10 Kasım 2012 Cumartesi

TÜRK SFENKSİ


Kamera; Güven ...


Kamera; Güven   Ankara

TÜRK SFENKSİ

1930–1933 yılları arasında Avusturya’nın Ankara elçiliği müsteşarı Norbert Von Bischoff bir kitap yazdı. Bu ülkeyi ve bu ülkenin yeni kurulan Cumhuriyetini, Cumhuriyet ile birlikte yükselen abideyi sevmiş, gönül vermiş Avusturyalı Norbert Von Bischoff kitabının bir bölümünde şu sözlerle düşüncelerini tarihe, bugüne ve yarınlara armağan ediyor;

“ Tarih, fikirle maddenin çiftleşmesinden doğar. Babanın payını ananınkinden yahut ananın diğerini babanınkinden üstün tutmak gibi bir şey hatıra gelir mi; Hazır olmayan şeyi en keskin fikir dahi hayata çıkaramaz ve fikrin nefesi kendisine değmedikçe en hazır olan şey dahi hayatı kendiliğinden doğmaz. Sfenks, sorduğu sualin cevabını bilir. Ne çare ki yüreği taştandır, ağzı mühürlü. Cevabı bulacak olan ve bu cevabı bulmakla hem Sfenksi, hem de kendisini kurtaracak olan insandır.

  Türk Sfenksinin sırrını MUSTAFA KEMAL biliyordu. İşte bunun için memleketin ve milletin kurtarıcısı, Türk milli devletinin kurucusu ve Türkiye’de her yeniliğin, her doğup gerçekleşmek istenen şeyin babası olmuştur.”

  Bu ve bunun gibi gerçeğin ta kendisi olan övgülerin binlercesi yapıldı. Esas olan, bizim içimizde yaşamış ama başka milletlerin içinde yaşayıp büyümüş, fikir ve zihin bakımından olgunlaşmış insanların da söyleyerek bir dehanın bir millet için ne büyük bir şans olduğunun da anlaşılması adına çok değerli alıntılar olarak görüyorum.

  Türk Sfenksinin sırrını Mustafa Kemal biliyordu. Ve bu yüzden bitmişlik, bitkinlik ve pes etme aşamasına gelmiş o zavallı, o biçare, o hasta adam görülen çürümüşlük tazelikle büyüdü, gelişti bugünlere geldi.

 Bugünün yöneticileri Türk Sfenksinin yani Türk Milletinin sırrını biliyorlar mı acaba? Hiç sanmam… Ne acılardan, ne yoksulluklardan, ne işsizliklerden haberleri var. Eğer varsa, hangi vicdanlarıyla suskunluğu taşıyorlar bilemiyorum.

 Ülkeyi betonlaştırarak, ülkeyi sadece kara yolu araçlarına, taşeronlara bırakarak ülke huzuru, ülke kalkınması sağlanacaksa böyle bir kalkınmışlığa kargalar bile güler… Vekiller neredeyse 20 Bin TL maaş alırken, asillerin çoğu 700 ile 1000 lirası maaşla geçinme büyücülüğü yapıyorlar. Kim kimi aldatıyor acaba?

  Hâlâ yaşayan çağlar öncesinin filozofu Diogenes der ki;

“ Yaşam bir çeşit oyundur. Kimi bu oyuna yarış için katılır, kimi alış veriş için katılır, yurttaşların seçkinleri de gözlem için katılır. Yaşam böyle bir şeydir işte; kimi aşklarının ve ünlerinin tutsağıdır, kimi aç gözlülüklerini doyurmaya çalışır; filozoflar da tersine, yalnızca doğruya yönelir.

  Türk Milletinin sırlarını yok eden, sırlarını anlamayan, demokrasi, gelişme, hak-adalet palavralarıyla yerle bir edenlerin söyleyeceği çok şeyler var. Biliyorum ve görüyorum ki hepsi birer hatip vazifesi içindeler. Ezberleri söze çevirmede, yoksul, çaresiz ve büyük ödüllere inançlarıyla kavuşmaya adanmış bu halkı tam da burunlarından yakalamışa benziyorlar.

  Milli Bayramların içini boşaltıp yüceltmek, milli şuuru, duyguları ve kurtuluşu içselleştirmek yerine kendi dünya görüşlerini, büyük Amerikan rüyalarıyla bir görüp Arap sevdalılarının büyük rüyaları ne zaman gerçek olacak bilemiyorum. Ama bildiğim bir tek şey var; akıl ile sağduyu ile beslenen, kendi vicdanını ve erdemini elinde tutan, insan olma ile yüce bir insanlık onuru taşıyan her insan, bu ülkeyi, Cumhuriyeti, kendi özgürlükleri, inançları, inançsızlıkları, onurları ve namusları adına yaşatmak zorundadırlar. Sayıları altmışa yaklaşan Arap ve Müslüman ülkelerine biraz bakarak nerede olduğumuzu, bütün garipliğimize, yoksulluğumuza rağmen anlamaya çalışmak, her şeyimizi kaybetmeden önce yerinde bir icat olacaktır…

 Mazhar Osman Atatürk ile görüşme yaptığı bir gün bir ara Atatürk sorar;

“ Osman Bey bu delilik nasıl bir şey?”

 Mazhar Osman şöyle cevap verir;

“Gazi Paşam az çok herkeste bir parça vardır deyince Atatürk;
Ne demek istiyorsun? Bende de mi var?”

 Hoşsohbet ve sözünü esirgemeyen biri olan Mazhar Osman;

“ Ooooo Sizde herkesten daha beteri var. İçeride ve dışarıda dört iklim yedi cihana kafa tutmak akıllı adamın yapacağı iş mi?”

 Atatürk bu lafın üzerine dakikalarca güler. Ya şimdi? Dakikalarca gülen, sorgulayan, düşünen, incelik ve nezaket üreten yöneticilerimiz var mı? Tam aksine saatlerce söven, tehdit eden, özgürlükleri yalnız kendileri için düşünen bir sürü insan bağrışları duyuyoruz.


GÜVEN SERİN


  





2 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

Biraz amiyane kaçacak ama hoşgörüleceğine inanıyorum, sadece, söven tehdit eden değil, kıçı sıkışınca milli bayramda hastaneye; ya da milletin sevgi selinde boğulacağını bildiğinden bilinmeyen ülkelere sığınan insanlar...hüküm sürmekte..
Bunlar mı özgür???

Guven dedi ki...



Zor bir durum,akıl,felsefe,sanat ve vicdanları besleyen merhamet bu diyarı terk etmişe benziyor; sanki büyük insanlık birer taş yontusu haline gelmiş; onlara dokunacak, can verecek, kan verecek, düşünce ve irade verecek zamana adanmışlar gibi birer heykel sessizliğinde bekleşiyorlar, ne hazin...