17 Temmuz 2012 Salı

KARŞI KIYI


  Kamera; Güven    Erdek

       Gizemlidir gece gelinen yerler. Sınamak ister sizi,bilinmeyenleriyle.
  Bilmek ve görmeye koşulsuz insan bedeniyle gelmişseniz, tapınağın 
  dehlizlerinden geçer gibi geçersiniz günün içine.




Kamera; Güven     Erdek-Merkez

    Bu diyar Çınar ağaçlarının krallığa kurulduğu yerdir. 
Gölgelerinden yana hiçbir şüpheniz olmasın; varsa bile 
şüphe tohumları, çınarın koyu tohumlarıyla mayalanacak,
şüphe-sizliğin dinginliğine kavuşacaksınız.




  Kamera; Güven   Erdek Cuğra Mevkii.


  Çocuklar severler kumda oyun oynamayı. Oyun oynayan
çocukları da kumun kıyısındaki deniz sever; oyun oynuyorlar diye.



Kamera; Güven Cuğra Erdek-Yücel Otel

Yıldızlı bir yer sevenlere değil, doğa ile iç içe, el ele,
yaşamak ve yaşamdan birkaç günü hatırlanası
bir ömür içinde anmak adına "kalınacak" bir yer.


Kamera; Güven Cuğra Erdek

Narin bedenleri taşıyan ayaklar doğallığın
hatırına yürüyorlardı gün sonu gelecek akşama
doğru. 


Kamera; Güven Cuğra Erdek

Hareket bedenin son nefese kadar en iyi
dostlarından birisidir;tıpkı beynin dostları kitaplar,
sanatlar olduğu gibi.


                            KARŞI KIYI

  Erdek Kasabası Tekirdağ’ın karşı kıyısında, güney ve kuzey rüzgârlarının estiği yerdedir. A bugün, A yarın derken yaş kemale erince uğradım bu diyara.

  Barbaros Kasabası’ndan kalkan gemi güzel deniz Marmara üzerinde suları yara yara ilerledi. Marmara Denizi, her şeyiyle bizim, bize benzettiğimiz denizimiz. Balıklarını tüketip, kıyılarını yağmacı kültürüyle katlettiğimiz efsanelerin uçuştuğu, iç içe geçtiği büyük suyun dalgalandığı büyük çukur… Marmara Denizi, diğer denizler gibi tonlarca ağırlığındaki gemileri, şaşmaz bir mühendislik gereği üzerinde taşırken, elli-yüz kiloluk yüzme bilmeyen, bilip de büyük gösteriye özenenleri ise içe; derinlere çeker.

  Barbaros Erdek arası çalışan gemiler özellikle ağır taşıtları; kamyon ve TIR’ları taşıyorlar. En önemli konukları da şoförler oluyor. Kooperatife bağlı olarak çalışan bu gemiler yılın her mevsimi, her ayı kıyıdan kıyıya, kıyıdan adalara yol alırlar.

  Saat 17.00 da kalkması gereken gemi iki saat gecikmeli olarak 19.00’da kalktı. Rekabetin olmadığı her yerde hizmet aksar, sunulana razı bir kaderin soylu kucağı bizi bekler. Ne hazindir ki bu güzel ülkenin turizm çılgınlığı yaşaması gerekirken, plansızlığın, korkunç gösterişlerin büyük ziyanları-kayıpları yaşanıyor. Sırf bu yüzden, doğalıktan, taştan ve ahşaptan, bizi anlatan ve bize bir lütuf içinde kalmış uygarlıkları sahiplenemeden dolayı, neredeyse bedavaya pazarladığımız güzel ülkemizi; kendi insanımıza ise lüks görmenin gururunu hâla sürdürüyoruz; ne hazin…

  Dört saatlik yolculuk geçmez gibi görünse de denizin bin bir bereketi adına faydaya dönüştü. Çantamda yeterince kitap bulundurmanın huzuru,  kitapseverlerin bildiği, en zor ve sıkkın zamanlarda sarıldığı huzurlardan-dır. Her kitap, kendi dünyasını, kendi uygarlığını sunar bize. Kitaplara düşkünlüğünüz dışsal karmaşalardan arınmaya başladıysa, yazanın yazma amacını, bilgisini-bilgiçliğini, öğretisini, hoyratlığını iyi irdeler; bazı cümlelerin, felsefelerin önünde yerlere kadar eğilirken, bazılarına zımpara atar, yanınızda ruhunuzun deposunda bulunan vernik ve ciladan sürersiniz. Hatta bazı cümlelere biraz patak atmanın keyfini de yaşamınıza katarsınız.

  Gemi yolculuğumun kitaptan başka seçeneği; Tır ve kamyon şoförleri ile sohbet olduğunu anladım. Konuşmaya istekli, anlatacak çok şeyi olan, binlerce öyküye, yaşam karalıklarına-beyazlıklarına tanıklık etmiş şoförler, binlerce ameliyat görmüş doktor kadar soğukkanlı anlatırlar yaşadıkları en sıcak olayları. Mizahın da ustasıdırlar; külhani beyliğin de, masumiyetin de savunucusudurlar.

  Tam bir şoför kılığına bürünmüş insan artık bizden biri değildir. Sesi, seslenişi, büründüğü roller; Hacivat ile Karagöz perdesinde, kim varsa; Tuzsuz Deli Bekir dâhil, hepsinin rolünü en hakiki bıçkın delikanlılar gibi yaparlar. Hayatın tazeliği, güncelliği her an tanıklık yaptıkları günün gösterimi içindedir. Birçok şeyden; hatta her şeydan haberleri vardır aynı zamanda.

  Tekirdağ Erdek arasındaki sularda ilerleyen geminin üst güvertesinde iki bıçkın delikanlı; iki kamyon şoförü ile birlikte koyu ve demli bir muhabbete girdik. Onların anlatacakları çoktu, benim de dinleyecek ve yazacaklarım…

  Şoförlerden İsmail İzmir Selçuk’ta yaşıyor. Lastik tekerlekler üzerinde geçen otuz yıllık ömrün en önemli şikâyeti;
“Biz şoförleri, özelikle kamyon şoförlerini potansiyel suçlu gibi görüyorlar. Bu çok zoruma gidiyor. Hâlbuki olan birçok kazalarda kamyon şoförleri değil, trafiğe yeni çıkan acemi şoförlerin suçu var. Araçlarını hızlı kullanıyorlar. Ve hatalı sollama yüzünden birçok kazaya karışıyorlar.

  Kuş ada’lı şoför İsmail bu büyük şikâyeti, üzerlerine sinen ölüm kokusunu böyle silmek istiyor, tüm samimiyetiyle şoförlüğün inceliklerini, hiçbir şeyi atlamadan anlatmaya çalıştı bana. 

  Kamyon şoförleri bizim halkımızın deli-dolu insanlarıdır. Bizlerin diğer yüzüdür; lafları cilalamadan, yumuşatmadan, doğanın en ciddi hali ve aynı zamanda en saf duruşuyla hemencecik sürerler ortaya.

  Hayat böyledir işte; notalar, sadece müzik aletlerinin tellerinde, tuşlarında değil; yollara çıkmış şoförlerin seslenişlerinde, selamlarında, iyi ile kötü arasında çok hızlı karar verişlerinde; argonun dipsiz kültürüne sığınmaların da da gizlidir.

  Karşı Kıyı, Erdek, trafiğe kapatılmış upuzun kıyısı, saymak ve gezmekle bitmeyecek gibi duran pansiyonları, Motelleri, Otelleriyle deniz ile insanın; kıyı ile mimarinin güzel danslarını yapıyordu. Büyük çınar ağaçları bu bölgenin en gösterişli yeşillikleriydi. Gölgenin demi, sohbetin koyuluğu, aşkların sıcaklığı onlardan soruluyor. Bir kadın süzülüşünde duran palmiyeler, görkemli çınar ağaçlarının gölgesinde kalmış, mimari ve büyük açıklık ile bütünleşemeden, sıradan bir ağaç gibi, kendi mahcup dizilişleriyle renklere apayrı ton katkısını gönüllü bir hışırtı içinde yapıyorlar.

 Göğsümdeki kalp taze kanı, taze bir heyecan içinde devir dâhim yaparken, Erdek, kıyısı kumla, mekânlarla, güzel, heybetli çınar ağaçlarıyla bütünleşmesi de başka atışların varlığını göze, kalbe; kısacası bedenin bütününe gösteriyor; çılgın bir armoni içinde sıcağın yakıcılığına bir adım ötede, serin bir çay-kahve keyfinde düşünce tütsüledim…

 Bir konu anlatımı, kalıcılığı ve inandırıcılığı için ışık, resim, video, tütsü, sesler ne demekse, bir tatil yöresi için, deni, kum, ağaç, güzel yapılar, konukseverlik, nezaket, yeşillik o demek…

  İşte, Erdek; Tekirdağ’ın karşı kıyısı böyle bir yer; bu diyar Artake diyarıdır… Güzel çınar ağaçlarının bölgesi; krallığıdır bu yer…

Güven Serin

  




3 yorum:

Seyyah Gül dedi ki...

verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.sizi izlemeye aldım bende beklerim

Tibetin annesi dedi ki...

ilk fotoğraf çok güzel Güven. böyle bir manzarada tatil ihtiyacındayım bu aralar :))) ne yazık ki bayrama kadar daha tatil yok :(

E S M İ R dedi ki...

Bazen insan, en yakınındaki güzellikleri göremez..-Reklamı bolca yapılan, isim yapmış yerlere akın ederken...-diye yazarken belki de böylesi daha iyi diye düşündüm!..nasılsa araştırmayı seven ve doğallıktan yana olanlar bir şekilde keşfeder..

Ana baba diyarımın ve benim bir dönem çocukluk ve gençliğimin geçtiği güzel şehir Balıkesir'in güzide kentleri; Bandırma - Erdek -Tatlısu ve Kapıdağ yarımadası, Ayvalık, Gönen, Edincik...ve çevresindeki tüm kıyı kentleri ve köyleri hala çok bakirdir!.hem insanı hem doğası ile nispeten o doğallığı koruyabildiği için de güzeldir..

Özlediğimi yeniden hissettim, en kısa zamanda elleri öpülecek ve sıkılacak canlarım ve dostlarım var...Kaleminizden öylesine güzel aktarmışsınız ki Erdek'i..Teşekkür ederim..Esenlikler dilerim..