19 Ekim 2011 Çarşamba

KÖR KAMİL İLE KÖSTEBEK

Kamera; Tamer Kaptan
Kör Kamil bilgi bir arkadaş. Sessiz durduğuna
bakmayın sakın; az konuşur öz konuşur.
Birde sessiz sessiz gülümsemesi yok mu:))

Kamera; Tamer Kaptan

KÖR KAMİL İLE KÖSTEBEK



 Kör Kamil Yunus’un bahçesinde bulunan ve kimselere zararı olmayan bir korkuluğun ismidir. Köstebek de Yunus’un bahçesinde, yerin altında yaşayan bir küçük hayvandır. Ne hikmetse köstebek günlük nafakasını ararken toprağın altındaki korkuluğun ayaklarına rastlamış ve ismi Kör Kamil olan korkulukla sohbete başlamış. Sohbetlerin devamı geldikçe korkuluk ile köstebek arkadaş olmuşlar.

 Bir sonbahar günü yağmurdan sonra kışın habercisi yağmurlar ve kızıla dönüşen yaprakların arttığı zamanda köstebek korkuluğun yanına gelmiş. Toprağın altından korkuluğa seslenmiş; “ Dertliyim arkadaş çok dertliyim” Kendine hiçbir şeyi dert etmeyen ama her şeyden haberi olan korkuluk merak etmiş; “ ne oldu arkadaş, neyin var. Ekmek elden, su gölden; şurada mutlu ve huzurlu yaşayıp gidiyoruz, ne oldu?”

 Ne olmadı ki? Bir köstebek lafı tutturdular gidiyorlar. Köstebek kimse çıksın ortaya! Köstebek sensin! Yok, ben değilim odur! Hayır, sensin. Hayır, ben değilim odur; elimizde kapı gibi belgeler var. İnsanların kendi işlerinde, kendi olaylarında biz hayvanları kullanmaları canıma tak etti arkadaş. Asıl köstebek benim. Biz köstebekler zaten toprağın altında yaşıyoruz ve tamımı ile doğamıza uygun yaşarız. Neden bizim adlarımız ile uğraşıyorlar ve bizleri kendi kötü yakıştırmalarına uygun görüyorlar; neden?

 Köstebeğin ağlanmasını, köstebek yakıştırmalarına içlenmesinin anlatımlarını dinleyen Kör Kamil (korkuluk) kıs kıs gülmeye başladı. O ana kadar oldukça sessiz olan Kör Kamil köstebeğin lafları sayesinde insan gibi gülümsüyordu. Korkuluk arkadaşı köstebeğin oldukça üzüldüğünü bildiği için gülüşün kısa kesip tekrar sözü eline aldı;

“ Yahu köstebek arkadaş üzüldüğün şeye bak; buna da üzülmeye değer mi? İnsanların yaptığı en kolay şey budur. Hayvanlar onların en yakın sığındıkları canlılardır. Hayvanların etlerinden, sütlerinden, postlarından, güçlerinden faydalandıkları gibi onların isimlerinden de faydalanırlar.”

 Ya yılanın başına gelenlere ne demeli? Yılanların şikâyetleri yıllardır sürüyor. İnsanlar, işlerine geldi mi yılan-çıyan gibi birisin, işlerine geldi mi; yılan gibi çevik ve kayıp gidiyorsun, demezler mi? Doğanın güzel, çevik ve akılı olan hayvanlarından ayı ne yapsın! Ayı’nın başına gelmedik kalmamıştır. Hamamda nasıl bayılırlardan tutun da nasıl göbek atarlar eziyetleri ile yıllardır burunlarına geçirilen zincirlerle dolaştırılmışlardır. Dünyanın en akıllı hayvanlarından birisi olan karga, en aptal hayvan olarak anılmadı mı; anılmıyor mu?

 Bizim her şeyden haberi olan korkuluğun teskin edici sözleri, köstebeği biraz olsun rahatlatmıştı. Yağmurdan sonra yumuşak toprak ve toprağın üstünde Yunus’un toplamadığı bir sürü bitkinin lezzetli yumrularının çokluğu güzel bir günün habercisiydi.

 Kör Kamil ile Köstebek yaz ayını birlikte geçirmişlerdi; şimdi de kış ayına doğru birlikte sohbet edip yaşlı çınarların yaprak dökme şölenlerine birlikte tanıklık edecekler. Köstebek çınarların yere düşen yapraklarını görmese de Kör Kamil öyle bir anlatıyor ki; önce yeşile, sonra kızıla ve daha sonra sarıya dönüşen yaprakların bir kuğu gibi yere inişlerini, oradan da toprağa karışıp hayat katışlarını ballandıra ballandıra anlatıyor. Ya, yandan geçen derenin buz gibi suyunu, kışın yatağına sığmayarak coşmasını; öyle bir anlatıyor ki yeraltında yaşamaktan memnun olan köstebek neredeyse yer üstü hayvan yaşamına özenecek duruma geliyor.

 Köstebek var mı yok mu? Sanırım önü arkası kesilmeyecek tartışmaların yaratacağı olayları, sinema ve tiyatroları kıskandıracak gösterilere dönüşecek gibi. Televizyon programlarının akil adamları ve kadınları şimdiden yerlerini aldılar.

CHP’nin genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun dosya elimizde köstebek Beşir Atalay’dır demesi tozu-dumanı birbirine kattı.

Arena’nın büyük seyircisi ve onların çokbilmiş temsilcileri yerlerini aldılar. Turgut Özal’ın gözdelerinden, devrin bakanlarından Hasan Celal Güzel her zamanki gibi güçlünün tarafında ve bilgece konuşmaya başladı;

“ Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tek şey çamur atmak. Çamur at izi kalsın. Bugüne kadar hiçbir iddiası doğru çıkmadı. Beşir Atalay’ı çok iyi tanıyorum. Böyle bir şey yapmış olamaz. İspatlansın bende CHP’ye geçeceğim. O kadar tanıyorum onu. “

Bir başka televizyon programında söz alan genç eleştirmenler; “ Bunlar böyledir işte; bunların yaptığı tek şey çamur atmak, ortalığı karıştırmak.”

Bunlar dediği sol siyaset, CHP yöneticileri ve o partiye oy veren milyonlarca insan…

 Eski bakanlardan Fikri Sağlar soğukkanlılığını elden bırakmadan ortaya konuşup bekleyelim görelim, Kılıçdaroğlu gibi genel başkan konumunda birisi içi boş bir dosyayı göstermemesi lazım. Eğer ciddi delilleri varsa ortaya koyar, yoksa gereğini yapması lazım. Almanlar Deniz Feneri için YÜZYILIN YOLSUZLUĞU diyor.

Hasan Celal Güzel ise; bu kadar abartılacak yolsuzluk değildir. Bu çok küçük bir olaydır, büyütmeye ne gerek var.

 Anlaşılan o ki, bizim ülkemizde yol ve yolcu kendi hikâyesini yazarken, yolsuzluklar da kendi hikâyelerini yazmaya devam edecek. Endişem odur ki yolsuzluk artık bir yaşam biçimi, gerekli bir kültürmüş gibi neredeyse başköşeye oturtulacak…

Güven Serin






2 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Geçmiş olsun!!Yolsuzluk artık bir yaşam biçimi oldu. Gerekli bir kültürmüş gibi başköşeye oturalı da epeyce oldu. Bunu sindiremeyen namuslu insanlar ise maddi manevi her türlü acıyı çekmekte.

Guven dedi ki...

Teşekkür ederim; hem de soylu yolsuzluklar! Otursun bakalım bu seferde başköşeye yolsuzluklar otursun; bu zamanın da kralı onlar olsun; tarih, taş, toprak ve yaşlı ağaçlırın dilinden biraz anlasaydık; o başköşede oturmanın ne büyük sancılar getireceğini, nasıl bir soylu rezillik oluşturacağını da anlardık:))

Namuslu insanlar tabiata, felsefeye, sanata, tarihie sığınmalı; ödül büyük olacaktır inan bana; acılar bile büyük bir şifa verecektir namusu, erdemi içselleştirmiş insanlara.