16 Mayıs 2012 Çarşamba

GÜL BİRAZ

Kamera; Güven Fransız Kültür Merkezi

Hadi gül biraz; gülümse!
Hop, bir dakika; gülmenin de a:da:bı ve
zamanı var. Daha ölmedik...
Peki ağabey peki; belli daha
ölmemişsin,kemiklerin yerli yerinde
duruyor...

GÜL BİRAZ


 Kulağa çok tuhaf gelen bir sözcük; “gül biraz” Bir rica veya bir emir ile gülünür mü hiç? Belki gülümsenir… O zaman; “gülümse biraz” ricasını tekrarlıyorum.

 Elbette bu ricam yüzlerce sesin koro haline dönüşmesini sağlıyor; “nasıl gülelim?” Yeterince sıkıntı varken; nasıl gülümseyelim? Hoca Nasrettin burada olsaydı vereceği cevap; “sizde haklısınız” derdi. Gülmeyişin, sevmeyişin haklılığı olur mu?

 Sıkıntı varsa çözümü de vardır. Ama nasıl? Çözüm biziz. Biz insancıklar topluluğu… İnsan hep aynı yerde zıplayıp durursa ve zıpladığı yere ikide birde gözyaşı niyetine su dökerse ne olur? Zıpladığı yer bataklığa dönüşür. Bataklık tepinen insanı dibe çekmeyi sever; bu onun en sevdiği şeydir…

 Çalışıp hak aramayı, adalet istemeyi, dünyaya örnek olacak huzurlu ülke halkı olmayı becermediysek ne olacak? Bu bize giydirilen adına kader dedikleri zalimce kabullenişin en hakiki gerçeğidir.

 Gülmeye, gülümsemeye muhtacız… Bizi güldürecek tiyatrolara muhtacız… Bizi düşündürecek sinemalara, resim sergilerine muhtaçlıktan öteyiz…

 Gül Biraz… Dokun, hisset ve önemse kendini… Kas gücünün zavallılığını terk et. Beyne taşı bütün öğretileri. Beynin zarafetine, bilgeliğine, coşkusuna sele kapılan yaprak gibi kapıl. Taşı, ahşabı fark et; yıkmadan, yakmadan var etmenin özentisiz zarafetini tanı ve gülümse…

 Sade kendi başına gelince haykırma; haykıranları, canı yananları duy! İnsan olma bilincini insana yakışır bir şekilde tüm evreni ve o evrende yaşayan canlıları anlayabilme düzeyini sorgula. İnsan olmanın erdemini siyasi düşüncelerden, dini inançlardan, mahalle baskılarından öte taşı…

 Ama bu iş kolay mı? Başlamak, her evin önünün süpürülmesi ile işe başlamak koskoca şehri temiz kılar. Temizliğe hasret ve temizlik savaşı verenlerin savaşı budur işte; başlamak, evinin önünü süpürmek…

 İlkönce yere yakın olmayı öğren; yaşadığın yere ve insanlara. Yüksek bina hırslarını, büyük talanları, sadece kendi sarayını yükseltme hırslarını nazikçe uçurumlardan aşağı bırak. İlk önce yere yakın olmayı öğren; sonra kütüphanelere, müziğe, ilime yakınlaş olabileceğin kadar. Bırak alabildiğini alsın beden; düşünürken gülümsemeyi, gülümserken gülmeyi ve güldürmeyi keşfetsin. Sürekli ağlatmaktan, ağıtlar yaktırmaktan, karalar bağlamaktan çok daha güzeldir gülümseyen, güldüren bedenlerin yaşadığı yerler…

 Bir kadın sağ elini çenesinin altına koymuş gülümsüyor. Müziğe adanmış ve arınmış bir yüzle her türlü kötülükten uzak bir bedenin yüzü ile gülümsüyor. 12 Mayıs tarihinde Sakıp Sabancı müzesinde İstanbul Resitalleri 5. si Simone Dinnerstein’in piyona ya dokunan parmakları, notaların insandan insana ahenkli bir şekilde akması ile gülümsemeye dönüşecek. Sadece 10 TL karşılığında…

 Rüşveti tembelliği, duyarsızlığı, haksızlığı, kabalığı, görgüsüzlüğü değiştiremiyor; değiştirmek istemiyorsak yine de gülümseyin; en azından durumu kurtarırsınız. Kimine göre pişkin bir huzuru, kimine göre deliliği yakalarsınız…

Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin.
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir.
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir Akdeniz olur hadi gülümse.
Tut ki karnım acıktı anneme küstüm.
Tüm şehir bana küstü…
Bir kedim bile yok anlıyor musun?


Hadi gülümse.
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim.
Ama sen başkasın anlıyor musun?
Başkasın…

Gülümsemek başkalaştırır insanı; başkalaşmak ise insanlaştırır…

 Güven Serin

7 yorum:

E S M İ R dedi ki...

Simone Dinnerstein’in piyona ya dokunan parmaklarına geç kalınmış bir tarih nedeniyle tanık olamadım ama!.Güne, Güven'in gülümseten bir yazısı ile merhaba dedim:))

Çisil çisil yağan yağmur kendi kapısının önünü bile süpürmekten acizlere iyilikte bulunurken, miss gibi toprak kokusunu da içime çekip şükrettim doğanın melodisini yakalayabilmiş olduğuma..

Pek çok yanlışa ve haksızlıklara karşın, gülmek bir direnç ve yaşam kılavuzu aynı zamanda!..Hayatı seviyorsanız, farkındaysanız etrafınızda dönen her şeyin!.. ve yaptığınız işe adamışsanız kendinizi.. hele ki önce kendinizden başlamışsanız keşif yolculuğuna!..

gülümsemek, gülerek bakmak hayata güzeldir!..

Teşekkürler, esenlikler dilerim..

Guven dedi ki...

Günaydın Esmir. Simone'yi bende dinleyemedim. Dinlemek isteyenleri biraz heveslendirmek için önceden yazdığım bu yazıda Simone'nin fotoğrafa yansıyan doğal gülüşünden etkilendim. Bir gülüş vardı insanca ve insana yakın...

Esmir, o güzel yağmura huzurunda teşekkürü borç biliyorum. Miskinlerin kurtarıcısı, soylu ülkemin temizleyicisi yağmur ve rüzgara bin kere bin teşekkür ve minnet... :))

Gülmenin, gülümsemenin erdemi ve bu gülümsemeye katılman adına TEŞEKKÜR ederim.

mujde dedi ki...

"gül biraz" yada "hadi gülümse" bana "yanındayım, güven bana durum o kadar kötü değil" gibi bir şeyler çağrışır bende...
Ayrıca şu sözünüzü çok sevdim "Gülümsemek başkalaştırır insanı; başkalaşmak ise insanlaştırır…" evet gerçekten, gülmeyi bilemeyen nasıl bir insandır...

Guven dedi ki...

Merhaba Müjde. Gülümsemek , gülümsemeyi içtenlikle davet etmek evet sizin söylediğiniz gibi; insanın diğer insana olan güvencesini,varlığını,varoluşunu da anlatıyor; güzel tespit.

Gülen insanlar gördüğümde boyunlarına sarılmak istediğim zamanlar çok olmuştur. Yürekten gülenlerin bütün hücrlererini o yüzde görmeniz mümkündür; her samimi,içten gülüş ele bir de sanat, vicdan ile beslendiyse onun önünde eğlinir,boynuna sarılınır. :))

RUZMARINKA dedi ki...

Interesting text. Saygılar

Guven dedi ki...

Ruzmarin laugh always interesting and nutritious. Thank you.

hasret senfonileri dedi ki...

Bazı hayran olduğum duygu ve kalem sahiplerine söylediğimi hatırlıyorum "keşke öğrencim olsaydın" sözünü.. ama çok az insana "keşke öğrencin olsaydım" dedim sevgili Güven.