21 Şubat 2012 Salı

YIL 1453

Kamera; Güven Panoroma Müzesi

Çığ gibi insan akıyor, oradan oraya. Deriler, diller,
inançlar değişiyor. Bir tek şey değişmiyor;
insanlığın çığ gibi akması...

Kamera; Güven Panoroma Müzesi

Büyük insanlık gösterisi.Kaybeden mahcup ve yenik.
Kazanan gururlu ve galip. Bir öyle bir böyle;
kazanmanın şerefi büyüktür. Anlatımı da, dinlenmesi
de, seyri de. Asıl olan kaybedişlerin seyrini, dinlencesini
fark etmektir. 25 Nisan Gelibolu, böyle törenlerin
doğduğu zaman ve yer; izlenmeli.


Kamera; Güven Panoroma Müzesi

Seyirci biliyor; Hasan bayrağı kuleye dikecek ve
mutlu bir şekilde ölecek. İnsan, ölümün anlamını ve
neden öldüğünü bilir ve buna inanmışsa, ölüm korkuyu
değil,başarıyı doğuruyor...



YIL 1453


 Bizans’ın sarayları ve halkı surların ardında taştan, ahşaptan, tunçtan, bakırdan ve altından muhteşem bir şehrin gururlanması ile yükseliyor. Estetik, zarafet, mimari ve mühendislik tanrısal bir kutsanma ile ortaya çıkmışa benziyor. Ayasofya bugünkü gibi; milyonlarca duayı göklere taşıyor.

 Minareler henüz yok; ezan sesi duyulmuyor. Şahin top, surların yıkmamış daha. Hasan, bayrağı kalenin en yüksek yerine; kuleye dikmemiş. Ama dikecek, tüm izleyici biliyor…

 Tekirdağ AVM Sinemaları 1453 yılının Mayıs ay’ı gibi; tıklım tıklım… Sinema arkadaşım İlyas Bey. Otuz yıl aradan sonra sanatın sinema dalı ile barışıyor.

 Sinema ile tanışmam 1970’li yıllarda çocukluğumun zamanlarında başladı. Olmasaydı Hüseyin Bey gibi birisi; görmeseydi İstanbul denen bir yerin sinema medeniyetini; sinema ile çok geç tanışırdım. Ahşap sandalyeler düz olmayan zemine bir türlü oturmazdı ama sinema izlerdik. Sade gazozlu leblebili yaz akşamları sinemanın uğultuları, erotik sahneler ile birleşir, insanlaşma yolunda gece gecelere dönüşürdü.

 Tekirdağ AVM’ Sinemasının şık koltukları, seslendirme üstünlüğü, büyük perdesi 1453 yılının Nisan savaşının başladığının haberini verdi. Davullar çalıyor, kılıçlar gelecek adına keskinleşiyor. Toplar dökülüyor, savaş aletleri bir bir takılıyor; en büyük savaşçı bilinen dünya erkeklerine. II Murat öldü; padişahım çok yaşa!

Ben, Sultan Mehmet Han; “benzemem benden önceki sultanlara!” Böyle söyleyecek tarih sahnesine çıkan Sultan Mehmet. Böyle bilinecek; böyle başlayacak yeni bir tarih; yıl 1453’ten sonra…

 Mühendislik, dil, felsefe, savaş, din eğitimi almış hırslı ve bir o kadar bilgili; muhteşem insan sezgileri ile donatılmış bir savaşçı. 12 yaşında ayrıldığı tahta geri dönüyor. Edirne başkent olmuş. Avrupa kıtasına çoktan girmiş ezan sesleri. Çan sesleri ile uyumlular; şimdilik…

 Asıl mesele, dinden öte güç gösterileri oldu hep. Din, dinler muhteşem bir kalkan vazifesi yaptı. İnsan eliyle, insanlığa sunulan en büyük, en kalıcı ve en gösterişli kalkanlar…

 1453 Fethi Filminin seyircisi büyülenmişe benziyor. Ecdadımız Sultan Mehmet Han’ın aldığı yol, izlediği muhteşem yürüyüş; bugünün ezikliği, dağınıklığı, tutarsızlığı adına harika bir gururlanma…

 Sinema adına teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanılmış. Bilime, ilime ne kadar teşekkür edilse azdır. Sanatın önünde eğilir insan. Bir de ilimin önünde. Bir de sevginin sevdası önünde…

 Görsellik; 1453 yılının muhteşem şehri, sarayları; insan eli ile cennete dönüşmüş Bizans seyrine doyum olmayacak bir ışık saçıyor. Bugünün İstanbul’u, o günün İstanbul’u ile karşılaştırılırsa kazandığımıza sevindiğimiz kadar, yok ettiğimize ağlarız…

 1453’ün Kostantinapolis şehrine âşık olmamak elde mi? Elbet, Sultan Mehmet Han’da âşık. Hasan da âşık, Era da âşık. Elbet, Güven de âşık…

 Sanat, ister müzik, tiyatro; ister roman veya sinema ile anlatılsın; eğer esere dönüşmüşse, dokunduğunuzda ruhunuzun kutsanmış insan arınmışlığı hissediyor; bedeniniz payeler ile dolmaya başladıysa, insanlaşıyor, iyi bir şarap gibi ağır ağır damıtılıyorsunuz demektir.

 Bu büyük eser için onlarca şey söylenebilinir. Ben yalnız iki şey söyleyeceğim.

 Birincisi, bir şehir, bir uygarlık ne kadar ileri olursa olsun dışa bağımlı ve içe kapanmışsa; insan aklına zorlayan medeniyet kurmuş olsa da, her tarafı altın ile kaplansa da yıkılmaya, yok olmaya mahkûmdur.

 İkincisi, Bir sultan; dünyanın en büyüğü, en güçlüsü dahi olsa, özü insandır. Babadır! Sevgi onu terk etmemişse, içindeki insanlığı savaşların kanları yıkamadıysa; kazandığı her savaşı aynı zamanda kaybedenlerin vicdanı ve ruhu ile görür. İşte bu yüzden inançlara, mazlumlara el kaldırmaz.

 Yeri göğü inleten: “ Ben Sultan Mehmet Han” diyerek, önceki padişahlara benzemediğini ve benzemeyeceğini tarihe büyük bir lütuf gibi sunan ve tarih yazan Sultan Mehmet; savaşa girerken oğluna sarılır ve “oğlum” kelimesi ile içe, öze, insana döner. Savaşı kazandığında da Ayasofya’ya girdiğinde korkunun halkına, büyük bir şefkat ile yaklaşır. Orada buluna kız çocuğunu kucağına alır ve bir insan; baba, ana gibi kokarak öper.

“Kaderimiz Birdir” der korkmuş panik içinde olan halka; “bundan sonra kaderimiz birdir”

 Uygarlıklar yüksek irade, direnç, sabır, felsefe ile başlar ve doğar. Aynı zamanda, adaletsizlik, bencillik, vicdansızlık, sevgisizlik ile son bulur.

 Bu böyle biline, böyle söylene…

 Güven Serin








4 yorum:

ruhgezgini dedi ki...

Bence Osmanoğullarının bu topraklara girmesinin en güzel neticesidir İstanbul'un fethi. Dünyanın en güzel şehri. Her ne kadar iyi muhafaza edemesek de.Filmi beğendin mi? Ben daha izlemedim de.

Guven dedi ki...

Ben Sultan Mehmet Han,benden önceki padişahlara benzemem!

Evet sinema adına beğendim. İyi iş çıkarılmış. Teknolojinin hileleri ile güzel bir İstanbul manzarası. Muhteşem sarayların maketini bile olsa, gerçeğe yakın görünümde izlemek; aşk acısı çeken aşıkları mutlu ediyor:))

Hamiyet Akan dedi ki...

Ve filmin son sahnesi, o küçük kız çocuğuna olan şevkat işte o an herkes öğreniyor; Türk demek sevgi demek, Türk demek insan demek.

Ah Güven ah yanlış tanıtılıyoruz dünyaya. Keşke böylesine güçlü yapıtlar daha çok yapılsa daha çok Türk'ün gücü, Türk'ün sevgisi aşılansa.

Selamlar arkadaşım.

Guven dedi ki...

Peşin hükümleri yıkmak zordur Hamiyet. Ama imkansız değildir. Bizim soylu yöneticilerimiz sanatın gücüne, turizmin gücüne biraz daha fazla inansaydı çoğu yıkılırdı peşinden verilmiş hükümlerin. Japonya'yı Barış'ın konserini hatırla! İnsanlar insanca yapılanı göze, gönle, ruha hoş geleni ve faydayı görebilir ve yüzyıllardır değişmeyenler değişebilir.

Haklısın sinema sanki yeniden keşfediliyor bu ülkede. İyi şeyler çıkmaya başladı.

Teşekkür ederim Hamiyet.