29 Mayıs 2012 Salı

KORKUYORUM

Kamera; Güven  Topkapı Sarayı 1.Avlu

Korkuyorum, görmeyi görememekten,
duymayı duyamamaktan.
Korkuyorum dokunmayı dokunamamaktan
ve korkuyorum içimizdeki dönencenin
hakkını veremeyip insanca üzülememekten,
korkuyorum...
Kuşlar şarkılar söylüyor, gün solarken.
Gün geceye geçerken çok şeyi anlatır
kâinatın canlı olan canlılarına;
göçü, geceyi, uykuyu, sohbetleri,
müziği,sevişmeyi, insanlaşmayı
anlatır...

KORKUYORUM



 Korkularınızla yüzleşin der psikologlar; yüzleşin ki sizi çektiği uçurumdan kendinizi kurtarmış olasınız.

 Korkuyorum sevgili psikologum; senin de “erkek adam korkar mı?” seslenişinden korkuyorum. Hatta erkek kadın da korkmaz; aynı erkeğin korkusuzluğunu taklit eder.

Korkma evladım; dur bakalım şimdi sayfaları çevirmeden önce seni bir kayıt yapalım.

Kayıt mı; ben kayıtlanmaktan da korkuyorum.

Adın ve soyadın?

Güven Serin

Yaşın?

Kırk altı yaşındayım; ama genç gösteririm evvel Allah.

Yahu bu işin gençlikle ihtiyarlıkla bir alakası yok. Ben seni takip etmek için kayıt etmem lazım.

İşte dedim ya doktorum, ben kayıtlanmaktan, takip edilmekten de korkuyorum.

Şimdi sayfaları geriye doğru çevirelim. Çocukluğuna inelim.

 İnelim doktorcuğum. Çocukluğuma bir inersek çıkamayız gibime geliyor. Haylazların en soylusuydum. Dut ağaçlarının serçe koşu, ormanların bülbülü, Meriç Nehrinin ılgın ağaçları gibi özgür ve doğaldır çocukluğum. Nine ve dede şefkatinin yanında ana, baba, teyze, hala, dayı, amca, yenge, arkadaş, dost yedi sülalenin sevgisi ile büyüdüm.

He anlat bakalım bu sevgi sarmalları içinde korktuğun neler vardı?

 Neler olacak; o zamanda sonsuz gökyüzüne bakar bu sonsuz güzelliğin mimarını, mühendisini, sanatçılarını düşünür düşlerin içinden çıkamaz aklımı yitireceğim diye korkardım.

Nasıl yani?

 Anlatayım doktorcuğum; hani büyük patlama var ya! Evet. Benim asıl merak ettiğim büyük patlamanın öncesi; yani sıfır hacmin de öncesi. Ne vardı, nasıl bu kadar büyük bir enerji çıktı ortaya. Ve insan, bu enerjinin neresinde? Bu kadar acizlik, bu kadar muhtaçlık ve yerçekimini alt edememem, en yakın yıldıza ulaşma şansımızın bugünkü ortamda olanaksız oluşu…

 Yahu biraz yavaş anlat. Bütün bunlardan sana ne? Sen asıl korkuya geç. Seni korkutan asıl meseleye.

 Peki, doktorcuğum seni daha fazla üzmeyeceğim. Zaten üzenler üzüyor seni. Bu ülkede önceleri öğretmen olmak da önemliydi, doktor olmak da. Şimdi, öfkenin kinin, şiddetin merkezinde bulunma görevlileri haline getirildiler.

Yahu sen öğretmeni, doktoru, mimarı bırak da kendine bak be adam! Asıl meseleye gelelim.

 Gelelim elbet gelelim doktorum. Meselem şudur ki azcık ileriye görenler, birazcık vatanperver olanlar ve ben; bu ülkedeki cinayetlerin hatta toplu intiharların daha da artacağına inanıyoruz.  Bu yüzden büyük korkular yaşıyorum. Yarınlara tam olarak güvenememek, beden ve ruh sağlığımızın her an çalınıp yok olacağına dair belirtilerin artması beni öyle korkutuyor ki korkak bir adam haline geldim.

Nasıl yani?

 Doktorcuğum mutlu olmak için mutlu insanlarla birlikte yaşamak lazımdır. Trafik çılgınlığından tutun da, doğanın katledilmesine kadar, eğitimin yaz-boz tahtasına dönüştürülmesine kadar; düşünce denen erdemli şeyin büyük bir düşüncesizlikmiş gibi algılanmasına kadar her şey korkutuyor beni; hatta korkudan öte tırsıyorum; titriyorum…

 Yahu sevgili kardeşim; ilk önce korkunu tanımlayalım diyeceğim ama senin korkunun ne ucu ne kulpu var. Sen kendin için korkmaktan öte başkaları için korkuyorsun. Tam bir karmaşıklık içinde yaşıyorsun. İnsan ilk önce kendini korkulardan arındırmalı ve korkusuzluğun engin denizinde yüzmeli.

Korkusundan arınmış insanlar diğer insanlar için, çevre için kokmazlar mı doktorum?

 Korkarlar elbet ama bu korkularını ilk önce tanımlarlar. Ne yapabilirim? Nereye kadar gidebilirim; elimdeki imkânlarım nedir? Diye sorgulamalar ile aklın öncülüğünde duygularını da mutlu ederek elinden geleni yapmaya çalışır ve huzuru yorularak, düşünerek çaba harcayarak bulabilirler.

Peki, siz böyle mi yapıyorsunuz?

 Evet, böyle yapıyorum. Ülkemin sosyal yapısını, adalet sistemimizi, eğitim durumumuzu, sağlık politikalarını, bölgeler arası büyük kültür farklılıklarını; bin bir çeşit milletin karışarak bir tek millet hüviyeti içinde yaşamaya çalıştığını biliyorum. Buna göre davranış öğretileri geliştirdim.

Peki, bütün bu farklılıklar, adaletsizlikler, zulümler karşısında ne yapıyorsunuz?

 Çok basit; sessizliğimi kültür haline getirdim. Ne kadar sessiz kalırsan o kadar rahat edersin. Etliye, sütlüye karışmıyorum. Suya sabuna dokunmuyorum. Ama illa dokunacaksam, işte su, işte sabun; günde en az yüz kere ellerimi yıkıyorum. Hijyene çok önem veririm; vermek de lazım.

Başka neler yapıyorsunuz?

 Siyasi düşüncemi yok ettim. Böyle bir inancım yoktur. Siyasetçilere, hele iktidar yanlılarına, buyurun ağam-paşam; buyurun hanımım, kraliçem diye sesleniyorum onlar da bana gülümsüyorlar. Ne kadar güzel çözümler bulmuşum değil mi?

Kesinlikle doktorcuğum; senin icatların çok güzel buluşlar ama bunlara buluş dememek lazım!

 Neden? Çünkü bunlar buluş değil! Nasıl yani? Çünkü büyük çoğunluk zaten böyle yaşıyor, böyle davranıyor; etliye, sütlüye dokunmayacaksın. Görmedin, duymadın, bilmiyorsun… Kıçına diken batınca çuvaldız batmışçasına havazın çıktığı kadar bağıracaksın;

SİZ BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUNUZ?” O zaman, ne polis, ne avukat, ne hâkim, ne adına mafya denen kan emiciler dokunur size; gül gibi yaşar gidersiniz…

 Güven Serin

1 yorum:

hasret senfonileri dedi ki...

NE DENEBİLİR... NE YAZILABİLİR SEVGİLİ GÜVEN??? TEKRARLADIM DURDUM HER BİR SATIRI.. DAHA ÇOK KİŞİ OKUSUN DAHA ÇOK İNSAN KENDİSİNİ BULSUN İSTERDİM..
GÜZEL YAZAN KALEMİNİ VE İNCE RUHUNU SEVİYORUM BEN..