5 Eylül 2012 Çarşamba

YA TANRI OLMASAYDI

Kamera; Güven Pera Müzesi-İLYA REPİN

Rus resim sanatında en önemlilerden birisi olan
bu resim 1873'de düzenlenen Dünya Sergisinde
büyük ilgi görmüştür.
Repin, halkın yaşamına adayacağı anıtsal bir resim
yapmaya karar vermiştir. Sadece halkın çektiği acıları
değil, aynı zamanda halkın içinde gücü ve direnci de
dile getirmek istiyordu.
1868'de Neva Nehri'ne yaptığı bir gezi sırasında,
sanatçı üstleri başları perişan halde tekne çeken
tıpkı bir hayvan gibi boyunduruluğa vurulmuş
burlakları gördü. Gördüğü manzara karşısında
derin bir dehşete kapıldı.
Resimde Volga kıyısında mavna çeken on bir burlak
görünüyor. Adamların çoğu öne doğru eğilmiş, göğüslerine
dayanan kalın kayışlara abanmışlar. Renk olarak sönük
kahverengi ve yeşil tonları hakimdir. Bu renkler grubun
kendi içinde bütünlüğünü simgeler. 

YA TANRI OLMASAYDI!




 Sonsuz evrenin yaşam sunan gezegeninde kavgası bitmeyen ülkemde bazen düşünüyorum; “ Ya Allah olmasaydı!” diye… Bizim sihirbazlığa benzeyen yaşam gösterimizde, sığındığımız binlerce mazeret adına hep Allahın adını kullanıyoruz. Sanırım sonsuza kadar da öyle devam edecek gibi. Ne olursa olsun ondan beklerken, bir taraftan da bütün nimetlerin merkezi sayılan icatları, yenilikleri akıl dolu insanların yaşadığı memleketlerden bekliyoruz.

 Maliyenin veznesi sıra bekleyen insanlarla doluydu. Sıcak günün sıcak ama huzursuz insanları para vermek için ayrı bir zorluk, para almak için ise çok ayrı bir güçlük yaşıyor. Sanırım zorlukların muhteşem kabalığını seviyoruz biz.

 Maliye çalışanı kadın memur koridordan geçip dışarı çıkmış genç adamın peşinden hem koşuyor hem de ismini söylüyordu. Belli ki telaşı çok, söyleyeceği önemli bir şey var. Bütün kuyruğa girmiş sıcak yüzlü, sıkkın insanlar memur kadının koştuğu tarafa baktı. Kadının seslenişi işe yaramış genç adamı durdurmuştu. Orta yaşlarında olan kadın, çok iş yapmış olacak ki yorgun bakışlı yüzüyle genç adama;

sonuçlar nasıl, sınav sonuçları?” diye sorunca belki de bin kez sorulan bu soru yüzünden genç adam biraz sıkkın da olsa;

“ vallahi pek başarılı değil” sözü ile sorulan soruya memnuniyetiz bir cevap verdi. Meraklı, ilgili, sorumluluk sahibi bir millet olarak tanıdığımız her insanın başarısı için baş vereceğimizden muhakkak sorarız; kimi görsek sorarız;

Nereye gidiyorsun? Elindeki nedir? Maaşın ne kadar? Ne iş yapıyorsun? Sevgilin var mı?”

Yorgun yüzlü memur kadın da bu duygu ile sorusunu sorup cevabın alınca şaşırmış gibi yaptı. Şaşırdı çünkü genç adamın sınavı iyi geçmemişti. Ama yorgun yüzlü memur kadının imdadına bildik sözcük yetişti;

“Allah büyüktür! Enneciğin nasıl? Çok selam söyle” memur kadın büyük özveriyle ve de alışkanlık la söyleyeceğini söyleyip koştuğu avı yakalayamayan avcının yorgun bedeniyle geri döndü.

 Bu tür sorulan ve soruların karşısındaki cevaplar karşısında tekrarlanan duygu ve düşüncelerimiz öyle önemli öyle önemli ki bu tür söylemler olmasa, sürekli yüklendiğimiz, güvendiğimiz Tanrı olmasa bizler ne yapardık acaba?

 On tonluk kamyon yirmi ton yüklemiş inleye inleye gidiyor. Ama çok önemli bir şey var aracında; “Allah Korusun” yazısını başköşeye asmış. Birçok küçük, büyük esnafın dükkân giriş kapısında “karımca duası” asılı. Daha çok iş yapmak ve daha bereketli günler görmek için. Fakat ne hikmetse karımcalar gibi disiplinli ve çalışkan olmayı erdem saymadığımız için batan batana…

 Bu düşünce aklımdan hiç çıkmıyor; “ Ya Allah olmasaydı! “ İşlediğimiz bütün suçlardan, hilebazlıklardan, cinayetlerden, hırsızlıklardan dolayı son anda bile olsa bizi affedecek yüce yaratıcının olması ne büyük bir şanstır. Hiçbir şey bilmiyorsanız kadir gecelerinden birisinde dua okuyup, namaz kılarak bütün suçlarınızdan kurtula bilirsiniz.

 Bütün bunlar varken, insanın suçlu ve kirli bir şekilde bu dünyadan ayrılması mümkün değil gibi görünüyor.

 Çalışmayana, iş yeri ahlakına uymayana “ Allah işini rast getirsin” diyerek bir türlü işleri rast getirememenin sancısı hep çekilecek gibi. Acaba bir gün şu düşünceyi yüce yaratıcının büyük görkemi adına sorduk mu? Allah bu aklı insanlara neden verdi? Kul köle olmak ve aynı zamanda kul köleliğin yaman çelişkilerine düşüp, haram yemek deyip helal yemeyi unutanlardan olmak için mi?

 Dünyanın yarısı açlık, fukaralık peşinde koşarken, dünyanın tümünü doyuracak savaş yatırımları, lüks harcamalar yapılırken, kiliselerin çanların çalması, camilerin ezanlarının okunması biz iyi ve güzel insanları kurtarmaya yetecek mi onu anlamıyorum. Çünkü yaratıcının aklı ile düşünüp sorguluyorum;

“insan aklı ile yetişemediği güzelliklere, kul-kölelik ve kalpazanlık, hilebazlık ile nasıl yetişe bilir?”

Ne hazindir ki açılan camiler, imam hatipler, kuran kursları arttıkça fukaralık, açlık, işsizlik, yetmezlik de artıyor. Burada bir şey eksik dostlarım; bir şey eksik; SAMİMİYET ve DÜRÜSTLÜK eksik…

 Güven Serin

2 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

Hepsini topladığında, eksik olanın ya da hiç olmayanın İNSANLIK olduğunu görürüz sevgili Güven.. Bilirsin, Prag dünyadaki tüm halkı Ateist olan bir ülkedir. Ben gerek kendi fikrim gerekse gidip gören tüm aklına güvendiklerimin fikri olarak, diyebilirim ki, böylesine huzur içinde.. sükûn dolu, tertemiz, gürültüsüz ve de MUTLU insanların yaşadığı ikinci bir şehir görmedim.
Tanrı olmasaydı? sorusuna verilebilecek tek doğru cevap bu olmalı.. Sevgilerimle.

Guven dedi ki...



Teşekkür ederim.