26 Mart 2012 Pazartesi

YÜZLEŞME

Kamera; Güven  GANOSLAR

Bu küçük çiğdemin insanlık ile yüzleşme
gibi bir derdi yoktur. Tabiata söz verdiği
gibi her bahar; ışığı,ılıklığı ve su damlacıklarını
duyar duymaz kapısını açar ve içeri
buyur eder güzelliklere güzellik katacak
dostlarını.

Kamera; Güven     GANOSLAR

Ganosların yüksek rüzgarlı tepelerinde
yaşayan meşe ağacının da insanlık
ile yüzleşmeye ihtiyacı yoktur.
Zaten rüzgar,soğuk ile seçtiği
yüksek ve zorlu tepede yüzleşiyor o...

Böyle zorlu tepelerde yaşamak zor iştir.
 İnsan denen canlıyı titretir,
 başını döndürür de sonra
insanlığın yüzsüz çukurlarına düşürür.
Burası meşe ağaçlarının krallığıdır.
Bu karallığın tek amacı hayatta kalmak
için toprağa, taşların arasına saldıkları
kökleri ile insanlığa ayrı ve güzel bir
savaşın da olabileceğini anlatmaktır.

YÜZLEŞME



 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in ölümünden yıllar sonra bile kanayan adaletin pıhtılaşmış damlaları vicdanı olan insanların yüzüne damlıyor.

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink gök kubbe altında bütün insanlara sesleniyor;

“ Hrant Dink davası benim, sizin davamız olmaktan çok, yüzleşme davasıdır. Türkiye’nin adaletle olan duruşunu sergileyecek bir davadır.”

 Güzel ülkem, soylu ülke yöneticilerim bugüne kadar ne ile yüzleşebildi ki Hrant Dink’in davası ile yüzleşsin? Hangi vatandaşının, aydınının öldürülmesi adına adaletin korkusuz terazisi evrenin sınırsız gücüne inanarak el uzattı. Terazinin bir kefesi sürekli altta kaldığı sürece evrenin yaşam adına sunduğu bu güzel dünyada mutluluk kendi krallığını yaşata bilir mi? Çok zor! Her geçen gün, koruma, korkma adına güvenlik duvarları büyütülüp, titizlikle başka çözümler aranıyor. Çökmeye, arka kapılardan sızacak kayıp insanların uygarlıklarına teslim olmaya doğru ilerliyorlar.

 Evreni anlamadan önce kendi dünyamızı, hatta ilk önce kendimizi anlamaya çalışmadan, kendi vicdanımız ile gerçek manada yüzleşmeden hangi huzurun bekçisi ve kalıcı mirasın mutlu bırakanı olabiliriz? Miraslarımız el değiştirmeye, yüz yıllarca uğraşıp yücelttiğimiz uygarlıklar çökmeye mahkûmdur! İnanmıyorsanız yerin altında yatan uygarlıkların sayısını, çöküş nedenlerini akıl yolu ile anlamaya çalışınız…

 Biliyorum Rakel Dink’in bağrı yanık! İçindeki destan ağıtlarla yüklü! Ona verecek insanlık ilacım yoktur. Sesim kısık, güvene bildiğim tek gücüm; yazılarımdır.

 Rakel’in dediği gibi yüzleşmek lazım. Artık derin yolculuklarında derin işlerin katledişmiş ölülerine gereken saygı ve bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın gelecekteki onurlarını şimdiden kurtarmak için el ele vermenin adaleti hiç kimseyi kayırmadan yüceltmenin, harekete geçirmenin yolunu bulmak zorundayız. Yoksa bu acıların oluşturduğu büyük enerji, eninde sonunda kendi patlamasını, yağmalarını insanı şaşırtacak bir insanlık yürüyüşü biçiminde yapa bilir!

 Yüzleşme dedi Rakel; acaba şehrimiz Tekirdağ’da onlarca yıl önce takılmış artık düşecek durumda olan tabelalar, klimalar ile yüzleşip bunları kaldırtabilme girişimleri yapıyor muyuz? Yetmeyen caddelerimizi, kaldırımlarımızı, oyun parklarımızı yeterli hale getirme yüzleşmeleri yapabiliyor muyuz? Toplumu denetlemek, toplumu daha iyi vatandaş olma yolunda ilerletecek öncü memurlarımız; maliyecilerimiz, belediyecilerimiz, imamlarımız, öğretmenlerimiz, doktorlarımız, hemşirelerimiz kendi soylu vicdanları ile yüzleşe biliyorlar mı? Yüzleştik mi?

 Nurlu yüzlerin ışığı o kadar kuvvetli ki gözümüzü kamaştırıyor. Sesleri o kadar gür ve ulvi ki kulaklarımızı sağır etmiş durumda. Yüzleşmek nedir? Diye bir sürü sessiz beden işareti görüyorum. Yüzleşmek nedir? Karnın doydu mu, senden de altta, daha altta inleyenler, kaybetmişler varsa; DEĞMEN BENİM GAMLI KEYFİME.

 En iyi yaptığımız yüzleşme, kaybedenleri, mahcup olanları, içeri atılanları görünce, kendi kendimizle yüzleşip; “ oh be, aklını kullanamadı deyyuslar, şimdi çeksinler kendi iplerini” diyerek yapıyoruz. Çekilen ipin diğer ucu bizim ayağımıza, soylu bedenimize ve içi harika bilgilerle dolu olan heybetli başımıza doğru yükseliyor.

 Hükümet Caddesindeki ambulansın sirenleri ortalığı inletiyor. Verdiği mesaj; "her an ölebilecek  hastayı hastaneye yetiştirmem lazım, bir an önce araçlarınızı kenara çekin.”

 Ambulansın sirenleri bunları anlatıyor ama kenarlarda araç dolu. Ve trafik felç durumda! Ambulans sirenleri ile ortalığı inletiyor. Ama bu gerçek ile yüzleşecek tek bir soylu yönetici yok!

 Orta Cami taş mimarisi, yaşlı çam ağaçları ile bu dünyadan göç etmiş insanı uğurlama duaları ile meşgul. Ve bu uğurlama da trafiği aksatan şehir trafiğine, hastaneye yetişecek hastaya çare olacak ve kendi kendimizle yüzleşecek bir uygulama değil.

 Yeni araç alımları heyecanı ile yüzleşirken, yeni yolların, parkların yapılması ile yüzleşmiyoruz. Yeni borçlar, yeni icralar, yeni yıkımlar ve intiharlar ile karşı karşıya gelirken de YÜZLEŞE MİYORUZ.

 Dostlarım, o kadar yüzsüz olduk ki artık yüzümüz yok. Bazen korkuyorum; benim güzel ülkem yüzünü, yüzlerini kaybediyor mu diye!

 Güven Serin













4 yorum:

Arzu Sarıyer dedi ki...

Çok zor dostum çok zor.Söylemek,yazmakla da yüzleşdemek de kolay değil belki .Gerçekle ,acı ile yüzleşmek çok zor.Cesaretimiz yok korkularımız egemen...Yerinde midir bilemem ama ;atalarımız ne demişler "kol kırılır yen içinde kalır" kırık kol neden gösterilmez ki...Kutlarım harika tesbitler ve görseller için.Sevgi ile...

Guven dedi ki...

Arzu öğretmenim hoşgeldin. Zor olan güzel ve kalıcıdır,sözünü bir kültürleştirsek...Düş kurmak, sineye çekmek, sessezliğe gömülmek güzeldir ama Maksim Gorgi der ki;

" Eğer hepimiz yalnız düş kurmayla uğraşsaydık, yaşamın güzel olmasını kim sağlardı."

Sevgiyle...

momentos dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Guven dedi ki...

Merhaba Sezer. Gerçekten de çuvaldıza alışmamış bu nesil, nasıl davranacak ben buna şaşıyorum. Aslında çığlıkları, öfkeleri, küskünlükleri, yanar dağların fokurtularını duymuyoruz dersek yalan olur. Ama nasıl bir uygarlık masalı anlattıysalar, yok ederek şampiyon olduk; "ben kazandım" diye soylu alkışlar bekliyoruz. Daha çok bekleriz....

Uzaya gitme, buluş yapma, ormanları yeşertme, suları kurtarma, diğer canlılara canlı muamelesi yapma; sonra! Her tarafı erkek kokuları ile doldur. Sonra!

Yüce yaratıcıdan şevfkat, merhamet ve zenginlik bekle; ey büyük yaratıcı; sen bilirsin işini; sen bilirsin...

Teşekkür ederim Sezer.