29 Haziran 2011 Çarşamba

KARANFİLLER ÇİÇEK AÇTI

İ
Kamera; Güven  - Karanfiller
Geçmiş ile gelecek arasında muhteşem bir
köprü gibi dururlar.
KARANFİLLER ÇİÇEK AÇTI



 İnsanın geçmişi ile ödenemeyecek hesapları vardır. Geçmiş, bugüne çok önemli katkılar yaparak hafızalara kazınır. İnsanı insanlaştıran ve farklı kılan da hatıralarının oluşu, bazı yaşanmışlıkları unutmamasıdır. Hiç hatırlamasaydık, her öğrenileni unutmak gibi sorunumuz olsaydı, geçmişimiz de olmazdı. Varken, yok sayılırdı…

 Israrla arayıp da Hamide Hanım sayesinde bulduğum karanfiller çiçek açtı. Ninelerimizin, annelerimizin o güzel karanfilleri. Bildiğimiz ticaret malı olan karanfillerden değil elbet! Kerpiç evlerin, toprak testilerin, gaz lambaların olduğu zamanların en doğal çiçeklerinden birisidir karanfil.

 Önce, zambaklar, Sümbüller, erguvanlar, güller, yaseminler, menekşeler açar. Ve sonra, bir assolist gibi sahneye karanfil çıkar. Kırmızı, pembe ve beyazını tanıdık çocukluğumuzun çiçek saksılarında. Kireç kokan evlerin sundurmalarındaki asılı duran saksılarda karanfiller olurdu. Yeşil ve uzun saplarından aşağı sarkan karanfillerin çiçekleri gösterişli renklerine, alımlı duruşlarına ve muhteşem kokularına bürünürler. Hangi çiçeği kokarsanız kokun birkaç kez elinize aldınız mı, ona doyamadan birkaç koklayışın vedasını yaparsınız.

 Karanfil dalından koparıldıktan sonra da yaşamaya, koku salmaya, endamlı duruşu ile bir kadın gibi alımlı bir şekilde yanınızda kalmaya devam eder. Onu ne kadar koklarsanız koklayın, incindim, yoruldum demez size. Mutlu eder, ağır kadın gibi sarmalar ve genç bir sevgili gibi şehvetin gizli köşesine davet eder sizi.

 Bir arkadaşı aradım ve karanfiller çiçek açtı, dedim. Gülümsedi telefonun ucundaki ses. Aynı karanfil gibi ağır ve kendinden emin, yaşamdan zevk aldığı, yaşamı başkaları istediği için değil kendi seçtiği için mutlu olan birinin iç çekişi ile “karanfiller bizim geçmişimiz, her şeyimiz” dedi…

 Sen en çok hangisini seversin? Kadife kırmızısını. Peki, karanfillerin geldiği, yetiştiği zamanlarda insanlar cahilliklerini, parasızlıklarını, teknolojik yoksunluklarını nasıl anlatırlardı? Mahcubiyet içinde ama alın terlerini de akıtarak. Kitaptan yoksun olabilirlerdi ama öğretmenden, öğretilerden, felsefelerden yoksun değillerdi.

 Ya şimdi; insanlar okumuş ve aydın ve zengin olmakla övünüyorlar; sence nasıl bir durum bu? Zor bir soru ama bence hastalıklı bir durum. Karanfillerin duruşu gibi gerçekçi ve sağlam değil. Aynı insan bir gün yoksulluk acıları içinde isyan ederken, bir gün sonra almış olduğu ev ve araba ile övünüp çalım satıyor. Karanfiller öyle mi? Kokuları hep bildik kokular; yüzyıllar öncesinin kokuları ve duruşları.

 Bir başka arkadaşımı arayıp, karanfiller çiçek açtı, gördün mü dedim! Nerede, nerede o eski karanfiller kalmadı ki, dedi. Ararsan bulursun, bu kadar tüketir, bu kadar unutur, bu kadar da gereksiz seversek; ne karanfil kalır, ne aşk, ne romantizm…

 Senin için ne ifade ederdi çocukluğumuzun pembe, beyaz, kırmızı ve buğulu kokulu karanfilleri? Çok şey! Ama ilkönce sevgili; sevgiliyi hatırlatır o masum karanfiller. Bir de bahçemizdeki sümbülleri, erguvanları, gülleri, zambakları…

 Bu yazıyı kaleme alırken teknolojinin nimetlerinden faydalanıp internette bulunan dostlarıma da; karanfiller çiçek açtı, ne düşünüyorsunuz sorusunu epeyce tekrarladım. Karanfili, kokusunu, endamını, dayanıklılığını, güzelliğini hiç kimse unutmamış. Orta yaşta olan herkesin geçmişi aynı zamanda karanfil! Yaşlı olan o güzel ve dingin insanların da geçmişi ile geleceği sanki. Çünkü bugün karanfiller hâla yok olmadıysa, geçmişin o güzel kokularını, duruşlarını yaşatıyorlarsa yaşlılarımızın evlerinde, küçücük balkonlarında karanfillerin çiçek açışlarını izleme meraklarındandır…

 Karanfiller çiçek açtı; kim bilir kaç yüzyıldır açtıkları gibi. Karanfiller muhtemelen insanoğlundan çok önceleri de çiçek açıyordu; dağların yamaçlarında, yaylalarında, vadilerinde. Gezdiğim dağlarda yaban karanfillerine hep rastlarım…

 Karanfiller insanın elleri, ayakları ve beyni ile oluşturduğu bütün çağları gördü ve tanıklık etti. Komşulukları, tuz, gaz ve yağ için birbirine olan muhtaçlıkları gördü. Göçleri, açlıkları, kıtlıkları gördü. Kara sevdaları, nasırlı elleri, taptaze tereyağı kokularını, ekmeğin buğday halini, fırın kokusunu gördüler. Sevgilinin mendiline, mektuplarına şahit oldular. Sonra, taze gelinlerin kınalı ellerine baktılar. Kadının süt veren göğüslerine, sütü içen bebek kadar, yakındılar hep…

 Uzun savaşlar çok kısa barışlar gördüler. Adı ilk, orta, karanlık çağdı insanoğlu için; karanfil için; soğuklar, büzülme, uykuya yatma, mağarasına çekilme zamanıydı. Sıcaklar gelince karanfil: tüm endamını, doğal besinlerden; toprak, su ve güneşten alarak karanfilin tüm güzelliğini ortaya çıkarma zamanıdır…

 İnsanlığın her mertebesine ulaşmış insanlar yalan atar, sözlerinde durmazlar ve bütün gün ahlaktan söz ederken çalmayı-çarpmayı kurnaz ve zekilik terazisinde yüceltirlerken; karanfil ne çalar, ne çırpar ne de yalan söyler! Karanfil zamanı gelince açar ve aylarca sizi mutlu edecek görselliğin, şehvetin, huzurun; geçmiş ile bugün arasında, geleceğe uzanan bir güvence gibi size selam eder…

Güven Serin

4 yorum:

FADİŞ dedi ki...

Annem balkonunda her zaman karanfil yetiştirir, kırmızı karanfiller:)

Guven dedi ki...

Merhabayın. O anneye teşekkürlerimi iletin lütfen:))

RuZMARINKA dedi ki...

Karanfil je cvijet pomirenja, koji simbolizira blisko prijateljstvo, poštovanje i duboke emocije, crveni karanfil je cvijet ljubavi. Ako darujete voljenu osobu, time ju osiguravate protiv "zla ovoga svijeta"

Guven dedi ki...

Ruzmarınka Thank you. I've always liked carnations, ever since I can remember. I was happy to have such a beautiful meanings.