9 Mayıs 2011 Pazartesi

İNSANLIĞI ÖLDÜRMEK

Kamera; Güven     İstanbul
İnsanlığı öldürmeye çalışanlar; şehirleri de
öldürmediler mi? Güya, hepsi uygarlık adına!..
Mimarinin, estetiğin günahkar bulunduğu zavallı
şehirlerimiz...

İNSANLIĞI ÖLDÜRMEK



 İnsanı öldürmekle başlar insanlığı öldürmek. İnsanla birlikte ormanları, ırmakları, öldürmeye başlamışız… Öldükçe canlanmış hayat; öldürüldükçe fışkırmış öldürmeye inat binlerce hayat…

 Öldürmelerin, katledişlerin izahını akıl ve duygular ile anlatamayız. Ahlak da, vicdan da yardımcı olmaz ağıtların, yanık bir şekilde yakılmış türkülerin açıklanmasına. Acaba, tanrı bizim taşmış gönüllerimizin acılı yüreklerini teselli etmeye kalksa; nasıl bir söz ile başlardı?

 Ayıba, günaha, sevaba, ödüle, suça, cezaya ağzına kadar doymuş bu dünya; hangi sözü, kalıcı bir öğüt, gönüllü bir kabul ediş içinde algılanırdı. Bu dünyadaki oyunu sahneleyen tanrı; öldürmek ve yaşatmak için mi bunca insanı milyarlık döngünün bağrına bıraktı? Bunu hangi din adamı, hangi merhamet yüklü yüreklilikle açıklayabilir? Bu işlerde şeytanı suçlayıp; bu soylu, bu canavar insanın kurtulması mümkün müdür artık?

 Deniz Gezmişin idam sehpasındaki ölümü, tam tamına 25 dakika sürmüştür. Hâlbuki 1933–1955 yılları arasında İngiltere’de yaşamış ve baba mesleğini devam ettirmiş Cellât Albert, bu işi babası 13 saniyede yaparken 6,5 saniyeye indirmiştir. Ya Deniz Gezmişin cellâdı bu işi kaç saniyede yapmış? Tam tamına 1500 saniyede… Daha yaşama doymamış ve kendi yaşamını başka yaşamlara adamış bu genç adamın ölüm eziyeti bir değil, beş değil, 1500 saniye yaşanmış.

 Ne büyük bir insanlık ayıbı… Ne büyük bir lanetin çıkmayacak asla kazınamayacak insanlık lekesi. Ne hikmetse; kayırmayı, hileyi, hokkabazlığı, öldürmeyi kültürleştirmişiz de adam gibi cellât yetiştirmeyi bir türlü kültürleştirememişiz. Belki de vicdanlarımızdaki nasırlar bu işin hissedişini hiçbir zaman merhamet ile anlayacak durumda bile nice cellât ellerini bir ömür yıkadığı halde temizleyememiştir. Çünkü ellerin gerçek temizliği ancak vicdanın da temizlenmesi ile olur.

 Bu ülkede ölen, öldürülen insanların insanlık adına, ruhlarının rahatlaması için katilleri ortaya çıkarılmadığı takdirde bu ülke insanı; varlık içinde yokluk, mutluluk içinde hüzünleri yaşamaya devam edecek; kısır bir döngünün sallanan beşiği hiç durmayacak; dünyaya mutluluk yıldızları milyarlarca kilometre öteden ışıklar dağıtırken bile…

Her ölüm farklı türküleri, farklı sesleri yaşayanları ölüm ardından sessizce yaş dökenleri biraz olsun teselli olsun diye söylenecek. Bu türküler-sesler; ölümün ardından kalp ve gözyaşı dökenlere teselli olurken, öldürmeleri destekleyen canilere geceler boyu uykusuzluğun habercisi, uyarıcısı olacaktır.

Öldürme hangi koşulda tam anlamı ile ahlaki ve hukuki bir gönül rahatlığı yaratır insan denen canlıda. Öldürülecek kadar cani olabilecek bir canlıyı, bu kadar din ve ibadet ve aynı zamanda ibadethane bolluğu içinde bizi düşünen tanrı niye yolladı bu dünyaya? Bu soru, bu sorgulama ölümümün son nefesine kadar benle yaşayacak ve cevabı bir türlü alınamayacak bir irdelemenin anlatımıdır.

Federal Almanya’nın Başbakanı Merkel, ABD’nin temiz elli askerleri tarafından öldürülen Bin Ladin için; “ Bin Ladin’in öldürülmesinden memnun oldum.” Demesi halkı ve bazı hukukçular tarafından tepki ile karşılandı. Sanırım hukukun tükenmediği, adaletin kök saldığı ülkelerde sadece katiller değil, katilleri övgü bile suç olarak kabul görüyor. Ya bizlerde? Katil ve caniler neredeyse her köşede, her gölgenin ardında harika bir gönül rahatlığı ile cirit atıyor…

Federal Almanya Başbakanı Angele Merkel sadece tepki alsa iyidir! Aynı zamanda İş Mahkemesi Yargcı Heinz Httmann, Merkel’e Alman Ceza Yasasının 140. maddesine gereğince cezalandırılmasını istedi. Bu madde ağır suçları onaylamak ve övmeyi yaptırıma bağlıyor. Markel yargılanıp suçlu bulunursa 3 yıla kadar hapis de yatacak. Adalet adına, böyle kahraman yargıçları büyük bir saygı içinde bu onurlu görevlerinde öldü sanılan insanlık için bir damla da olsa katkılarından dolayı şükranlarımı sunuyorum.

Yargıç Heinz Httmann; “ Başbakanın bir öldürme karşısında memnun kalmasını, insanlık onuru, Hıristiyan ahlakı, merhameti ve hukuk devlet ilkeleri bağdaşmıyor.” Diye açıklama yapıyor yargıç Heniz Httmann.

Bu hatırlatma sadece Alman Başbakanı Merkel’e mi yapılıyor? Hayır… Tüm insanlığa, vicdanları küçülerek yok olma eşiğine gelmiş tüm insanlığı yok oluşun sınırından döndürecek yargıçlara, siyasetçilere, din adamlarına, eğitimcilere yapıyor…

Şimdi tam da bu anda bir şarkı geliyor kulağıma; “işte geldik gidiyoruz; hoşça kal kardeşim Deniz. Hoşça kal…”

 Güven











3 yorum:

A.Kadir Bekçi dedi ki...

Yazınızı okurken hikayesini çok iyi bildiğim Erdal Eren'in 12 Eylül döneminde idam edilmesi aklıma geldi.Suçsuz bir çocuk yaşı büyütülerek, 20 gün içinde idam ediliyor (Asmayalım da besleyelim mi.K.Evren)
Selamlar.

Guven dedi ki...

Merhaba Kadir Bey. İnsanı öldürmekle başladı insanlığı öldürmek... Ve yarattıkları sürü toplumunun tozları-toprakları altında ölüm korkusu yaşadılar bin kez... Halbuki bir kez ölüm; ölümlerin yaşama adanmışlığıdır soylu ve erdemli insanlar için...

Arzu Sarıyer dedi ki...

Bugün 40. yıl,acı yıldönümünde bu yazıyı tekrar okumalıydım.Okudum ve yürek sızımı defalarca duyumsadım...Umuyor ve diliyorum ki yazıların defalarca okunsun;Deniz'ler satırlarında ruhça yaşasın...