16 Temmuz 2011 Cumartesi

HAYTALIĞIN KEYFİ

TEKİRDAĞ
Haytalığın en güzel yanlarından birisi de
ağaç tepesine çıkıp meyve yemektir. Şimdi kiraz
yeme zamanı:))

ANTALYA
Haytalar, sık sık günlük hayatın içinden başka
hayatlara bakar gibi yaparlar.Hem var hem de
yok gibidirler:)) Metre, kilo, ağalık, beylik uzaktır
onların sığıdaki arayışlarının derin düşüncelerinde


Kamera; Güven- Antalya
Haytalar bazen de geceye, gecenin içinden
evrene bakarlar; zakkum çiçeklerinin,çitlembik
ağacının yanından...


ANTALYA
Haytalık başka şey canım:)) Dağ, tepe, vadi,yayla,
mağara, arkeloji derler demesine de keyif çatıp
serinliğin keyfine de doyamazlar...

HAYTALIĞIN KEYFİ



 İlah ki keyif alacak bir mazeret istiyorsanız seçenek çoktur. Koyu bir çam ağacı gölgesinde ülke kurtarma sohbetlerinden tutun da, dalgaların incecik kumları yaladığı Mehmet’in Yerinde soğuk bir bardak biraya-rakıya kadar bir sürü haytalık sanatı vardır.

 Tabi ki sözüm hak etmiş kahramanlara, gecesini gündüzüne katıp ve dinlenceyi hak getirenlere değildir. Nerede o eski âlemler, nerede o eski komşuluklar-dostlar demek yerine bu zamanın kendi kültürünü; gelecek zamanlarda keyifle anılacak yaşanmışlıkları da yine biz-siz oluşturabiliriz.

 Bu yazımın konusu olan “haytalık keyfi” benim yata, yata 1000’ci yazıya ulaşmamın da hatırlatma şımarıklığıdır aynı zamanda. Hani, dile kolay, tam tamına bin yazı yazmışım; “vay be” ne büyük adammışım, ödülü hak ettim de demeyeceğim. Ama bugün için mütevazılığın en ince dalına da tutunup hiçbir şey yazmamışım gibi de yapmayacağım. Sizin anlayacağınız, bu çalışmamda değerli okuyucunun mizah anlayışına sığınıp bir güzel şımarıklık, haytalık yapacağım.

Bir kere 1000 adet yazının nasıl bir haytalık içinde gerçekleştiğini, beş yıl önce başlayan bu serüvenin meslek haline gelmese de benim için düzenli bir iş ciddiyeti ile bütünleşmiş bir yolculuk olduğunun altını çiziyorum.

 Tekirdağ şehrine geldiğim günden bugüne kadar mutlu olduğum en güzel anlar; yazı ile bütünleşip Habertrak gazetesinin Sığdaki Derinlikler köşesinde seslendiğim zamanlara denk gelir.

 Düşündüm de ortalama bir yazı için en somut bir şekilde yaklaşık 2 saatlik bir zaman harcadığımı hesap edersem; yaklaşık 2000 saatlik bir iş gücü yaratmışım. Bu da 5 yıllık yazı yaşamımda yaklaşık 83 günlük geceli gündüzlü çalışma bütünlüğü demektir. Bazen sorarlar; yaşamın sonuna gelmiş bir insana; “hayattan ne anladın” diye! Hiç şey… Geldik, gidiyoruz… Uğraş vermemiş, sevmemiş, üzülmemiş, zirvelerin soğuğunu, yelini bedeninde gezdirmemiş insanların söyleyeceği laf genelde böyledir.

 Bazen de hayatın her hücresine yapışmış bir insana sorarsınız; “hayattan ne anladınız” diye! Çok şey der… Anlatsam bir sürü roman çıkar, der. Soğuğunda, sıcağında, kazanmanın da, kaybetmenin de anıları, maceraları çıkar ortaya; kişi anlattıkça; dalga dalga sarar sizi güneyin bir kadın titizliğindeki esintisi…

 Beş yıllık yazı yolculuğunda yani yaklaşık 1800 günü ve geceyi tüketirken 83 gün ve geceyi yazılarıma ayırmışım. Gördüğünüz gibi matematik bilmenin ayrıcalığı budur işte! Matematik dedim de, ilk matematik öğretmenin Mustafa Ayhan, bu kadar toplama, çarpma işlemini yaptığımı görse; benle övünürdü. İpsala Lisesindeki hayta Güven; en arka sıraların temiz giyimli çocuğu; matematiği de anlamış; vay be, derdi. Mustafa öğretmen ile birbirini tanımayan iki insan gibi karşılaşıyoruz bazen. Belki de hiçbir anımızın gün ışığına çıkmaması, birbirimize anlatacak bir şeylerin olmayışıdır bizi yan yana getiremeyen çekim kuvvetinin eksikliği…

 İpsala’da maya tutan haytalığım, Tekirdağ’da olgunluk devri ile arka sıralardan ön sıralara gelmeye başladı. Artık matematik öğretmenim Zafer Tarım’a göre iyi denecek bir öğrenciydim. Edebiyat öğretmenim Adnan Filoğlu’ya göre de öyle… Coğrafya öğretmenim Ahmet Başar’a göre de öyle… Sizin anlayacağınız haytalığımı İpsala’nın bereketli ovalarında belki başka bir zamana dönerim diye bırakıp, Tekirdağ tepelerinde, yosun kokularında, martı çığlıklarında biraz da olsa efendiliğe dönüştürmeye çalıştım.

 Siz siz olun, sırf efendi olacağım diye de hayatın o güzel şımarıklıklarını, haytalıklarını da bir kez olsun yaşamadan bu dünyadan gitmeyin. Yaşınız kaç olursa olsun; uçurtma uçurun. Yalın ayak, toprağın, çimenlerin üzerinde saatlerce dolaşın. Konmuşun bahçesinden adı hırsızlık olmayan; ödünç alma diye bilinen ayva koparın; gizlice… Armudu, inciri, kirazı, eriği, dutu; bir de ağacın üzerine çıkıp yeğin.

 Şimdi, kırlarda uçurtma uçurmuyorum. Yağlı ekmeğimi hem yerken oyun oynamıyorum. Renkli misketleri geçim kaynağı yapmayalı çok oldu Gece saklambaçları, gece çelikleri, voleybol, yakar top, oyunları haytalık zamanında kalmış olabilir ama insan denen canlı kendi haytalığını isterse istediği yaşta yeniden ve yepyeni uğraşlarla çıkarıyor ortaya.

 Şimdi, satrancın felsefesine sığınarak haytalık yapıyoruz. Ganos Dağlarının tepelerine, yaylalarına, vadilerine inip, çıkarak haytalığı keşfediyoruz. Sokakta, caddede, parkta, kahvede, otobüste yazılarıma konu olacak konuların içine dalıp, masalımsı bir takip-dinleme şaşkınlığı içinde haytalık yapıyorum.

 Sözün kısası dostlar; birinci yazıdan çıktım yola şimdi bininci yazı ile devam ediyorum. Daha yazıyor musun, kaç para kazanıyorsun, çok uzun yazıyorsun, çok ağar anlatıyorsun, yazmalısın, yazılarını saklayıp torunlarıma da okutacağım diyenlerden tutup; bu şehirli olup olmadığım sorgulandı; kimi hoyratça, kimi nazikçe… Ve ben, gündüzden geceye, geceden gündüze akarken; ne birileri istedi diye, ne büyük kazançlar içinde olup, köşeyi dönerim düşüncesi ile çıktım bu yola.

 Birinci yazıda da kala bilirdim, yüzüncü yazıda da. Şimdi bininci yazıda yol alıyorum; biri de bir, yüzü de, bini de diyemediğim için; bugün, bininci yazıda tıpkı yaşlı dut ağacımıza konmuş sığırcık kuşları gibi haytalık yapıyorum…

 Henüz vakit varken, yakaladığınız fırsatlarda, eşe-dosta zarar vermeden haytalık yapmaya bakın. Haytalığı bilinenden öte geçirip, şirin ve sevimli ve aynı zamanda üretir hale dönüştürüp Türk Dil Kurumunu şaşırtalım! Haytalık bu; ne yapacağı belli olmaz…

Güven Serin







10 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Öncelikle 1000. yazı için kutluyorum, bu keyifli yazı için de...

Daha nice yazılar, paylaşımlar!

Guven dedi ki...

Hoşgeldiniz. Teşekkürler ediyorum...

RuZMARINKA dedi ki...

Mehaba Guven :))

Guven dedi ki...

Merhaba; hoşgeldin;selam ola...

Arzu Sarıyer dedi ki...

Selamlar Güven;Sözlülükler ne derse desin "hayta"lık güzel şey sevgili dostum...Rıfat Ilgaz'ın Hababam sınıfı sevdirdi haytalığı bir zamanlar.Yazını gülümseyerek okurken geçmişe baktım; hayta dediğim öğrencilerime baktım,, sevgiyle gülümsedim ...Kutluyorum bininci yazını,nice bininci yazılara imza atmanı dilerim...Bininci yazıda güzel haytalıklarına konu etmen çok hoş,nice nice diyorum...selam ve sevgiler...

Guven dedi ki...

Hoşgeldin Arzu öğretmenim. Bu çalışmamın öğrencilerinizi hatırlatması sanırım hoş anıları da beraberinde getirdi size.Ne güzel...

Çok teşekkürler ediyorum; haytalık güzel bir şey; sanırım son ana kadar bir yerde saklanası bir özellik:))

Mehpare ÖĞÜT dedi ki...

Güven Bey,
Öncelikle ben de biraz gecikmeli de olsa 1000. yazınızdan dolayı kutluyorum sizi...Sizi takip etmek çok keyifli benim için. Siz dağ,tepe,dere demeden gezip dolaşırken ve bir de bunları bizlerle paylaşırken düşünüyorum da iyi bir blog kullanıcısı olmak sizin gibi güzel paylaşımlara zaman ayırıp yer veren ve paylaşanlar için haytalık hak diyorum... Olsun o kadar bence de.. Hakkınızdır elbette. Bizler yaşadığımız şehirlerde henüz tatile çıkamayanlar olarakta biraz hasedimizden de çatlamıyor değiliz hani. En azından ben öyleyim :) Şaka bir yana, sizi takip etmek için geniş zaman ayırıyorum ve biliyorum her zaman yorum yazamasam bile yazdıklarınızı okumaktan ve fotoğraflarınızı izlemekten çok çok büyük keyif alıyorum. Herşey için çok teşekkürler ediyorum... Dostça kalmanız dileklerimle....

Guven dedi ki...

Merhaba Mehpare Hanım. Çok naziksiniz... Emeğinize,blog dünyasına yapmış olduğunuz katkılara öteden beri imrenerek baktım. Bir gelip, bir görünmeyenleri hiç anlamadığım için, bloğa sürekli katkı yapmak isteyenleri, yapmaya çalışanları içsel bir inanmışlıkla alkışlıyorum...

Dostluğunuza,desteklerinize,ilginize teşekkürü borç biliyorum...

A.Kadir Bekçi dedi ki...

Tebrikler arkadaşım.Haytalığa devam.

Guven dedi ki...

Merhaba Kadir Hocam. Teşekkürler size:))