7 Ocak 2012 Cumartesi

İÇİMİZDEKİ ÖDÜL TÖRENİ

Kamera; Güven    TEKİRDAĞ

 İçimizdeki ödül törenleri olmasaydı,
hiç bitmeyen sıkıntı törenleri, belki de
insanlığı kendi yok oluşuna getirecekti.

İÇİMİZDEKİ ÖDÜL TÖRENİ


 Çölde yaşayan kaktüs sabahın çiğ damlacıklarının ona hayat vereceğini bilir. Eli kalem tutan yazar da kâğıda düşen okuyucu ışığını bilir. Yazar ile okuyucu arasındaki denge, bilinen ticari anlaşmalardan ötedir.

 Çöllerde yaşayan palmiyelerde yağmur bulutlarının ne zaman geleceğini bilir ve ona göre bekler; ölümden çok yaşamı ve yaşamayı… Adanmışlık ve inanmışlık böyledir işte; küçük dereler ırmağa, ırmağın denize hayat verdiği gibi…

 Dünyada var olan tüm canlıların yaradılışlarından ötürü büyük yetenekleri vardır. Bu yeteneklerin birçoğu ortaya çıkmadan, fark edilmeden biter güzel hayatlar. İç içe geçmiş özel yeteneklerin birçoğu zorunlu olmadan kendini göstermez. Gülümsemezler dünyanın her sabah gülümsediği gibi.

 Çingene kadının arkasına takılmış küçük çocuk yaratıcının ona verdiği yetenekleri daha 5 yaşında fark etmişe benziyor. Ağır ağır ilerleyen çingene kadının arkasında bir başka çocuk ve onun peşine takılmış diğer çocuk; onlardan 5–10 metre geriden geliyor. Diğer kadın ve çocuğa yaklaşınca kadın geri dönüp; “ gelme dedim sana, gelme, gelme! Geri dön, geri dön dedim sana!” seslenişi ile onlara yaklaşmış beş yaşlarındaki çocuğu bir süreliğine geri püskürtüyordu.

 Çingene kadının her bağırışında çocuk biraz geriliyor, her gerileyişinde yüzü daha bir çocuk sevimliliği ile bebek yüzü masumluğuna bürünüyordu. Belli ki kadın ile çocuğun arkasına kendiliğinden takılmıştı. Ve onların yanında istenmiyordu. Varsın istemesinler; onun gülücüğü, geri kalışı, ağaçların arkasına saklanışı ve park etmiş araçlar ile sarmaş-dolaş olması var.

 Kadın, peşlerine düşmüş kendi çocuğu olmayan çocuğa “geri dön” diye bağırdığı küçük çocuğu iyi algılasa, onla göz göze gelseydi asla onu dışlayamazdı. Fakat kadın, mutsuz bir günün sabahında ilerliyordu. Belli ki Valiliğe gidiyordu bitmeyen çileler, dertler adına biraz yardım alsın diye.

 Kadının kendi çocuğu da peşlerine takılan diğer çocuk gibi beş yaşlarındaydı. Ama diğer çocuk gibi gülmüyor, oynamıyor, zıplamıyordu. Büyük bir ciddiyet ve zoraki bir istekle annesinin; sesi bile soğuk ve sıtmalı çıkan annesinin peşinde bir asker gibi ilerliyordu. Yaratıcının gizli yetenekleri bu çocukta yoktu. Çünkü yaşaması için, rahatının bozulmaması için yakınında annesi vardı. Fazla emek harcamadan ulaştığı yeme-içme sorunu gideriliyordu.

 İstenmeyen çocuk birkaç kez geri kovalansa da gülüşünden, bebek saflığındaki çekiciliğinden hiçbir şey kaybetmeden onların peşini bırakmadı. Bu yaşta hiçbir anne ve baba bir çocuğu takipsiz bırakmaz. Ama bu çocuk takipsiz ve korumasız bir şekilde yaratıcının özel kanunlarının; bir çocukta ortaya çıkmış hali ile yeryüzünde sergileniyordu.

 Halinden hiç memnun olmayan kadın Valiliğin önüne geldi. Peşinde de bir asker ciddiyetinde küçük çocuğu… Kısa sürecek kış güneşini fırsat bulmuş tanıdık bir kadın taşa oturmuş sigarasını içiyordu. Belli ki oda Valiliğe gelmiş ve işini bitirmişti. Halinden memnun olmayan kadın ona selam verip yanına çöktü. Beş yaşındaki çocuğu da aynı oturuşu yaptı. Peşlerindeki çocuk, vilayetin önündeki açıklığı inanılmaz bir usta asker manevralarıyla gösteriye çevirdi. Onu istemeyen kadın onu görmesin diye, önce çam ağaçlarının arkasına saklandı, sonra da dut ağacının arkasına saklanarak ağır ağır onların yanına yaklaştı. İlk yaptığı iş, onu görmemeleri, görüp de tepki göstermemeleriydi. Sonra, iki kadının rahat ve sakin oluşunu fırsat bilip yanlarına yaklaştı. Çocuk, canlılara verilen gizli yeteneklerinin her birini kullanmıştı. Gülümseme, sevimli bakışlar, geri durmalar, vaziyeti idare etmek için bulduğu her türlü nesne ile oynayarak; büyük bir mesafe gelmiş ve sonunda kadınların yanına sokulmuştu.

 Bir baba olarak ve çevremde yaşayan diğer baba ve anneleri düşünerek hiçbirimizin beş yaşında çocuğumuzu böyle sahipsiz bırakmayacağımızı biliyorum. Korkularımız var; trafik, kaçırılma ve başka yanlış ve kötü olaylar adına.

 Kadın ile diğer çocuğun peşinde koşan beş yaşındaki sahipsiz çocuğun hiçbir korkusu yoktu; kadın ile çocuğun yanına sığınmaktan başka. Ve daha büyümeden tüm hünerlerini ortaya çıkararak yol aldı. Her türlü oyunu, eğlenceyi yaptı. Belki annesi, belki babası yoktu. Tek teselli kaynağım; onun geldiği mahallede çocukların birçoğu böyle büyüyor oluşuydu. Düşe kalka ve çarçabuk… Daha beş yaşında keman, klarnet, darbuka ile tanışıyorlar. Daha beş yaşında yalınayak ve üstleri açık; koşmaya, düşmeye ve yetişmeye; aynı zamanda yaratıcının gizli yeteneklerini keşfetmeye başlıyorlar.

 Koruyuculuk, yetişkinlik; anne ve babalık yapmak güzel bir iş! Ne kadar sağlıklı, eğitimli, neşeli çocuklar yetiştirirsek o kadar sağlıklı ve huzurlu toplumlar meydana getireceğimiz de doğru! Ama bir doğru daha var ki; çocukların hayat denen uçsuz bucaksız harika dünyada, her türlü olaya karşı önlem alacak, düştüklerinde kendilerinin da kalkacağını bilecekleri savunma sistemleri birazda çocukça yaşamaları sayesinde ortaya çıkıyor.

 Biraz çocukça, düşmeliler, üşümeliler, kaybetmeliler: soğuk-sıcağı, açlığı, zalimliği anlamalılar. O zaman, tokluğun, sevginin, kazanmanın, yeşilin, temizliğin de anlamını bilmeleri daha anlamlı ve kalıcı olur.

 Güven Serin




6 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Tüm canlılar hayatta kalmaları için gereksinmeleri olan yeteneklerle donatılmış olarak doğuyorlar ama bu yeti nedense çok da adil olarak paylaştırılmamış. Belli dönemlerde korunmaya muhtaçlık her canlı türünde var, bazı canlılarda daha da fazla var. Korunan ve güçlü olan hayatta kalıyor. Diğerleri doğal selektion olayında şansını yitiriyor. Bir biolog gibi yorumladım ama gerçek bu. Öykü güzel. Ders çıkarabilene yaşamın her kesiti anlamlı aslında, öyle değil mi?

Guven dedi ki...

Merhaba İsmet. Evet, yaşamın her kesiti anlamlı. Bu anlamları anlaşılır hale getirmek de, insanın anladıkları oranında sonsuza uzanan çoklukta. Kapalı bir ruhun ve bedenin kişisiyse belki de sadece iç döngünün ellerine teslim olarak kabul edecektir ona sunulan yaşamı. Seçenekler zincirini görmüş, anlamış birisiyse; mizik, resim, spor, felsefe, tarih, zanaat,deniz, kuş, orman, dağ, tepe, masal, şiir; sonsuza uzanan kurtuluşun adı olacaktır şanssız bile sayılsa o şanslı insan için.

Dalgaları Aşmak dedi ki...

Ne fazla korumacı ne de ihmalkar olmak...Dozu tutturmak gerek.Yine de benim çocukluk dönemim daha şanslıydı diye düşünmeden edemiyorum.Çocuklar artık sokak oyunlarını bilmiyor ne yazık ki.

Guven dedi ki...

Merhaba Dalgaları Aşmak. Kesinlikle; kendi doğallığımız ile en güzel oyunları oynadığımız gibi en güzel oyunları da ürettik. Elbet, ne korumacı, ne de ihmalkar...

Teşekkür ediyorum.

ΣΤΡΑΤΗΣ ΠΑΡΕΛΗΣ dedi ki...

Yunanistan dostu selamlar!

Guven dedi ki...

Ege'nin güzel insanlarına selam olsun. Yanık türküleri, hikayeleri, masalları ve dostlukları unutmayan tüm insanlara...