17 Ekim 2012 Çarşamba

PERA


Kamera; Güven   Pera Müzesi


Kamera; Güven Pera-
Güllü bir kızın portresi


Kamera; Güven Pera Müzesi
Kırmızı etekli bir kız


Kamera; Güven  Pera Müzesi

İki oğlu, bir kızı ile bir kadın portresi

PERA

  Pera deyince akla Beyoğlu, İstiklal Caddesi gelir. Yemek mekanları  müzikli eğlence yerleri, oteller, müzeler, camiler, kiliseler gelir. Pera deyince akla bir başka şey daha gelir; Suna İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi gelir.

  Pera Müzesi özel müzeciliğin öncülerindendir. İstanbul müzeciliğinin öncüleri oldukları gibi Türkiye müzeciliğin lokomotifi konumundadırlar. Pera Müzesi işlev yönünden klasik müze ile modern müze anlayışı içindedir. Burada aradığınız tarihi, sanatı, sinemayı, müziği, dinlenceyi bulacağınız gibi içinizdeki güzelliği, iyiliği de büyütme ve ortaya çıkarma şansına erişe bilirsiniz.

  İstanbul Tekirdağ’a iki saat uzakta olduğu halde Tekirdağ halkımın büyük çoğunluğu için İstanbul; hastaneler, hastalık demektir. Bir kısmı için alış-veriş etme yeri, bir kısmı içinde “yaşamak” anlamına gelen kendi özgürlüklerinin başladığı yerdir de aynı zamanda. Aslında İstanbul her şeydir; bu şehirde şifada bulabilir, aradığınız kendinizi de yakalaya bilirsiniz. Suların kıtalar arası akışını, kuşların muhteşem göçlerini de bu şehrin Karadeniz yakın kesimlerinde izleye bilirsiniz.

  Bu şehri kadına benzetip muhteşem bir sevdayı da büyütüp kocaman bir aşk hikâyesinin yazarı da olabilme ihtimali vardır. Siz, hayallerinize güvenin yeter ki. Hayallerinizi, düşlerinizi gerçeğe dönüştürecek şehir İstanbul şehridir. Sarayburnu’ndan farklı bir düşü gerçeğe davet edersiniz. Kızkulesi’nden Leonardo’ya bir kurtuluş ümidi de olmanız mümkündür. Adalar çam kokularından çok öte yalıların, köşklerin gösteri yaptığı, hiç bitmeyecek fayton seslerinin bilge kılıklı karga sesleriyle buluştuğu yerlerdir.

  İstanbul tercihinizi sağ-salimken yapmanız en iyisi olacaktır. Ne hastalığın şifasını, ne de alış verişin bitmez tutkusunu gerçekleştirmek için; bu şehre kendi hiç huzurunuzu, belki de hiç doymayacak ruhumuzun açlığını bir parça gidermek için gelin. Eminönü balıkçılarının ekmek arası balığını yerken boğaza açılan vapurların seyir seferlerini izleyin. Bir abide olan Galata Kulesi ve taş sokaklarına tanıklık yapan taş binaları seyrederek yokuş yukarı tırmanmanın zevkini yaşayın.

  Cihangir’e uğrayıp büyük usta Orhan Kemal Müzesine soluklanma, bilgilenme ve anma içtenliğinin büyük hatırı adına yapın. Hemen yakınındaki Özkonak Lokantasının altmış yıllık serüvenine, insanları besleyen damak tadı içtenliğine dilinizi değdirin. Yetmişlik delikanlı ile tanışın. Manda yoğurdundan, kazandibi tatlısından yiyerek üzerinize vazifeymiş gibi yemek ve tatlı konularında bilgi sahibi olun.

  İtalyan Hastanesi, Alman Hastanesi ve keskiler,  çekiçlerin usta elleriyle yapılmış taş binaları gölgesinden ilerleyerek İstiklal Caddesine gelin. Her metrede değişen dünyalara bir kez ve ağır ağır tanıklık etmeye çalışın. Akan sele karşı durmanız zor olsa da direnin. Her metreye sıkışmış dünyaları, renkleri, modelleri ve sesleri zamanın ötesinden seyredin.

  Artık başka bir mekan ve biraz dinlenmek derseniz Suna İnan Kıraç Vakfı Müzesine Pera’ya doğru ilerleyin. Galatasaray Lisesini geçip Odakule yanından Pera’ya, taş ile mimarinin sanata dönüşmüş binasına girecek bedeninizi damlayarak, süzülerek sokun içeriye.

 Baştan da söylediğim gibi Pera Müzesi hem klasik anlamda hem de modern müzecilik anlamında kucaklayacaktır sizi. Birkaç ayda bir yenilenen sergilerinin yanında kendi eserlerini sürekli görmeniz mümkündür.

  Sinema salonu, sohbet olanakları, panel günlerinin yanında dünya çapında eserleri de burada bulabilirsiniz. Tam da bu zamanda 13 Ekim tarihi itibariyle yenilenen eserleri resmin, sanatın, düş gücünün, emeğin anlatımını yapıyor.

  Altın Çocuklar Sergisi 16 ve 19. yüzyıldan portrelerle o dönemleri anlatıyor bize. O dönemler hakkındaki inancı, renk anlayışını, giyimi, gelenekleri aktarıyor. Dönemin altın çocuklarını, ileride tarihin önemli birer parçası olacak çocukların en masum halini gördüm. Resimlerin büyük çoğunluğunda ise şaşkınlığımı gizleyemedim.

  Şaşkınlığımın nedeni erkek çocuk portrelerinde erkek çocukların birer kız gibi giyinmiş olmasıydı. Sonradan öğrendim ki bu iş ayrı bir geleneğin parçasıymış. O zaman çocuklar yedi yaşına kadar giyim yönünden kızlardan pek ayrılmazmış. Bu da ayrı bir yaşam anlatımı…

  İkinci sergi ise Yannick Vu ile Ben Jakober’in çalışmalarını yani Flash Back (Geri Dön) isimli sergilerini gezdim. Klasik müziğin yankılandığı temizliğin, dinginliğin ve öğrenimin mutluluk şarkıları çağırdığı Pera Müzesi insan içinin yeşil kalması, pembeyi öldürmemesi için, karaya, sarıya, maviye de evrensel anlamlar yüklemek adına gezilmeli.

  Pera Müzesi eserleriyle, sohbetleriyle, sineması, müziği ile insanın yanında olduğu kadar çay salonuyla da yanınızda. Çayın, kahvenin, pastanın lezzetini denemeyi düşünüyorsanız iki saatlik mesafede olan Pera’ya; klasik ve modern anlayışın doğduğu ve yeşerdiği yere; düşlerin gerçeğe, gerçeğin düşlere aktığı yerlere doğru ilerleyin…

Güven Serin
 

  





2 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

Mekanları bu kadar güzel tasvir edebilen kalem, mutlaka bir kitaba akıtmalı bu hünerli kalemin dilindekilerini sevgili Güven. Anladığım kadarıyla bir İstanbul aşığısın.. Güzelliklerini görmek ... gezmek... meftun olmak için İstanbul güzel gerçekten.. Niye ben hiç sevemedim bilemem!!
Tanıtımın ve muhteşem anlatımın için teşekkürler ..

Guven dedi ki...


Günaydın öğretmenim. Çok teşekkürler size. Mekanları gezmeyi, gezilen yerlerdeki izleri gözlemeyi,dinlemeyi seviyorum. Ama o mekanları bir de Dante, Vergilius ile gezsem daha da mutlu olurdum :)) Sevgi ile...