kardelen, kedi yavrusu, sürüsünün başında mutlu ve huzurlu bir şekilde kaval çalan çoban gibi…”
 Güven Serin


2 yorum:

E S M İ R dedi ki...

"Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte!"

Kendi yüreğimin kanat çırpınışlarını duydum sözlerinde!ve çok etkilendim sevgili Güven.

Evrene sımsıcak ışık yayan bu yüreğin yolu hep aydınlık olsun!.
ve her şey yolunda gitmeye devam etsin...Bu duyguları hisseden yüreğine ve kalemine sağlık.

Esenlikler dilerim..

Guven dedi ki...


Merhaba Esmir; kanat sesleri duyunca havalanan bir kuş mu kondu buraya diye düşündüm. :)) Sonra senin gelmiş olduğunu görünce sevindim. Evren içinde ve onun yaydığı güzellikleri gören ve onlara şükranlarını sunan bütün canlılara teşekkürü bir borç biliyorum.

Her şey yolunda gitmeye devam edecek, çünkü yolunda gitmeyenlerle de besleniyor, huzur ve yol-yordam buluyoruz bizler; asıl mesele büyük ustanın da dediği gibi; Tahir ile Zühre olabilmekte...

Çok teşekkür ederim , yüreğinin kanat sesleri güzel bir esinti kadar insancadır...